Gece Fısıltıları

Üstümüzü değiştirdikten sonra otelin barına geçtik.

Teras katında, turuncu ışıkların aydınlattığı bir masaya geçip oturduk. Renkli kokteyllerimizi yudumlarken ağaçların kokusunu taşıyan ılık bir gece rüzgarı vuruyordu yüzümüze. İnsana gerçekten de Güneydoğu Asya’daki bir tatil köyündeymiş hissi veriyordu. Etrafta başka müşteri de yoktu; belki de buraya gelenlerin çoğu aileleriyle konakladığı içindi.

Runa omuzlarını düşürüp içini çekti. “Keşke bir hastaneye gidip doğum kontrol hapı alsaydım...” diye mırıldandı. “Hiç kararlaştıramadım ki. Zaten adetlerim de düzensizdir. En erken ayın yirmi beşinde olurum, gecikirse otuzunu bile bulur. Kestirmesi gerçekten çok zor.”

“Anlıyorum... Bayağı sıkıntılı bir durummuş.”

“Son zamanlarda hep gecikiyordu, ben de bu gezide sorun çıkmaz sanmıştım...” Dudak bükerek sitem etti. “Olacak iş mi, gele gele tam da yirmi beşinde geleceği tuttu!”

Ne diyeceğimi bilemediğimden sessizce dinlemekle yetindim. İçtiğim Awamori kokteyli hayli sertti, kafam hafiften dumanlanmaya başlamıştı bile.

“Lisedeyken kızlarla yüzmeye giderdik bazen. Beş kişiydik ve hepimize uygun bir zaman bulmak ölüm gibiydi. Tam gitmek istediğin dönemde birinin regli tutabiliyor, anlıyorum ama planı erteleyip başka gün gitmek de o kadar heves bırakmıyor insanda, bilirsin ya?”

Açıkçası pek bildiğim bir şey değildi... Cılız bir tebessümle gözlerimi kaçırdım.

“Biz kızların işi zor valla. Sırf bu bedenle doğduk diye her şey yolundaymış gibi davranmak zorunda kalıyoruz,” dedi.

Erkek bedeninin de kendine göre dertleri vardı elbette ama onların seviyesi bambaşkaydı muhtemelen. Şimdi durduk yere bunu tartışmaya açmak hiç sırası değildi, bu yüzden sessizce dinlemeyi sürdürdüm.

“Ama...” dedi Runa. Yüzünde beliren tebessümle başını öne eğdi. Hamileymiş gibi ellerini şefkatle karnına götürdü. “Burası, sevdiğin insanla birlikte var ettiğin o hayatı büyüteceğin yer... Çektiğim bütün bu sıkıntıların bunun için gerekli olduğunu düşününce, getirdiği tüm zorluklarla birlikte bedenimin kıymetini bilesim geliyor.”

“Runa...”

Bana bakarken yüzünde sıcacık bir gülümseme belirdi. Işıl ışıl parlayan gözleri, gecenin karanlığındaki lambaları andırıyordu. “Artık böyle düşünebiliyorsam senin sayende. Birbirimizi sevdiğimiz ve sen geleceğimizi gerçekten ciddiye aldığın için.”

Otel yüksekçe bir tepedeydi. İkinci kattaki masamızdan bakınca şehrin ışıkları muazzam görünüyordu. Gece Şinjuku bir avizeyi andırıyorsa, buranın huzurlu akşam ışıkları da adeta yıldızları andırıyordu.

“Ruhum da bedenim de bana ait. İstemediğim şeylere hayır diyebilirim... Aslında çok basit bir şey ama seninle çıkmaya başlayana kadar bunu hiç bilmiyordum...” Runa gözlerini gece manzarasına dikmişti fakat yüzündeki ifade bir anda bulutlandı, endişeli bir hal aldı. “Sanırım... o tarz konularda kızların da söz hakkı olabileceğini hiç düşünmemiştim daha önce.” Kendi düşüncesini onaylar gibi hafifçe başını salladı. Ardından bana dönüp utangaç bir tebessüm kondurdu yüzüne; hali son derece samimi ve mutluydu. “Kendime değer vermeyi öğrettiğin için teşekkür ederim Ryuto. Seninle olmaya başladığımdan beri kendimi daha çok seviyorum sanki.” Elini göğsüne götürdü. “Senin gibi harika birini kendime aşık edebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Bunu tüm kalbimle hissediyorum.”

“İlahi...” Bu kadarını duymak bile bugünkü dozum için fazlasıyla yeterliydi. “Şey, odamıza dönüp yatsak mı artık?” diye teklif ettim.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım, saat dokuza geliyordu. Uyumak için biraz erken sayılsa da yarın erkenden kalkıp Okinawa’yı daha çok gezebilirdik işte. Duruma iyi tarafından bakmaya çalışıyordum.

“Hayır. Odaya döneceğiz ama henüz uyumak yok.”

Runa’ya baktığımda dudak büktüğünü gördüm.

“Yoksa yine Enoshima’daki gibi bitecek,” diye ekledi.

“Efendim?”

Ellerim masanın üzerinde duruyordu. Runa ellerini nazikçe ellerimin üzerine koydu.

Sesini alçaltarak, “Biliyorsun, Ryuto...” dedi. “Ben de kendimi geliştiriyorum.”

“Nasıl yani...?”

Gece şehre tepeden bakan o restoranda söylediğim sözlerin taklidini yaptığını anlamıştım ama ne demek istediğini çözememiştim.

Runa elindeki açık mavi kokteyle dikti gözlerini. “Sana hiç söylemedim ama... bunca zamandır pratik yapıyordum.”

“Pratik mi... Ne pratiği?”

“Hani şu Oronamin C şişeleriyle...”

Hâlâ neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama eskiden boş Oronamin C şişelerini topladığını hayal meal hatırlıyordum.

“İlk başlarda dişlerim sürekli şişeye çarpıyordu, tıkır tıkır ses yapıyordu... Ama her gece çalışmaya devam ettim. Artık bu işin olacağını tamamen kavradım.” Runa’nın tebessümüne kendinden emin, cesur bir eda yerleşti. “Becerilerim konusunda bayağı iddialıyım.”

Ancak o an neyden bahsettiğini idrak edebildim. Vücudumu bir ateş bastı.

Runa dudaklarını baştan çıkarıcı bir şekilde araladı. “Seni sadece buramla da tatmin edebileceğime eminim.”

Kırmızı, ıslak dili hafifçe dışarı çıkarken parmağıyla ağzını işaret ediyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.