Bilinci bir gidip bir geliyordu ama Rogue bir yere götürüldüğünün farkındaydı.
Burnuna keskin bir antiseptik kokusu doldu. Altındaki zemin sarsılıyordu. Elinden ve ayağından bağlandığı için kımıldayamıyordu. Gözlerini açsa bile etraf bir şey göremeyeceği kadar karanlıktı.
Bir bagajda mıyım?
Bilinci tekrar kapandı.
Yeniden kendine geldiğinde rüzgarın uğultusunu duyabiliyordu.
Rogue rüzgarı ensesinde hissetti. Denizin kokusunu aldı.
Üzerinde yattığı zeminin artık hareket etmediğini fark etti. Catherine hemen yanında yürüyordu. Rogue hala yatay vaziyetteydi ama Catherine ile aynı hizada, havada süzülüyordu.
Levitasyon büyüsü mü?
Zihni pek yerinde sayılmazdı ama bu kadarıyla mantık yürütebildi.
Chronos önlerindeydi. Ufuk çizgisi de öyle. Gökyüzü karanlık, hava soğuktu. Artık gece olmuştu. Bir falezdeydiler... Ne kadar zaman geçtiğini merak etti.
“Burası meşru olarak son sığınağım,” dedi Chronos. “Bu depoları denizaşırı ülkelerden farklı bir isim kullanarak satın aldım. Burada çalışanlar için üzgünüm ama hayat sürprizlerle dolu.”
Rogue ile değil, Catherine ile konuşuyordu.
“Sanırım öyle.”
“Daha mutlu olmalısın. Sayende kurtuldum.”
“Ama...”
Görüş alanlarına devasa bir depo girdi. Birden fazla balinayı içine alacak kadar büyüktü. Kepenkler kapalı olduğundan arka girişe yöneldiler. Chronos, elektronik bir kilide şifreyi girip kapıyı açtı.
İçerisi nakliye konteynerleriyle doluydu. Rogue, hala hareket edemez halde içeri taşındı. Kapı tamamen gözden kaybolana dek ilerlediler ve sonunda durdular.
“Pekala, indir onu,” dedi Chronos.
Rogue yavaşça yere, yüzüstü bırakıldı.
“Hipnozu kaldırabilirsin. Aklı başındayken dinlemesini istiyorum.”
“......Teşekkürler, peri,” dedi Catherine.
Ardından Rogue’un zihnindeki o pus dağıldı. Görüşü netleşti. Catherine ve Chronos tepesinde dikilmiş ona bakıyorlardı. Kalkmaya çalıştı ama başaramadı; alnı sertçe zemine çarptı. Kontrol ettiğinde uzuvlarının sıkıca bağlı olduğunu gördü.
“Gerçekten etkileyici. Hiç hazırlığa ihtiyaç duymadın. Sana neden Aziz dediklerini şimdi anlıyorum.”
Chronos diz çöktü ve Rogue’un omuzlarını sarstı.
“Kaldır kafanı.”
“......Neden?”
Neden Chronos ve Catherine birlikteydi?
“Şey... Dedektif...”
Catherine elleriyle yüzünü kapatmıştı. Omuzları titriyordu. Her an bayılma eşiğinde gibiydi. Onu bu kadar köşeye sıkıştıran neydi? Miseria tepesine bindiğinde bile bu kadar sinmemişti.
“Ona ne yaptın?!” diye hırladı Rogue, tozun toprağın içinde debelenerek.
“Hiçbir şey.” Chronos omuz silkti. “Sadece onun hakkında senden biraz daha fazla şey biliyorum. Arşiv Odası’ndaki imparatorluk tarihini okudum. Şans eseri tam da onunla ilgili sayfa açıktı. Ne yaptığını biliyorum.”
“......Lütfen,” diye hıçkırdı Catherine. “Ona söyleme.”
“Ama söylemek zorundayız,” dedi Chronos pişmanlık dolu bir sesle. Rogue’a döndü. “Dedektif, onlara neden cadı demeye başladığımızı biliyor musun?”
“......İmparatorluk için felaket getirdikleri için.”
“Doğru. Ama tam olarak öyle değil.”
“......Güçleri olduğu için.”
“Hayır. Bilmemen normal. Ama bir cadıyı cadı yapan şey, zihin yapısıdır.” Chronos parmağıyla şakağına vurdu. “Kurtlar koyunları avlar. Bu onların doğasıdır. Peki ya bir koyun, başka bir koyunu yerse? Et yemeye ihtiyaçları yoktur ama kendi türlerini katlederler. Dedektif, anlatmaya çalıştığım şey şu: Cadılar yamyamdır. Kendi türlerine sırt çevirmişlerdir. Sahip oldukları güçlerin konuyla alakası yok. Güçleri yetersiz olsa bile, cadılar sadece kendi arzularını tatmin etmek için yaşarlar.”
Chronos burada parmağıyla Catherine’i işaret etti.
“Aziz Catherine, memleketini yanardağın ateşinden kurtaramadı. Ama işin aslı bu değil. Onları kurtarabilirdi; sadece kurtarmadı.”
“......Yeter artık...... Yalvarırım sana......,” diye yakardı kadın.
Gözyaşları Catherine’in avuçlarından aşağı süzülüyordu.
“Ah, bırak bu numaraları Aziz. Bundan zevk alıyorsun. Sen insanlara ihanet etmek için yaşıyorsun.”
Chronos, kadının ellerini yüzünden zorla çekti; o gözyaşlarının ardındaki sırıtışı ortaya çıkardı. Doğum günündeki bir çocuk gibi gülümsüyordu.
“Bana bakma Dedektif,” diye mırıldandı keyifle, gözyaşları hala dökülürken. Dudakları muazzam bir gülümsemeyle kıvrıldı.
“Cath...erine?” Gözlerine inanamıyordu. “Şaka yapıyorsun... Öyle olduğunu söyle!”
“Ö-özür dilerim Dedektif! Bu çok gerçek. Şu an o kadar heyecanlıyım ki!”
“Ne-neden? Bu cani katilin dışarıda kalmasına izin veremeyeceğimizi söylemiştin! Yalan mıydı?!”
“Hiç de değil!” diye haykırdı Catherine, onun sesini bastırarak. “Masum insanların başına korkunç şeyler geliyor! Elbette onlara acıyorum! Bu suçlar kabul edilemez!”
Sesi acı dolu geliyordu.
Bu bir yalan gibi değildi. Kurbanların acısını paylaşıyor ve onları gerçekten kurtarmak istiyordu. Rogue bu duyguları sezebiliyordu.
Zaten bu yüzden...
“Ama onu bu kadar güzel yapan da bu işte! Bana güvenen insanların, canları çekilirken yüzlerinin keder ve gazapla çarpılmasını izlemekten daha çok sevdiğim hiçbir şey yok!”
Rogue onun ne saçmaladığına dair en ufak bir fikir yürütemiyordu.
“Şu-şu... suçluluk duygusu o kadar iyi hissettiriyor ki!” diye kekeledi. “Kendimi durdurmaya gerçekten çalıştım! A-ama siz çok dürüst bir adamsınız Dedektif Rogue! Size ihanet etmenin nasıl bir şey olacağını hayal etmeye başladım ve bunu bir türlü aklımdan çıkaramadım!”
Sesi gittikçe yükseliyordu. Gözyaşları hala akıyordu. Bu, kederinin de gerçek olduğunun kanıtıydı.
“Çok, çok özür dilerim! Size ihanet ettiğim için, ölümünüze sebep olduğum için ne kadar özür dilesem az! Benden dilediğiniz kadar nefret edin! Beni asla affetmeyin!”
Söylediği her kelimede samimi olduğu belliydi.
Ama...
...o konuştukça, Rogue’un yüreği buz kesti.
“Özür dilerim... Çok, çok özür dilerim!”
Catherine bu itiraf boyunca dişlerini göstererek gülüyordu. Dudaklarında genişçe bir sırıtışla doğrudan adamın gözlerinin içine bakıyordu.
Ah... Şimdi anlıyorum.
Rogue sonunda Miseria’nın ona ne demek istediğini kavramıştı.
“Dürüst insanları severim. Senden ise tiksiniyorum. Nedenini anladın, değil mi? ‘Aziz’ Catherine? Hiçbir kurtuluş sunamayan, zavallı, küçük bir cadı.”
Bu tamamen doğruydu. Miseria, Catherine’in doğasını en başından beri biliyordu. Catherine hiçbir kurtuluş sunamazdı ve bunu asla amaçlamamıştı. Bu da ona sonsuz bir keder veriyordu... Ne kadar da sahtekarca.
Rogue donup kalmış halde yatarken, ayak sesleri ona yaklaştı.
“Seni bayıltan oydu. Sana hipnoz büyü yaptı. Sonra beni hücreden çıkardı. Cadıların peşimize düşeceğini sanmıştım ama o bunu da halletti; gizlenme büyüsüyle.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.