Birleşen İki Ruh

O an nihayet gelip çatmıştı.

Otelde erken bir akşam yemeği yemiştik fakat her zamanki iştahımın yarısı bile yoktu. Bir bakıma öğle yemeğinin üzerinden çok vakit geçmediğindendi ama asıl sebep, içimi kaplayan o yoğun heyecan ve gerginlikti. Tabağımdakilerin tadını da, masada ne konuştuğumuzu da doğru dürüst hatırlayamıyordum.

Odaya döndükten sonra yarım saat kadar televizyona baktık. Ekrandaki görüntülerden tek bir kırıntı bile zihnimize ulaşmıyordu.

Runa'nın aniden sessizliği bozmasıyla yerimden sıçradım.

"Şey, banyo vakti geldi mi dersin?" diye sordu.

"E-Evet. Önce sen girmek ister misin...?"

"O-Olur..." Runa utangaç bir tavırla başını salladı ve banyonun yolunu tuttu.

Aralıksız geçen otuz dakika boyunca kendime uğraşacak tek bir şey bile bulamadım. Saat henüz akşamın yedisiydi ve gökyüzü hâlâ hafifçe aydınlıktı.

"Beklettiğim için üzgünüm," diyen Runa, çekingen adımlarla banyodan dışarı çıktı.

Ardından duş alma sırası bana geldi.

Ve en sonunda, beklenen an gelmişti...

Banyoya girmeden önce açık olan perdeler şimdi tamamen çekilmişti. Televizyon kapatılmıştı.

Runa yatağa oturmuş, düzleştirilmiş saçlarıyla oynarken bir yandan da telefonuna bakıyordu.

"Ah, Ryuto. Hoş geldin..."

Beni gördüğü an bakışlarını kaçırdı. Makyajsız olduğu için utandığını düşündüm ilk önce ama sanırım ardında çok daha büyük bir neden yatıyordu.

"Şey, evet..." diyebildim sadece. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Böyle bir anda havadan sudan konuşmak da pek doğru hissettirmiyordu.

Otelin sağladığı pijama takımlarını giymiştik ikimiz de. Göğüs kısmında tek bir düğmesi bulunan, bol ve uzun pijama üstleri vardı üzerimizde.

Runa'nın yanına oturdum. Aramızda bir kişinin daha rahatça sığabileceği tuhaf bir mesafe kalmıştı.

Kaldığımız oda ne çok geniş ne de dar sayılabilecek bir yerdi. Bir yatak, küçük bir sehpa ve iki sandalyeden oluşuyordu. Bütün mobilyalar kahverengi tonlarındaydı ve tıpkı otelin geneli gibi insana Güneydoğu Asya'daki bir tatil köyünü çağrıştırıyordu.

Oda o kadar sessizdi ki tavandaki pervanenin hafif dönme sesi bile duyuluyordu.

Hadi bakalım. Söze nereden başlasam ki acaba...?

Çekine çekine yanıma döndüğümde bir şey fark ettim...

"...Hık..."

Runa elini yüzüne kapatmış, için için ağlıyordu.

"Ha...?" Şaşkınlıkla kalakaldım.

"Özür dilerim, böyle olsun istememiştim..." Runa bana bakıp gözyaşlarını sildi. "Sadece biraz korkuyorum..."

"Nasıl...?"

Ne korkunç gelebilirdi ki? Birlikte olmak mı? Ama bu onun ilk deneyimi değildi ki...

Ben öylece kafam karışmış bir halde otururken Runa konuşmaya devam etti. "Seni kaybetmeyi hiç ama hiç istemiyorum," dedi alçak bir sesle. Yüzü acıyla buruşmuştu. "İlk defa biriyle böyle bir ilişki yaşıyorum... Bu dört yıl boyunca seni o kadar çok sevdim ki..."

Sözlerini tamamlarken gözlerinden yeni yaşlar süzüldü. Masadaki peçeteliğe uzanıp alelacele bir tane çıkarıp ona uzattım.

"Teşekkür ederim... Biliyorum, beni zaten sevebileceğin kadar çok seviyorsun ama yine de... Ya henüz birlikte olmadığımız için böyleyse?"

"Ne...? Dert ettiğin şey bu mu yani...?" diye sordum.

"Evet." Runa onaylayarak başını salladı. "Aklım bunun doğru olmadığını, senin öyle biri olmadığını söylüyor ama yine de içim rahat etmiyor..."

"Runa..."

Eski ilişkileri yüzünden mi böyle düşünüyordu acaba?

"Zihnimin bir köşesinde hep bu korku vardı... Sınavların bittiğinde, ikimiz de çok meşgulken bile 'Hadi yapalım' demeye elim bir türlü gitmedi..."

"Runa..."

Demek zihnini kemirip duran şey buydu.

Üniversiteye girdiğimden beri aramızda dolaşan o tanımlayamadığım gerginlik sanki bir anda sis gibi dağılıvermişti.

"Ama... bu sefer kararlıyım." Runa peçeteyi yüzünden çekip doğrudan gözlerimin içine baktı. Gözyaşları kurumuştu, bakışları sarsılmaz bir kararlılıkla doluydu. "Seninle bir olacağım. Sırf birlikte olduk diye benden soğuyacak bir adam olmadığına tüm kalbimle inanıyorum."

Sözünü bitirmesine bile fırsat vermeden başımı kararlılıkla salladım. "Elbette. Birlikte olsak da olmasak da seni her halinle seviyorum."

"Doğru..."

Runa'nın hafifçe tebessüm ederek başını salladığını görünce zihnimde bir anı canlandı. Bu ifadeyi yakın zamanda da görmüştüm; Kurose-san'ı ikna etmeye çalıştığı o anki yüz ifadesinin aynısıydı.

"Bence birine güvenmek, onun tarafından ihanete uğramayı göze alabilmektir. Ryuto bana ihanet etse bile... ben bunu kabullenebilirim. Yaşamaya devam edebilirim."

Onu bu sözleri söylemeye iten şey bu muydu yani? Belki de Okinawa'da benimle birlikte olmaya karar verirken tüm bu süre boyunca içindeki o huzursuzlukla tek başına savaşmıştı... Ve ulaştığı son nokta bu olmuştu.

Runa'nın yüzünde ansızın bambaşka bir gülümseme belirdi. "Yani... Bu gece tamamen seninim."

Sevdiğim o sıcacık, tatlı gülüşüyle bakıyordu bana.

"Runa..."

İçim sevgilimle dolup taşarken onu kendime doğru çektim.

Ona ilk kez Enoshima'daki o handa sarılmıştım. O gün hissettiğim sıcaklığı ve vücuduma yayılan o tatlı arzuyu tıpkı o andaki gibi yeniden duyumsuyordum. Ancak aradan geçen dört yıldan sonra içimde beliren bambaşka bir duygu daha vardı.

Runa, o zamanlar nasıl biri olursam olayım beni her halimle kabul etmişti. Bana kendisinin pek çok farklı yüzünü göstermişti.

Yeni ailesini nasıl bağrına bastığına şahit olmuştum. Nihayet hayalini bulduğunda onun peşinden nasıl tutkuyla koştuğunu izlemiştim. Masum halini de görmüştüm, hüzünlü halini de. Özünün tüm renklerini cömertçe sermişti önüme.

Ben de ona sonuna kadar inanıyordum. Ona kalbimin en derin yerinden saygı duyuyordum.

Runa'yı el üstünde tutmak istiyordum; hem geçmişteki halini hem de gelecekte dönüşeceği kişiyi. Birlikte geçirdiğimiz anları da ayrı kalmak zorunda olduğumuz zamanları da. Birlikte geçireceğimiz o uzun yılları... ya da belki de onu yalnız bırakacağım o anları.

Yüreğim her daim onunla birlikte çarpmıştı. Bu hissi anlatacak doğru sözleri çok uzun zamandır biliyordum ve o cümleyi içimde saklayıp durmuştum. Artık o kelimeleri dile getirmenin vakti gelmişti.

"Runa."

Adını fısıldadıktan sonra onu yavaşça yatağa doğru ittim.

"Sen... benim her şeyimsin."

Dudaklarımdan biraz acemice dökülmüştü belki ama doğrudan gözlerinin içine bakarak söylemeyi başarmıştım.

"Ryuto..." Runa'nın gözleri ardına kadar açıldı ve parıltılı gözyaşları yanaklarından aşağı süzülmeye başladı. "Sen de..." Kollarını boynuma dolayıp beni kendine çekti. "Sen de benim her şeyimsin..."

Kulağıma fısıldadığı bu kelimeler başımı döndürdü.

"Teşekkür ederim..." diye devam etti Runa. "Artık içimde en ufak bir endişe bile kalmadı."

Benden biraz uzaklaşıp gözlerimin içine baktığında yüzünde mutlu bir tebessüm vardı.

"Runa..."

Bedenim de ruhum da alev alev yanıyordu. İçgüdülerimin beni yönlendirdiği şekilde tam onu öpmek üzereyken tavırlarındaki tuhaflığı fark edip duraksadım.

Runa'nın yüzünde garip bir ifade vardı. Tanımlamak gerekirse, sanki dişlerinin arasına bir şey takılmış da bir türlü çıkaramıyormuş gibi kıvranıyordu.

"Hmm?" Runa başını yana eğdi.

"Ne oldu?" diye sordum.

İrkilerek bana baktı. "Özür dilerim, banyoya gidebilir miyim?"

"Ha? Elbette..."

Şimdi mi? Eh, doğanın çağrısına karşı konulmazdı tabii...

Böylece yatakta kıvranarak onu beklemeye koyuldum. Runa bir ara banyodan çıkıp odanın köşesindeki eşyalarının arasından bir şey aldı ve tekrar içeri girdi. Ne yaptığını bir türlü anlayamamıştım.

Ve birkaç dakikalık bekleyişin ardından...

Runa, omuzları çökmüş bir halde banyodan tekrar çıktı.

"Gelmiş..." dedi.

"Ha?"

"Regl olmuşum..."

Söylediği şey beni bir anlığına dilimi yutmuş gibi çaresiz bıraktı.

"Ne?!" diye bağırdım.

Olamaz! Neden tam da şimdi olmak zorundaydı ki?!

"Yani... Bu ne anlama geliyor?" diye sordum.

"Hm?"

"Yani, regl iken birlikte olmak imkansız mı?" Kadın bedenine dair o kadar cahildim ki kendimi tutamayıp sormuştum işte.

"Şey..." Yüzünde sıkıntılı bir ifade belirdi. "İmkansız olduğunu sanmıyorum... Ama etraf kirlenir, hem karnım da ağrıyor... Bu şartlar altında pek içimden gelmiyor açıkçası..." Kendi kendine fısıldar gibi ekledi: "Sonsuza dek hatırlayacağımız ilk gecemizin hemen öncesinde bunun yaşanması tam bir felaket..."

Cevap verecek gücü toplamam hayli zamanımı aldı. "Anladım..." diyebildim en sonunda.

Hüsran kelimesi hissettiklerimin yanında hafif kalırdı. Bütün gücüm çekilip gitmişti sanki. Üzerine tuz dökülmüş bir sümüklüböcek gibi yatağın üzerinde eriyip gidecekmiş gibi hissediyordum.

Beni o halde gören Runa telaşla sordu: "Y-Yine de yapmak ister misin?"

"Ha?"

"Bu gidişle tuhaf bir çifte dönüşeceğiz... Zaten dört yıldır sevgiliyiz... Ama her yer kan içindeyken ilk kez birlikte olmak da çok garip olurdu... Otel çalışanlarına da rezil oluruz..."

Runa ellerini başına götürüp çaresizce kıvrandı. Sonra aynı hızla ellerini kucağına koyup kederle başını öne eğdi.

"Bu saatten sonra Nicole dışında hiçbir arkadaşıma ilişkimizden bahsedemem zaten... Kimsenin bizi anlayacağını sanmıyorum."

Haklıydı muhtemelen. Icchi ve Nisshi'ye bile durumumuzdan bahsetmemiştim.

"Siz ikiniz gerçekten çok özelsiniz, hem de her anlamda."

Sekiya-san da benzer bir şey söylemişti zamanında.

"Eğer senin için sorun değilse bugün de yapabiliriz..." diye başladım söze. Ne de olsa her an hazırdım. "Ama en ufak bir rahatsızlık duyuyorsan, başka bir zamana erteleyebiliriz..."

"Gerçekten mi...? Senin için gerçekten sorun değil mi?" Runa endişeli gözlerle yüzüme baktı.

Tereddütle başımı salladım. "Evet... Tabii ki ilişkimiz, insanların bir çiftin nasıl olması gerektiğine veya ne yapması gerektiğine dair fikirlerinden farklı olabilir..."

Belki de bu tatilde birlikte olmamak bizi daha da garip bir çift yapacaktı. Yine de...

"Ama benim istediğim şey..." diye devam ettim, "ilişkimizin gerçek bir sevgi üzerine kurulması—başka hiçbir şeyle değiştirilemeyecek bir bağ olması."

"Ryuto..."

Runa'ya daha önce hiç bahsetmediğim bir şey geldi aklıma. "Kujibayashi-kun bir keresinde bana bir şey söylemişti..." diye anlatmaya başladım. "İsimlerimizdeki 'ay' ve 'ejderha' kanjilerinin ikisi de belirsiz bir şeyi ifade ediyormuş. Görünüşe göre bu iki kanji bir araya geldiğinde 'belirsizlik' sözcüğü ortaya çıkıyormuş."

"Ne...? Cidden mi?" Runa merakla gözlerini kocaman açtı. Yatağın yanında şarjda duran telefonuna uzandı. "Vay canına, haklıymışsın! Cidden böyle bir şey varmış! İnanılmaz!" Sonra telefonundan başını kaldırıp bana baktı. "Pek de hayra alamet bir anlamı yok gibi ama, değil mi? Yani ikimizin de bir tahtasının eksik olduğu anlamına gelmiyor mu bu?"

"İlk başta ben de öyle düşünmüştüm." Runa'nın benimle aynı tepkiyi vermesi yüzümü güldürdü. "Ama onun dediğine göre ikimiz birlikte o belirsizliği kendimize çekiyormuşuz."

Runa başını hafifçe yana eğdi. "Nasıl yani?"

Bu soruyu soracağını zaten tahmin ediyordum. "İşte insanların aşk dediği şey tam olarak buymuş."

"Aşk..." Kelime Runa'nın dudaklarından dökülüverdi. Ardından gözleri yine doldu. "Anladım..." Kirpiklerinin ucundan bir damla yaş süzüldü. Yüzünde ağlamakla gülümsemek arası bir ifadeyle bana sarıldı. "Evet. Aşk değilse ne olabilir ki zaten bizim ilişkimiz?"

Runa'nın sıcaklığını göğsümde hissettim. Bu his içimdeki arzuyu körüklüyor, bir yandan da dünyadaki en zarif, en ince duyguları uyandırıyordu.

"Sanırım zamanla birbirimize gerçekten aşık olduk!" dedi Runa.

Ona aşkımı ilan ettiğim o günü hatırladım.

"Yani seninle yatmak istersem... Doğrudan söyleyeyim, değil mi?"

"Biliyor musun, belki de o noktaya geldiğimizde, ilişkimizin üzerine kurulduğu o cılız his nihayet aşka dönüşür."

O günün üzerinden dört yıl geçmişti.

Tokyo'dan kilometrelerce uzakta, Okinawa'da... Bir zamanlar köşe bucak aradığımız şeyi nihayet bulduğumuzu fark ettik.

O belirsiz, şekilsiz ama bir o kadar da yumuşak ve sıcacık hissi...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.