Ononoki ile tek kelime konuşamadan kendimi yine Kita-Shirahebi Tapınağı yolunda bulmuştum. Hayır, Oikura tüm bulmacalarını çözdüğüm halde beni oturma odasından salmamış falan değildi.
Aksine, elime bir fırsat geçmişti.
Şu garip ruh halinden sıyrılıp biraz tazelenmek için duşa gireceğini söyleyerek banyoya yönelmişti. Ben de bunu fırsat bilip kız kardeşlerimin odasına damladım.
Giderayak bir de şakayla karışık davette bulunmuştu: "Sen de pek iyi görünmüyorsun, bana katılmak ister misin?"
Sert bir dille reddettim. Benim bile aşmayacağım bazı sınırlar vardı.
Çok ürkütücüydü.
Zaten başıma gelen tüm bu acil durum, en başta yüzümü yıkayıp tazelenmeye çalışmam yüzünden çıkmıştı. Odadan çıkmadan önce banyo aynasına şöyle bir göz ucuyla baktım ama beklendiği gibi, sıradan bir aynadan fazlası değildi.
Neyse, kız kardeşlerimin odasına daldım.
Yotsugi Ononoki orada yoktu.
Bunun için pek çok açıklama, bir sürü yorum üretilebilirdi ama en akla yatkın varsayım, kendi başına yürüyüşe çıkmış olmasıydı.
Ancak bu varsayımı kabul etmedim.
Onca yorum arasından bunu seçmedim.
O fiyaka satan bakışları sinirimi bozsa da, o kibirli üslubu canımı sıksa da Ononoki her şeye rağmen bir uzmandı; kusurları ne olursa olsun işinin ehliydi.
Böylesi bir durumda bir uzmanın ortadan kaybolması, alarm zillerinin çalması demekti. Kafama silah dayasalar ona asla itiraf etmezdim ama o pratik iş bitiriciliğine ve sorumluluk duygusuna içten içe hayrandım.
Demek ki bir şeyler olmuştu. Bir şeyler yaşanmış ve onu harekete geçmeye zorlamıştı. Lanet olsun.
Böyle olacağını bilseydim, sabah ne pahasına olursa olsun öfkemi dizginler ve onu sonuna kadar dinlerdim. Evden çıkarken bunları düşünüyordum.
"Sodachi, ben biraz dışarı çıkıyorum," diye seslendim banyoya geri dönüp. Buzlu camın ardındaki silüetinden saçlarını yıkadığını anladığım kıza haber verdikten sonra BMX’ime atlayıp Kita-Shirahebi’ye doğru yola koyuldum.
Bayan Hachikuji şimdiye kadar dönmüş olmalıydı; durumla ilgili bilgilerimi güncellemeli ve stratejimi baştan kurmalıydım.
Aniden dibe vuruş.
Tüm bunlara "ılıman bir başlangıç" demekle hata etmiştim. Hala neler döndüğünü anlamıyordum ama muhtemelen her zamankinden daha büyük bir belanın içindeydim.
Bu gerçeklik huzursuz edici ve sakattı.
Belki de işin içinde gerçek bir risk vardı.
Evet, burası öyle masum bir aynalar diyarı değildi.
Kendi kendime bunun bilimkurgu mu yoksa fantezi mi olduğunu sormuştum ama düşününce, aynalarla ilgili ne kadar çok hayalet hikayesi vardı değil mi?
Şehir efsaneleri.
Sokak dedikoduları.
Uydurma masallar.
Mesela... Ayna mor renge mi dönmüştü?
Ah, yirminci yaşıma basmama şurada ne kalmışken o kelimeler zihnime üşüştü: Mor ayna.
Şehir efsanesi nasıldı sahi? Yirmi yaşına geldiğinde hala hatırlıyorsan seni öldüren lanetli kelimeler miydi? Laneti bozmak için başka bir tabir daha vardı sanki ama unutmuştum.
Üç kez "Kanlı Mary" demek miydi?
Hayır, o başka bir ayna lanetiydi.
Bunların konumuzla pek alakası yoktu gerçi; sadece aynalarla ilgili doğaüstü olayların sonu gelmiyordu işte. Benim gibi bir budala bile bir çırpıda bir sürü örnek sıralayabilirdi.
Bu durumda bu dünya, sadece mantıksız ve kopuk bir aynalar diyarı değil, arkasında geçerli bir sebebi olan doğaüstü bir fenomen olabilirdi.
Bir masa oyununda başlangıç karesine geri gönderilmişlik duygusuyla, tepesinde Kita-Shirahebi Tapınağı'nın taç gibi durduğu dağın eteklerine geri döndüm. Bir oyun için pek iyi bir sonuç sayılmazdı ama dürüst olayım mı? Keşke her şeye en baştan başlayabilseydim.
Bisikleti zincirler zincirlemez dağa doğru resmen depar attım; tam bir arazi koşusu gibiydi. Bu kadar kısa sürede o merdivenleri tekrar tekrar inip çıkmak bana geçen günü hatırlattı. Pek de güzel anılar sayılmazdı.
Neden olsun ki? O zamanlar tapınakta ikamet eden tanrı Hachikuji değildi ve şimdi...
Tapınağın kapısından içeri adımımı attım. Gerçekten de en başa dönmüş gibi hissediyordum. Tamam, abartmayayım ama sanki beş kare geriye fırlatılmış gibiydim.
"Selam Araragi! Ben geldim, Küçük Mayoi! Bakıyorum da işler senin için pek de yaver gitmemiş ha? Ama korkma! Böyle olacağını tahmin ettiğim için sadece senin için, evet sadece senin için Araragi, bu dostun tüm bağlantılarını kullandı ve çok güvenilir bir yardımcı getirdi!"
Yüce Tanrı Hachikuji, tapınağın önündeki yerinden büyük bir şevkle, ama gerçekten aşırı bir şevkle bağırarak bir "tanrı" takdim etti.
Dünya üzerinde bir daha asla karşılaşmayacağımı düşündüğüm o kişiyi.
Bizzat kendi ellerimle yaraladığım o kişiyi.
Herkes bitti de sıra ona mı geldi dediğim o kişiyi; Nadeko Sengok—
"Sss sss sss! Ne haber Koyomi Ağabey? Doğru bildin, benim! Bayağı oldu görüşmeyeli, değil mi? Ee? Bunca zamandır ne yapıyorsun bakalım? Hımmm?!"
"..."
Nadeko Sengok-kim?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.