Lanetli Bebekten Doğan Fırsat Kapısı

Uzak ülkelerin birinde yaşayan küçük bir kız, yol kenarında bulduğu bir oyuncak bebeği yerden aldı.

Bebeğin altın sarısı saçları ışıl ışıldı. Üzerindeki pembe elbise göz kamaştırıyordu. Mavi gözleri ise değerli bir mücevher gibi parlıyordu. Küçük kız, o an attığı tek bir bakışla bu inanılmaz güzellikteki bebeğe büyülenmişti. Kime ait olduğunu bilmiyordu ama bebeği o kadar sevmişti ki hemen yanına alıp eve götürdü.

Ancak eve geldiğinde, annesi bebeği görür görmez kaşlarını çattı ve kızını hafifçe azarladı.

“Olmaz böyle şey, sokakta bulduğun her şeyi almamalısın. Çabuk, onu bulduğun yere geri götür.”

Nereden bakılırsa bakılsın, bu kadar güzel bir bebeğin çöpe atılmış olma ihtimali yoktu. Muhtemelen birisi onu düşürmüştü ve sahibi tam şu anda her yerde onu arıyor olabilirdi. Kadın, birileri kızının hırsızlık yaptığını düşünmeden önce bebeğin eski yerine bırakılması gerektiğini düşündü.

“Ama ya...” diye mızmızlandı kızı. Bebeği bulduğu için kendini çok şanslı hissederken böyle bir tepkiyle karşılaşmak onu hayal kırıklığına uğratmıştı.

Fakat annesi, “Eğer bir oyuncak bebek istiyorsan sana yenisini alırım,” diyerek onu ikna etmeye çalıştı. Eski bebeği bırakıp doğruca oyuncakçıya gitmeyi, orada kızına hediye olarak kendi seçtiği yepyeni ve güzel bir bebek almayı teklif etti.

“...Gerçekten mi?” diye sordu kız. Oyuncakçının raflarındaki o yeni bebeklerin hepsi oldukça şık ve epey pahalıydı.

“Sorun değil. Annen ek işinden zaten güzel para kazanıyor.”

“Ek işin ne ki?”

“Al-sat yapıyorum.”

Sözü açılmışken; kadın, evden yürüttüğü ufak tefek işlerle bir miktar para kazanmaya başlamıştı.

“Yaşasın! Teşekkür ederim!”

Küçük kız bulduğu bebeği bir an içinde unutuverdi. Onun yerine annesinin aldığı yeni bebeğe sarılarak evlerine döndüler.

Ertesi sabah ise—

Anne mutfakta kahvaltı hazırlarken aniden ensesinden aşağı bir ürperti indi. Sanki biri tarafından izleniyormuş gibi rahatsız edici bir duyu kapladı içini.

Hızla arkasına döndü.

“......?”

Kimseyi göremeyince kafa karışıklığı içinde başını yana eğdi. Arkasında hiç kimse yoktu.

Ancak, ailenin normalde kahvaltı yaptığı yemek masasının sandalyelerinden birinde bir figür oturuyordu.

Işıl ışıl altın saçları, pembe elbisesi ve mücevher gibi parlayan mavi gözleriyle bu, dün kurtulduklarına emin olduğu o bebeğin ta kendisiydi.

“Herhalde kocam yolda görüp almıştır,” diye düşündü kadın. Üzerinde çok durmadı ve akşam olduğu gibi bebeği yine yol kenarına bırakıp geldi.

Fakat işin garibi şuydu:

Kahvaltı sırasında kocasına bebeği sorduğunda, adam şaşkın bir ifadeyle, “Ben hiçbir bebek falan almadım ki?” dedi.

Kızları da onu tekrar eve getirmemişti.

Peki o zaman, onu yemek odasına kim koymuştu?

“Sanki bebek kendi ayaklarıyla yürüyüp gelmiş gibi,” diyerek şaka yollu güldü kocası, ekmeğinden bir lokma ısırırken.

“...Öyle tuhaf şeyler söyleme.” Karısı, kocasının bu rahat tavrına uyum sağlayıp gülümsedi. Yine de o gülümsemenin ardında, bir yerlerden üzerine dikilen o huzursuz edici bakışları hâlâ hissedebiliyordu.

En nihayetinde ne kadar düşünürse düşünsün, bebeğin kendi kendine nasıl geri geldiğini çözemedi. Ama bu sefer onu kesin olarak uzağa bıraktığına göre, her şeyin yoluna gireceğinden emindi.

Ancak o akşam—

İşten eve dönen anne, kapıyı açar açmaz olduğu yerde donakaldı.

“...Nasıl olur?”

Tam orada, giriş holünde, kapının hemen önündeydi.

Bebek orada oturmuş, annenin dönüşünü bekliyordu. Yere tünemiş, o yapay gülümsemesiyle yukarı, kadının yüzüne bakıyordu.

Kadının tüyleri diken diken oldu. Korkmuştu. O an, doğaüstü bir şeylerin döndüğünü nihayet anlamıştı.

O günden sonra bebek, tüm ailenin peşine takıldı.

Onu kaç kez ellerinden çıkarsalar da bebek hep geri dönüyordu.

İster buldukları yola geri bıraksınlar, ister çöp kutusuna atsınlar, ister suçluluk duygusuyla bir başkasına versinler, ister bir dükkâna satmaya çalışsınlar; ne yaparlarsa yapsınlar, ne olursa olsun, bebek onlara fena halde dadanmıştı ve bir şekilde her seferinde geri gelmeyi başarıyordu.

Aradan kaç gün geçerse geçsin, kaç kez kapı dışarı edilirse edilsin fark etmiyordu.

Bebek artık ailenin bir parçası gibi peşlerini bırakmıyordu.

Bir gün, eve geldiğinde bebeği yine girişte o ürkütücü gülümsemesiyle kendisini beklerken bulunca, annenin sabrı nihayet taştı.

“Yeter artık, peşimizi bırak! Ailemizden ne istiyorsun?!”

Yaşanan bu tuhaflığın ağırlığı altında ezilen anne, olduğu yere yığılıp ağlama krizine girdi.

“Durumunuzdan haberdarım.”

Bu sırada, şans eseri orada bulunan gezgin bir cadı, aralık duran kapıya yaslanmış, gayet sakin bir ifadeyle olup biteni izliyordu.

Kim olabilirdi bu?

Evin hanımı başını kaldırıp sordu: “S-siz de kimsiniz...?”

Cadı, bu soru üzerine saçlarını havalı bir tavırla geriye attı ve cevap verdi: “Ben Küllerin Cadısı Elaina. Güçlü ve zeki bir cadıyım. Bugün yardıma muhtaç birinin haberini aldım ve buraya geldim.”

“Güçlü ve zeki bir cadı mı...?” Kadın, bu yabancının neden bahsettiğini anlamaya çalışarak başını yana eğdi. Aslında ben ortamdaki gerginliği dağıtmak için şaka yapmıştım ama o bunu biraz fazla ciddiye almış görünüyordu.

“Neyse, daha da önemlisi, hanımefendi; görünen o ki doğaüstü bir sapığın tacizi altındasınız.”

Ben, yani o güçlü ve zeki cadı, kendi aşırı hevesli gafımın üzerini örtüp konuyu hemen başka yere çektim.

“E-evet, doğru...! B-bu bebek...! Kaç kere atsak da hep geri geliyor...!”

Kadın eteğime yapıştı ve bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlayarak bana sığındı.

Ne yapıyorsun yahu?

“Bu bebek muhtemelen lanetli bir bebek olarak bilinen türden,” dedim. “Kızınız onu yerden aldığı an muhtemelen sizi gözüne kestirdi.”

“Ha...? Kızımın bebeği yerden aldığını nereden biliyorsunuz...?”

“Çünkü o sırada oradaydım.”

“...Siz de mi beni takip ediyorsunuz?”

“Asla. Alakası yok.”

Sadece tesadüfen oradaydım.

“...Bu bebeğin üzerindeki laneti kaldırabilir misiniz?”

“Ah, üzgünüm. Söylemeyi unuttum ama lanetler benim uzmanlık alanım değil.” Başımı iki yana salladım. “Yani bu pek mümkün görünmüyor.”

“Ş-şaka yapıyor olmalısınız...” Kadının omuzları çöktü.

“Güçlü durun hanımefendi. Bu tür lanetli bebekler, sahiplerinin zihinsel olarak zayıf düştüğü anı kollar. Asla açık vermemelisiniz.”

Bunu bir kitapta okumuştum. Görünüşe göre birçok lanetli bebek, sonunda kurbanının canını almadan önce uzun bir süre boyunca onun akıl sağlığını kemirip bitiriyordu.

“Ama, ama... Dediğiniz gibi güçlü dursam bile, bu işin sonu nereye varacak—?”

“Paraya.”

“Ha?”

“Hadi biraz para kazanalım hanımefendi.”

Kadın şaşkına dönmüştü.

“Siz neden bahsediyorsunuz Allah aşkına...?”

Oldukça ciddi bir yüz ifadesiyle ona, “Bu bebekteki iş fırsatının kokusunu alamıyor musunuz?” dedim.

“Bir dakika, ne dediğinizi gerçekten anlayamıyorum.”

Bu durumda, meseleyi biraz daha detaylı açıklamam gerekecek sanırım.

Eğildim ve etrafta başka kimse olmamasına rağmen kadının kulağına fısıldadım.

“Onu nereye bırakırsanız bırakın, bu bebek size geri dönüyor, değil mi?”

“Evet...”

“Ve hanımefendi, dikkatimi çekti de, görünüşe göre sürekli paket gönderiyorsunuz.”

Girişten evin içine baktığımda, paketlenmiş birkaç koli görebiliyordum. Ev eşyası alım satımı yaparak küçük miktarlarda ek gelir elde ediyordu.

“Bu lanetli bebeği de o paketlerden birinin içine koymaya ne dersiniz?” diye bir fikir verdim.

“Öyle yapsam bile bebek bir şekilde bana geri gelecektir...”

“İşte mesele de bu ya! Eğer bebeğin üzerine reklam ilanları iliştirirseniz, bu harika bir reklam aracı olmaz mı?”

Bu tarz ticaret işleriyle uğraşan bazı kişilerin, müşterilerine teşekkür etmek için paketlerin içine küçük ikramlar veya notlar eklediklerini duymuştum. Kadın da bebeği benzer bir şekilde paketleyebilir ve müşterilerinden, paketi aldıktan sonra bebeği kapı eşiğine bırakmalarını isteyebilirdi.

Müşteriler bunu yaptığı sürece bebek kendi başına kadının evine dönecek ve yol boyunca reklam görevini yerine getirecekti.

Kısacası, ek işini yaparken aynı zamanda reklam geliri de elde edebilecekti.

“...!”

Yeni bir iş fırsatının doğmasıyla kadının gözlerindeki o ışık yeniden parladı. El çırparak, “Bu hiç aklıma gelmemişti!” dedi ve bebeği yerden kucağına aldı.

Artık kollarındaki o şey sadece lanetli bir bebek değil, iş ortağıydı.

“Teşekkürler Sayın Cadı! Bunu kesinlikle deneyeceğim!”

Böylece kadın, lanetli bir bebeği kullanarak tamamen yeni bir iş modeli icat eden kişi olarak kısa sürede üne kavuştu. Her türlü işletme onun kapısını çalmaya başladı; ünlü lanetli bebeğin kıyafetlerine kendi marka isimlerini nakşetmek istiyorlardı. Hatta bu ilginç bebeği bir kez olsun görebilmek için, bebek kapılarına gelir umuduyla sürekli sipariş verenlerin sayısı hiç de az değildi.

O günden sonra, her yanı çeşitli markaların logolarıyla kaplı bebeğin şehirde turladığını görmek, ülkenin en bilinen turistik manzaralarından biri haline geldi.

“Ah, bu gerçekten harika.”

Elde ettiğim o ufak ek gelirin verdiği heyecanla, oldukça pahalı bir kafede keyifli bir kahvaltı yapıyordum. Gözüm gazeteye takıldığında, ön sayfada bu bebek işini başlatan kadının başarı hikâyesini anlatan özel bir haber gördüm.

Habere göre kadın şöyle diyordu:

“Her an her yerdeki iş fırsatlarını sezip yakalamamı sağlayan o keskin duyularıma borçluyum her şeyi.”

Mesele aslında tam olarak buydu.

Haberin devamında, kadının yakaladığı bu inanılmaz başarının asıl mimarı olarak, bu fikri onun aklına sokan belli bir cadıdan övgüyle bahsediliyordu.


Peki, dünyada kim olabilir bu gizemli isim?


Tam üstüne bastınız, ta kendisiyim.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.