Zihindeki Yırtıcı

Beyazlı kız karanlığın içinde süzülüyordu.

Kollarını her savuruşunda karanlık yarılıyor, ardındaki uçsuz buçsuz manzara açığa çıkıyordu.

Atların otladığı meralardan gökdelenler yükseliyordu. Kız, bulutların arasından süzülerek bu gökdelenlerden birinin tepesinden aşağı bırakmıştı kendini. Grilere bürünmüş ofisler yüzlerce kat yüksekliğindeydi. Hepsini bir çırpıda geçerek hızla yere doğru çakılıyordu.

Burası bir rüya dünyasıydı ve büyük ölçüde içine daldığı deneğin anılarından inşa edilmişti. Beyazlar içindeki kız burada bir tanrıydı ve bunu kimse değiştiremezdi.

“Vakti nasıl öldürsem acaba?” diye mırıldandı.

Buradaki anıların altını üstüne getirmiş, yağmalamıştı zaten; artık göreceği yeni bir şey kalmamıştı.

Esnemesini bastırdığı sırada, daha önce kovduğu karanlık dalgalar halinde geri döndü. Dünya bir anda gündüzden geceye evrildi. Keyfi yerine gelmiş bir halde kaşlarını kaldırdı.

Önünde bir kurt duruyordu.

Kurt ayağa kalktı, biçim değiştirdi. Pençeli ön ayaklar insan kollarına dönüştü; siyah kürk ise aynı renkte kıyafetlere ve saçlara büründü. Kehribar gözler kısıldı, kemikli bir burun yapısı belirdi. Ortaya çıkan kız, tüm benliğiyle bir etobur olduğunu haykırıyordu. Dönüşümünü tamamlamış olsa bile onda hayvani bir şeyler vardı. Kendi ormanında kaybolmuş her insanı parçalayıp yiyecek gibi duruyordu.

“Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Nasılsın?” diye sordu beyazlı kız. “Burada olacağını tahmin etmiştim. Yani, bana o mesajı gönderen sendin: ‘Biliyorum’ demiştin.”

“Her zaman iğrenç bir yosmaydın zaten. Bu kadar kolay ölmeyeceğini biliyordum.”

Sesi bir canavarın hırıltısını andırıyordu.

Beyazlı kız ellerini havaya kaldırdı.

“Güvenini kazanmış olmama sevindim! Hiç değişmemişsin. Bir şeyi kafana koydun mu seni hiçbir şey durduramaz. Kelle Avcısı Birliği ile ne zaman iletişime geçtin? Zavallı şeyler. Kadın, son anına kadar kendi özgür iradesiyle hareket ettiğine inanıyordu.”

Canavar cevap vermedi, sadece kıza dik dik bakmakla yetindi.

“Dilini mi yuttun?” dedi beyazlı kız, zerrece istifini bozmadan. İkisinin de bildiği şeyleri kelimelere dökmeye bayılırdı ama bu aslında pek de gerekli değildi.

Kelle Avcısı kadının zihin bulandırma büyüsü altında olduğunu ilk bakışta anlamıştı. Kimin parmağı olduğunu bulabilmek için o dövüşü kabul etmiş, kadını köşeye sıkıştırmıştı. Üstün bir teknik ve yetenekle zihin bulandırma büyüsünün üzerine yazmak mümkündü ancak o kadının üzerindeki büyü muazzamdı. Beyazlı kız bile zorlanırdı. Bin iki yüz yıl yaşamıştı ve bunu yapabilecek sadece tek bir kişi tanıyordu. Tek motivasyonu bu değildi elbet ama Kelle Avcısı’nı sağ bırakmasının nedenlerinden biri de buydu.

“Buralara kadar gelmişsin, sana biraz misafirperverlik göstermeliyim,” dedi. “Ne istersin? Meyveli tart? Makaron?”

Canavar onu duymazdan geldi.

“Sandalcıyla görüştün mü?” diye sordu sadece.

Beyazlı kadın bu sorunun geleceğini biliyordu.

Canavar henüz pes etmemişti.

“Görüştüm. Yeniden dirileceğimi biliyordum, bu yüzden bir faydası olmadı; gerçekten ölmediğin sürece konuşmuyor. Karşı tarafa geçmek için doğru rotayı takip etmelisin.”

“Anlıyorum.”

Canavarın kehribar gözleri parladı. Beyaz saçlı kız, karşısındakinin düşmanlığını hissedince teninin ürperdiğini duyumsadı.

“Oraya gitmenin bir yolunu bulacağım. Yoluma çıkarsan ölürsün.”

“Denemeni çok isterim,” dedi beyazlı kız ve parmaklarını şıklattı.

Yukarıdaki karanlık yarıldı. Ardından canavarın bedeni parçalara ayrılmaya başladı. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi yoktu. Bu mekanda rakibinin üstün olduğunu zaten biliyordu. Canavar, yani siyahlı kız, sessizlik içinde ona bakmaya devam etti.

Ta ki son parçası da yok olup gidene dek.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.