Leydi Saya duraksadı. Sanki zaman donmuş gibi kaskatı kesildi. “Az önce ne dedin sen?” Öyle bir donup kalmıştı ki, kelimeler ağzından kesik kesik döküldü.
“Şey, Kül Cadısı Elaina diye birinden ders aldığımı söyledim sadece. Ama sonuç tam bir felaketti.” Az önceki gibi omuz silktim.
“...Anlıyorum. Öhöm!” Leydi Saya boğazını temizledi. “Beni dinliyor musun Crechill? Birinin öğrencisi olduğunda, bazen öğretmeninin beklentilerini sezip ona göre hareket etmen gerekir. Sonuçta öğretmenler sadece yol göstericidir. Ama eğer öğrencinin öğrenmeye meyli yoksa, öğretmen yolu ne kadar iyi hazırlarsa hazırlasın hiçbir işe yaramaz. Anlıyor musun?”
“Aniden ne oldu böyle?”
“Elaina’dan tam üç gün ders alıp da rakibini yenemediğini bir düşünsene! Elaina bunu duysa hıçkırarak ağlardı!” Bir anda Leydi Saya histerik bir şekilde bağırmaya başladı.
Bu kadının duyguları aniden neden bu kadar dengesizleşti, anlamıyorum.
Acaba Elaina ismi lanetli bir tılsımlı sözcük falan mıydı?
“Görünen o ki, sana doğru yolu göstermek için Elaina’nın bıraktığı yerden bayrağı devralmam gerekiyor. Amma da umutsuz vakasın, hayret bir şey!”
Leydi Saya derin bir iç çekti.
“Neyse, eğer kendini benim ellerime bırakırsan bu iş çocuk oyuncağı olur. Her şeyi bana bırak,” diyerek elini göğsüne vurdu.
“Ç-çok teşekkür ederim...!”
Bir an önce o azizeler gibi duran kadın gitmiş, yerine bu gelmişti.
Az önce ne yaşandı böyle?
“Pekala Crechill, şu rakibinle arandaki ilişkiyi bana biraz daha detaylı anlatsana?”
Söylediğine göre, toplumda saygı gören, seçkin bir kişilik olan Leydi Saya o gün iş için şehre gelmişti ve yaklaşık üç gün kalacaktı. Çok yoğun olduğu için üç günden fazla kalamayacağını söylüyordu; yani eğitimim için ayrılan süre de üç günle kısıtlıydı. Garip bir şekilde, daha önce öğretmenim olması için yalvardığım cadı Leydi Elaina ile geçirdiğim süre de tam olarak bu kadardı.
“Üç günümüz olsa da Elaina kadar yumuşak olmayacağım! Şimdiden hazırlansan iyi edersin!” diye kestirip attı Leydi Saya.
Ömrümün sonuna kadar peşinden ayrılmayacağım.
“Rakibim Nadona benimle aynı seviyede bir dahi—”
Nadona hakkında bildiğim her şeyi Saya’ya anlattım. Garip bir şekilde, Leydi Elaina’nın tavsiyeleri üzerine edindiğim bilgiler burada işime yaramıştı.
Nadona ile son düellomuz vesilesiyle dışarı çıktığımız için onun zevklerini ve tercihlerini az çok anlamıştım.
Nadona.
Onun bir dahi ve mesafeli biri olduğunu biliyordum ama aynı zamanda kitap okumaktan, tatlılardan hoşlanan ve izin günlerinde arkadaşlarıyla dışarı çıkmayı seven bir kız olduğunu da biliyordum.
“Ohooo!” Leydi Saya, Nadona ile olan ilişkimi duyar duymaz tuhaf bir tepki verdi.
“Şimdi de, son düellodan önceki gezintiniz sırasında neler konuştuğunuzu biraz daha detaylı anlatır mısın?”
Nedense bu hanımefendi bir anda pek bir keyiflendi.
“Şey...”
Hatırladığım kadarıyla her şeyi anlattım. Şuydu, buydu falan filan derken hepsini döktüm.
“Çoooook ilginç.”
Ben anlatırken Leydi Saya öğle yemeği için sipariş ettiği makarnayı gitgide daha hızlı yemeye başladı. Sanki benim anlattıklarımı yemeğiyle beraber midesine indiriyordu.
Ama koca bir tanrıça bu kadar kaba bir şey yapmazdı herhalde. Muhtemelen sadece çok acıkmıştı. Çok meşgul, saygıdeğer cadılar bile acıkırdı sonuçta. Hatta bu kadar meşgul olduğu için besin alımı konusunda özellikle titiz davranıyor olmalıydı. Öyle olduğuna eminim.
“Anlıyorum, şimdi durumunu çoooook daha iyi kavradım! Tam üç günümüz varken şu Nadona denen kızı parmağımızda oynatırız. İçin rahat olsun.”
“Vay canına, gerçekten mi?!”
Sadece anlattıklarımı dinleyerek kafasında Nadona’yı alt edecek bir plan kurmuş olmalıydı. Biliyordum işte. Gerçek dahi dediğin böyle olurdu...!
“Lütfen bana yol gösterin!”
Derin bir reverans yaparak Leydi Saya ile eğitimime başladım.
“Heh heh heh... Elaina’yı bana borçlu çıkarmak için ne harika bir fırsat...!” Leydi Saya kendi kendine mırıldanıyordu. İfadesi tanrıçadan ziyade bir şeytanı andırıyordu.
Bu kadının duyguları neden bir anda bu kadar dengesizleşti, hâlâ çözebilmiş değilim.
Görünüşe göre dâhilerin, sıradan insanların anlayamayacağı özel bir yanları vardı.
Leydi Saya ile yaptığım eğitimin sonuçları birkaç gün sonra kendini gösterdi.
“Heh heh heh. Evime hoş geldin.”
“Vay canına, ne kadar büyük bir ev!”
O gün Nadona’yı evime davet etmiştim.
......
Niyetim onunla düello yapmakken ne halt yediğimi ben de merak ediyordum ama öğretmenim Leydi Saya’nın tam olarak istediği buydu.
“Odam bu tarafta,” dedim ve Nadona’ya yolu gösterirken öğretmenim Leydi Saya ile olan konuşmamı hatırladım.
“Sıradaki adımda, onu neden odana davet etmiyorsun...? Heh heh heh,” demişti Leydi Saya yüzünde o küstah gülümsemeyle.
Aklım karışmıştı.
Onunla bir müsabaka yapmak istiyorum, biliyorsun değil mi?
“Evet, evet. Biliyorum. Tabii ki müsabaka istiyorsun.” Leydi Saya, çocuğunu pışpışlayan bir anne edasıyla, dostane bir şekilde sırıtarak başını sallamıştı. “Eee, hiç endişelenme! Sana öğreteceğim yöntemi kullanırsan onu doğrudan yere serersin.”
“Yere sermek mi dedin?”
“Bir sonraki karşılaşmanızdan sonra bir daha maç yapmayacağınızı söylesem abartmış olmam herhalde.”
“O kadar yani?!”
Sabırsızlanıyordum.
Ama onu neden odama davet etmem gerektiğine dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Karmaşık bir beklenti ve endişe hissiyle Nadona’yı odama buyur ettim. Bu arada, beklenen gün gelmeden önce odamdaki dağınıklık gözüme batmaya başlamıştı, ben de her yeri temizledim; Nadona geldiğinde ne yapacağımızı kafamda kurguladım ve günleri parmaklarımla sayarak bekledim. Hatta rahatsız edilmeyelim diye anneme, “Arkadaşım gelecek, sakın yemek odasından dışarı çıkma,” diye tembihledim. Nadona’ya günlük hayatımı göstermenin, ipleri onun eline vermekle eşdeğer olacağını söylesem abartmış olmazdım.
“Aa, merhaba, hoş geldin!” Tüm bunlara rağmen, olabilecek en kötü zamanlamayla annem bitiverdi karşıda. “Nadona sen olmalısın. Ne kadar da tatlıymışsın!”
Kendi annem, rakibim Nadona ile çok vakti olan ev hanımlarına özgü bir samimiyetle konuşuyordu. Elini tutup kıkırdayarak, “Aman tanrım, tıpkı bir oyuncak bebek gibi ne kadar da hoşsun!” dedi.
Anne dediğin canlılar, bazen böyle yersiz laflar etmeye bayılırlar. Benimki de bir istisna değildi.
“Benim bu kızım biraz tuhaftır, değil mi? O yüzden hiç arkadaşı olmadı. Nadona tatlım, Crechill ile iyi geçinmeye çalış olur mu?”
“Anne, yeter artık.”
Daha fazla uygunsuz yorum yapmasına fırsat vermeden Nadona’yı sırtından iterek oradan uzaklaştırdım. Nadona omzunun üzerinden anneme bakıp gülümsedi ve sessizce, “Ne kadar tatlı bir annen var,” dedi.
Şu suratı yapmayı kes artık.
Böylece Nadona’yı odama soktum.
Odam korkutucu derecede temizdi. Tek bir toz zerresi bile yoktu. Bir kez daha, ne kadar mükemmel bir odam var diye geçirdim içimden!
Nadona odamı görür görmez çok hoş olduğunu söyledi. Onu onaylayarak başımı salladım. Sonra Nadona, sanki aleyhine bir kanıt arıyormuş gibi odada yavaşça gezindi.
Suçlu hissetmemi gerektirecek bir şey olmadığını bilsem de nedense gergindim.
Elimdeki kitaplara ve kâğıtlara bakıp, “Aa, bu kesinlikle çok ilginç,” veya “Bundan bende de var,” gibi yorumlar yapıyordu. Sanki zihnimin içini karıştırıyormuş gibi hissettim.
Evin büyüklüğüne rağmen oldukça mütevazı boyutlarda olan odamda bakacak şeyleri çabucak bitti. Nadona, yapacak bir şeyi kalmayınca odanın tam ortasında öylece durdu. Ne yaptığını merak ederken tam o an fark ettim ki odamda oturacak tek yer ya yatak ya da ders çalıştığım masanın sandalyesiydi.
Ne büyük bir gaf!
Ama bir misafiri yatakta oturtamazdım herhalde.
“......”
Yapacak bir şey yoktu o zaman.
Ben yatağa oturdum. Sonra Nadona’ya bakarak sandalyeye oturabileceğini işaret ettim.
“Şey, tamam.”
Nadona bir an düşündü ve bir an sonra, başıyla onaylayarak yanıma, yatağın üzerine çöktü.
“......”
Oraya mı oturacaktın yani...?
Nutkum tutulmuştu, bir şey demeli miydim emin değildim. Kararsızlık içinde Nadona’ya bakakaldım.
Sahi, bugün Nadona daha önce birlikte gezerken aldığı kıyafetleri giyiyordu. Neden bunu tam da bu anda fark etmiştim ki? Acaba heyecan mı yapıyordum?
Düzgün düşünemez hale gelmiştim, bu gerçeklikten kaçmak istiyordum.
Bundan sonra tam olarak ne yapmam gerektiğini merak ettim.
“Crechill... Crechill...”
Tam o anda, gerçeklikten koptuğum sırada zihnimde bir ses yankılandı. Bu sesin sahibini çok iyi tanıyordum.
“Ö-öğretmenim...!”
Sadece birkaç gün öncesine kadar yanımda olan Leydi Saya’nın sesiydi bu. İrkilerek etrafıma bakındım. Ses nereden geliyordu? Leydi Saya beni nereden izliyordu?
Ve daha da önemlisi—
“Ö-öğretmenim, beynimi mi dinliyorsunuz...?”
“Heh heh heh... Sence ben öyle birine mi benziyorum?”
“......”
“Hey, öylece susup kalma.”
“Öğretmenim, dâhilerin sağduyudan yoksun olma eğilimleri vardır, o yüzden gerçek çıksa şaşırmazdım. Ama mümkünse önceden söylemenizi isterdim.”
“Bir dakika, beynini dinlediğimi varsayarak konuşmaya devam etme lütfen...”
“Ama sesiniz tam olarak nereden geliyor?”
“Heh heh heh. Sevgili Crechill. Beni arasan da hiçbir yerde bulamazsın. Eminim gerçek ben şu anda daha adını bile duymadığın bir ülkede her zamanki gibi dolaşıyordur. Kısacası, kafanın içinde duyduğun bu ses Saya’nın sesi ama o ben değilim.”
“...Ne demek istiyorsunuz?”
"Biraz geç anlıyorsun, değil mi? Kısacası, bu senin hayal gücünün bir ürünü! Yani ben, senin zihnindeki Saya'yım," dedi Bayan Saya, daha doğrusu tanrı.
Donakalmıştım.
"Olamaz, yoksa aklımı mı kaçırdım...?"
"Sanki bana deli diyormuşsun gibi bir hava sezinledim."
Sessizlik
"Hadi ama, itiraz etsene lütfen."
"Neyse ne, zihnimde bitivermende tam olarak ne gibi bir amacın var, tanrı?"
"Konuyu değiştirdin demek... Her neyse, boş ver."
Sohbetimiz yüzünden rayından çıkan düşüncelerimi düzeltmek için buradaydı. Hafızamın yarattığı Bayan Saya sureti, kafası karışmış öğrencisine ilerlemesi gereken tek yolu gösterecekti.
"Crechill. Sana öğrettiklerimi hatırla. Onları iyice aklına kazı..."
"Bayan Saya'dan öğrendiklerimi hatırlamak..." Yanımda oturan Nadona'ya baktım. "Zaten onları uygulamaya koyuyorum."
"Vay canına! Madem öyle, daha ne istiyorsun?! Asıl eğlence şimdi başlıyor!"
"Asıl eğlence mi...?"
"Yani, onu odana davet etmişsin ve o da uysalca peşinden gelmiş; artık kesin bir zafer kazandığını söylesek mübalağa etmiş olmayız, değil mi?"
"Ciddi misiniz?"
"Evet. Duygularını şimdi itiraf edersen, muhtemelen o da sana karşılık verecektir!"
"...İtiraf mı?"
Hmm?
Neden bahsediyor bu?
Düşüncelerimi düzene sokmak bir yana, kaosun pençesindeki kafamın içinde yankılanan tek şey Bayan Saya’nın sesiydi.
"Hadi amaaa. Beni böyle kaba şeyler söyletmek zorunda bırakma. Eğer şimdi hamleni yaparsan, şu küçük rakibinle aranda bir şeyler başlayabilir!"
"Ha?"
"Hmm?"
"...Siz neden bahsediyorsunuz?"
"...Rakibini kendine aşık etmek istediğin için benden akıl danışmaya gelmemiş miydin?"
"...Hayır, ben onu gerçekten alt etmekten bahsediyordum."
"Bir savaşı kazanma metaforunu, aslında samimi bir ilişkiye başlamak istediğini belirtmek için kullanmıyor muydun?"
"Kullanmıyordum."
"...Bundan emin misin?"
"En başından beri gayet açık olduğumu sanıyordum ama..."
Sessizlik
"Bayan Saya?"
Sessizlik
"Bayan Saya? Orada mısınız?"
Lafı hiç uzatmayayım, Bayan Saya'nın sesini duyamaz oldum. Bu durum sonunda heyecanımın yatışmasından mı kaynaklanıyordu, yoksa yanı başımdan bir çift gözün beni izlediğini hissettiğimden mi, orasını pek kestiremiyordum.
Sessizlik
Öylece yan yana ne kadar süredir sessizce oturuyorduk?
Nadona bana bakıyordu.
"...E-he-he."
Sadece güldü.
Ama ben senin rakibinim?
Aslına bakılırsa, şu noktada rakip ne demekti ki?
Ben tam olarak ne yapıyorum...?
Birden zihnim bomboş kaldı.
Derken Bayan Elaina ile aramızda geçen bir konuşma hafızamın derinliklerinden filizlendi.
"Sana bir karşılaşmayı kazanma şansın olmadığını hissettiğinde kullanabileceğin harika bir yöntem öğreteyim. Bu, kesinlikle kaybetmek istemediğin zamanlarda başvurabileceğin son derece etkili bir önlemdir."
Gerçekten böyle muazzam bir önlem var mıydı...?
Bunu sorduğumda, yüzünde gururlu bir ifadeyle bana şöyle demişti: "He-he-he. Kaçarsın. Eğer kaçarsan, ortada bir kazanan veya kaybeden olmaz. Dolayısıyla kaybedecek gibi göründüğünde, bu taktiği proaktif bir şekilde kullanabilirsin—"
Hmm.
İlginç.
Sessizlik
Ayağa kalktım.
Bir saniye sonra.
"Aaaaaahhh!"
Odadan gözyaşları içinde kaçan zavallı bir büyücünün sesi duyuldu.
Bir kez daha, keşke o kişi ben olmasaydım diye iç geçirdim.
"Amnesia, Avelia."
Bir kadın önümüze mülakat için iki giriş formu koydu. İsimlerimizi tek tek okuduktan sonra, "Anlayacağınız üzere, ders almayı kabul etmeden önce potansiyel öğretmenleri iyice değerlendirmenin en iyisi olduğunu düşünüyorum," dedi.
Seyahat ederken bazen paraya sıkışırsınız.
Ablam ve ben şehre yeni varmıştık; üzerinde "KOLAY İŞ - HERKES PARA KAZANABİLİR!" yazan şüpheli bir ilana kapılarak mülakata gelmiştik.
Mülakatın yapıldığı yer oldukça lüks, müstakil bir evdi.
Ablam ve ben odalardan birine, belli ki genç bir kızın yatak odasına alındık ve bizzat o genç kızla, yani Crechill ile karşı karşıya geldik.
Mülakat için özel olarak getirildiği her halinden belli olan çok eski sandalyelere oturmamız söylendi. Crechill, yine bu mülakat için takındığı besbelli olan ciddi bir ifadeyle bize işin özünü anlattı.
"Hazır mısınız siz ikiniz? Şimdiden kendi öğretmenlerim tarafından iki kez ihanete uğradım—"
Anlaşılan Nadona adındaki başka bir kızı, yani rakibini yenebilmek için bir öğretmen arıyordu. Görünüşe bakılırsa şimdiye kadarki öğretmenleri pek tekin kişiler değildi ve o hâlâ bu rakibine karşı kaybediyordu.
"İç çeker... Arka arkaya iki kez kaybettiğime inanamıyorum... Aslında teknik olarak dün kaybetmedim ama..."
Crechill bize mağlubiyet anılarını, sanki çok uzak bir geçmişte kalmışlar gibi anlatıyordu. Gerçekten merak ettiğim için elimi kaldırdım ve sordum: "Bu arada, şimdiye kadarki skorun tam olarak nedir?"
"Pekala, o halde bana neden başvurduğunuzu söyler misiniz?"
Vay be, beni resmen görmezden geldi.
"İlanda herkesin yapabileceği yazdığı için bu pozisyonu seçtik. Pek derin bir sebebimiz yoktu."
Soruyu ablam cevapladı. Gereğinden fazla dürüsttü.
Ne diyorsun sen? Senin bir sorunun olduğunu düşünecek şimdi.
"He-he-he... Anlıyorum. Amnesia, görünüşe bakılırsa sende bir dahi kumaşı var."
Crechill, sen ne saçmalıyorsun?
"Bu kız neden bahsediyor?"
Ablam da en az benim kadar şaşkındı.
"Dahiler her zaman bir şekilde hasarlıdır," dedi Crechill.
"Ne yapalım Avelia? Bu kızın ne dediğini anlayamıyorum."
"Muhtemelen buradaki kişi bir dahi olduğu içindir, öyle değil mi?"
"He-he-he." Crechill, dahi kelimesine anında tepki verdi. "İşin özünü gerçekten de kavramışsın, değil mi Avelia? Geçtin."
Neler olup bittiğini pek anlamıyorum ama sanırım kabul edildim.
Dur, bir dakika; dahi denen kişilerin her zaman bir şekilde hasarlı olduğu ya da tüm hasarlı insanların dahi olduğu pek de doğru sayılmazdı bence.
Ama bu yerinde eleştiriyi dile getirirsem keyfini kaçıracakmışım gibi geldi, o yüzden bu itirazımdan vazgeçtim. Nedenini bilmek isterseniz, o sırada bir mülakattaydım da ondan.
"Peki ama Crechill, o rakibini neden yenmek istiyorsun?"
"Kaybedip duruyorum, bu yüzden kazanmak istiyorum. Başka bir sebebim olduğunu sanmıyorum."
"Hmm..." Düşünceli bir ifadeyle kafamı salladım.
Dürüst olmak gerekirse anlayamamıştım. Duyduğuma göre rakibi Nadona dahi olarak biliniyormuş. Crechill öyle bir kıza karşı savaşıp kaybetse bile, yanlış rakip seçtiğini söyleyerek kendini bir dereceye kadar teselli edebilirdi.
Öyle düşünsem de dilimi tuttum. Nedenini merak ediyorsanız, mülakattaydım işte.
"Bu çok belirsiz bir sebep. Gerçekten kazanmak istiyor musun?"
Gelgelelim, ortamın havasını okuma konusunda her zaman sınıfta kalan ablam, yine o dürüstlüğüyle bu soruyu sordu.
Bu ikinci oldu.
"Abla, sen ne diyorsun?"
"Tuhaf bir şey söylersem ben de geçerim diye düşündüm."
"Cidden, neden bahsediyorsun sen?"
"He, he-he-he-he... Sebebim belirsiz demek, ha? He-he-he-he..."
Crechill kendi kendine gülerek başını önüne eğdi. O da bir şeylerin farkına varmış olmalıydı. "Sanırım öyle..." diye fısıldadığını net bir şekilde duydum.
Ablam ise tabii ki buna hiç aldırış etmedi.
"Şimdiye kadar anlattıklarını dinledik ama nasıl desem? Sende bir savaşçı ruhu göremiyorum Crechill; kazanmak için duyulan o ciddi arzudan eser yok. Sanki rakibine, sırf onunla vakit geçirmeye devam edebilmek için meydan okuyup duruyorsun gibi."
Mülakatı yapan kişide neden kusur arıyorsun ki?
"Hıçkırarak ağlar"
Ve söyledikleri kızın üzerinde bayağı etkili oluyordu.
"Peki aslına bakarsak, neler dönüyor burada?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.