Duman Altı İtiraflar ve Yanlış Anlaşılmalar

"Hocam, söyler misiniz, neden tütün içiyorsunuz?"


Bu olay, Birleşik Büyü Birliği'nde getir götür işlerine baktığım sırada yaşandı.


İçeride sigara içmek yasak olmasına rağmen, ağzından piposunu düşürmeyen, etrafa dumanlar saçarak kendi ömründen çalan hocam Gece Yarısı Cadısı Sheila’yı fena halde merak etmeye başlamıştım.


Sorumu pat diye sorduğumda, hocam bana bakıp, "Ha? Sen de mi bir fırt çekmek istiyorsun?" dedi.


"Böyle bir sonuca nasıl vardınız, anlamakta güçlük çekiyorum..."


"Piposa, sanki canın çekmiş gibi bakıyorsun da."


"Canım mı çekmiş...?" Sadece bakıyordum ama... "Pipolar, sigaralar... İçtiğinizde vücudunuza zarar vermekten başka ne işe yarıyorlar ki? Üstelik kıyafetleriniz de leş gibi kokuyor. Bunları içmenin nesi iyi?"


"O-ho, demek ilgini çekiyor?" Hocam nedense çok bilmiş bir tavırla kafasını salladı. "Bir düşüneyim..." Sonra havada asılı kalan duman bulutuna bakarak kısa bir süre derin düşüncelere daldı.


"Mesela, sevdiğin biri olduğunu farz et." Nedense tuhaf bir varsayımla söze girdi. "İnsanlar aşık olduklarında garip davranırlar ve akılları fikirleri o kişidedir, değil mi? İster çalışsınlar ister eğlensinler, zihinlerinin bir köşesinden o kişi hiç beklenmedik anlarda çıkagelir. Ne kadar uğraşsalar da onu unutamazlar; hatta unutmaya çalıştıkça o kişi düşüncelerinde daha da ısrarcı bir hal alır."


"Hmm... Sanırım bu kulağa mantıklı geliyor..."


"İşte tütün benim için tam olarak böyle bir şey."


"Anlıyorum. Yani basitçe söylemek gerekirse, tütüne aşıksınız?"


"Eh, öyle de denebilir."


"...Bu beklenmedik bir şeydi. Sizin hiç aşkı tattığınızı düşünmemiştim efendim."


"Hey, hey, kiminle konuştuğunu sanıyorsun sen? Hâlâ senin hocanım, biliyorsun değil mi?" Hocam, piposunun külünü boşaltırken ekledi: "Sanırım daha önce hiç aşık olmadım."


"......"


"Az önce söylediklerimin hepsi hayal ürünüydü." Gururla burnundan soludu. "Şimdi, ne diyeceğini biliyorum. Muhtemelen sigarayı bırakmam gerektiğini söyleyeceksin, değil mi?"


"Tam üstüne bastınız. Vücudunuz için zararlı, biliyorsunuz değil mi?"


Kafamı salladım ama hocam şöyle dedi: "Aşk metaforunu tekrar kullandığım için üzgünüm ama sevdiğin kişinin çok yavaş hareket etmesi yüzünden sabırsızlandığında ne yapman gerektiğini biliyor musun?"


"Şey... Dayanıp beklemek falan mı?"


"Hayır, yanlış." Hocam başını iki yana salladı ve elini bana doğru uzattı. "Al bakalım."


Elinde bir altın sikke tutuyordu.


"...Bu ne için?"


Hocam tek düze bir sesle, "Tütün yaprağım bitti, git de biraz al," dedi.


Anlıyorum, yani tütün içme isteğini bastırmanın tek yolunun gidip içmek olduğunu anlatmaya çalışıyor.


...Sigarayı bırakmaya zerre niyeti yok, değil mi?


"Demem o ki, her gün hocama sinir oluyorum... Onun yüzünden her gün göğsüm daralıyor."


"Hadi ya."


Serbest Şehir Qunorts'ta Elaina ile tekrar bir araya gelmiştik.


Elaina'ya, hocamın iflah olmaz bir tiryaki olması ve bu yüzden çektiğim çileler hakkında dert yanıyordum.


Elaina'nın hocası Fran, benim hocamı uzun zamandır tanıyordu. Benim asıl niyetim, şikayetlerimin Elaina aracılığıyla Fran'a ulaşmasıydı. Böylece Fran, hocamla konuşup sigarayı bırakmasını sağlayabilirdi.


Bir yetişkinin dikkatini bir konuya çekerken en iyi yöntem, usulüne uygun davranıp başka bir yetişkinin aracı olmasını sağlamaktır. Sheila ile ne zaman doğrudan konuşsam sonu hep benim sinir olmamla bitiyordu. Halbuki asıl sinir bozucu olan oydu!


Bu amaçla, olan biteni baştan sona Elaina'ya anlattım. Ama—


Hapur hupur...


Elaina ekmeğini yiyordu.


Ekmeğini iki eliyle sıkıca tutup küçük ısırıklarla özenle yiyişiyle tıpkı küçük bir hayvana benziyordu. Sevimlilik kavramının vücut bulmuş haliydi resmen. Büyülenmiştim.


Sonunda Elaina bana doğru baktı ve kafasını merakla yana eğdi.


"Ah, üzgünüm. Neden bahsediyordun?"


Çok tatlı. Dur, ama—


"Beni dinlemiyor muydun?"


"Ha? Tabii ki dinliyordum..." Elaina'nın gözleri sağa sola kaydı.


Çok şirin.


"Peki o zaman, ne anlatıyordum? Hatırlıyor musun?"


"Saya. Asıl soru bu." Yüzüne ukala bir ifade takındı.


Çok şirin.


"Hocam yüzünden her gün göğsümün daraldığından bahsediyordum."


"Ah, doğru ya. Öyleydi. Yani hocamıza birazcık yanık mısın?"


"Yanlış."


"Hadi ama Saya, utanmana gerek yok. Tam o yaşlardasın. Pek çok insanın benzer sorunları olur, biliyorsun."


"Yanlış anlıyorsun. Bu aşk değil." Sonra ben de kendi ukala ifademi takındım ve "Benim duygularım olan tek kişi sensin Elaina..." dedim.


"Tabii, tabii." Elaina elini geçiştirircesine salladı.


Çok şirin.


"Aman Tanrım, bu da ne? Elaina... Yoksa sen utanıyor musun?"


"Utanmıyorum."


"Anlıyorum, yani bizim kadar yakın iki insan için küçük bir itiraf utanılacak bir şey değil, öyle mi...?"


"Bu sınırsız iyimserliğin nereden geliyor acaba...?" Elaina iç çekerek sordu.


Bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum; ben buyum işte. Eğer ille de sorman gerekiyorsa, her zamanki gibi kendimi olduğum gibi ortaya koyduğumu söyleyebilirim.


"Bunu bir kenara bırakalım da Elaina, lütfen bana bir akıl ver."


Konuyla biraz alakasız ama Elaina'nın şu an yediği ekmeği ben almıştım.


Kendi öğle yemeğim için aldığım o sert ve sevimsiz ekmeği ne yapacağımı bilememiştim. Elaina, sanki bir serseriymiş gibi "Ooo, elinde güzel bir şeyler var gibi, değil mi?" diye başımın etini yiyince ben de ona vermiştim. O berbat ekmeği bile sanki dünyanın en lezzetli şeyiymiş gibi yediğine göre, Elaina’ya tam bir ekmek tutkunu diyebilirdik. Ve ona ekmek verdiğim için, bir parça tavsiye istemeye herhalde hakkım vardı.


"Bir bakayım..." Hikayemi can kulağıyla dinleyen Elaina —her ne kadar aksine inanmamı istese de— parmağını bir anlığına dudağına götürdü ve çok tatlı bir şekilde düşündü. "Hmm..."


Sonunda, "Acaba ona göğsünü daralttığını dürüstçe söylesen daha mı iyi olur?" dedi.


......


Onunla dürüstçe konuşmak.


Pek de etkileyici bir tavsiye sayılmazdı...


"Bu inanılmaz derecede sıradan bir öneri..."


"O da inanılmaz derecede sıradan bir ekmekti..."


Bir dahaki sefere ona daha düzgün bir ekmek ikram etmem gerektiğini düşünürken, Elaina ile koyu bir sohbete daldık.


Bu kadar keskin zekalı olan o kız da kim acaba?


Tabii ki benim.


Ekmeğimi yerken Saya'nın dertlerini dinlemiştim ama elbette asıl niyetinin farkındaydım. Sheila'nın sigara içmesiyle ilgili sorunlarını bana anlatmak için bu kadar uğraşması büyük bir planın parçası olmalıydı.


Konumu gereği, bir öğrenci olarak Saya'nın hocası Sheila'yı doğrudan uyarması açıkça oldukça zordu.


Ve bunu bildiğim için, bu keskin zekalı kız derhal malum kişiyi görmeye gitti.


Sonuçta, aldığım ekmeğin hakkını bir şekilde vermem gerekiyordu.


"Tünaydın efendim."


Küt! Hanın kapısını ardına kadar açtım.


"Ah, Elaina. Tünaydın."


Odasında dinlenen Fran Hanım, bu ani ziyaretimi gülümseyerek karşıladı. Hâlâ gülümseyerek, "Lütfen kapıyı çalmayı unutma," diye beni uyardı.


Bunu bir kenara bırakırsak—


"Lütfen beni dinleyin efendim. Mesele şu ki, son zamanlarda bir arkadaşım belli bir sorunla başa çıkmakta zorlanıyor."


"Aman Tanrım, öyle mi? Ne tür bir sorun?"


"Görünüşe göre hocasının yanındayken göğsü daraldığı için çok acı çekiyormuş," dedim.


Karşımdaki kişi hocam Fran Hanım olduğu için, bu kadarcık bilgiden bile ne demek istediğimi şak diye anlayacağını ve kıvrak zekasını konuşturacağını düşünmüştüm.


"Anlıyorum..."


Ancak hayal ettiğimin aksine, Fran Hanım garip bir tepki verdi. "...Bu arada Elaina, o arkadaşın tesadüfen sen kendin olmayasın?"


"Ha?"


Neden bahsediyorsunuz siz?


"Başkalarına sorması zor konularda tavsiye almak istediğinde, kendini bir arkadaşın yerine koyup karşındakinin tepkisini ölçmek... Bu eski bir numaradır."


"Öyle miymiş? Ama durumun bununla bir alakası yok."


"Ah, ama beraberken göğsün mü daralıyor...? Başka bir deyişle, benimle olmaktan nefret mi ediyorsun Elaina? Hocan için ne kadar da yürek parçalayıcı..."


"İmkansız."


"Ah, yanlış mı anladım? O zaman göğsün farklı bir sebeple mi daralıyor...?"


"Hayır, yani efendim, tavsiyeye ihtiyacı olan kişi kesinlikle ben değilim..." Zekice bir hamleyle, onun konuyu feci şekilde yanlış anladığını ve odanın tuhaf bir havaya büründüğünü fark ettim. Başımı iki yana sallayarak içimi çektim. "Saya, hocası Sheila ile sorun yaşıyor."


"Vay canına."


Bu kadar açıklama yaptıktan sonra artık ne demek istediğimi anlamasını bekliyordum.


Öyle ummuştum ama bir an sonra hocam beklentilerimi yine boşa çıkardı.


"Bu demek oluyor ki... Tam olarak ne demeye çalışıyorsun Elaina?"


Anlamıyorsun, değil mi?


Sanırım çok zekiymişim gibi davranıp lafı dolandırmayı bırakmalıyım.


"Az önce konuştuklarımızı Sheila'ya anlatmanızı istiyorum."


"Anlıyorum... Kendi görüşlerini üçüncü bir kişi aracılığıyla iletmek. Hakkında konuşması zor şeyleri iletmek gerektiğinde başvurulan eski bir numara daha."


"Aynen öyle." Kafamı sertçe salladım.


Lütfen sadece bana yardım edin.


"Onunla konuşmak sorun değil ama... Ama emin misin? Sheila'ya bu konuşmadan bahsetmem bir sorun yaratmaz mı?"


Saya zaten bana tavsiye istemeye gelecek kadar çıkmaza girmişti, bu yüzden daha fazla sorun çıkacağını sanmıyordum.


Dahası—


"Zaten istediği de bu."

Sheila yanındayken ne zaman piposunu yaksa, kokusu üstüne başına siniyor, yetmezmiş gibi sağlığını da bozuyordu. Bu işin elle tutulur hiçbir yanı yoktu; faydadan çok zararı olan, tam anlamıyla çekilmez bir durumdu.

"Anlıyorum... Madem durum bu kadar ciddi, o zaman mesele anlaşıldı. Yardım etmeye çalışacağım."

Hocam, her nedense bu sorumluluğu aşırı ciddiye alarak ağırbaşlı bir tavırla başını salladı.

"Sheila... Demek suçlu sensin ha."

"Efendim?"

Öğle yemeğinden sonra odamda oturmuş, keyifle pipomu tüttürüyordum.

Fran, kapıyı kararsızca tıklatıp yavaşça içeri süzüldükten sonra, suratında aşırı ciddi bir ifadeyle yanıma gelip, "Senin şu öğrencin Saya hakkında konuşmamız lazım," dedi. "Sence de son zamanlarda bir garip davranmıyor mu?"

"...?"

Bunu sorunca, Saya ile son zamanlardaki sohbetlerimizi şöyle bir zihnimden geçirdim. Ama zaten kızın normal bir anı yoktu ki; her zamanki haliydi işte. Başka bir deyişle, onun tuhaflığı zaten sıradan bir durumdu.

"Yoo, her zamanki gibi işte."

"Hadi ya... Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?"

Cevabımdan pek tatmin olmamış gibi görünen Fran, abartılı bir şekilde içini çekip gözlerini tavana dikti.

"Noldu ki?"

"Sheila, lütfen sakin ol ve beni dinle."

"Dinliyorum."

"Görünüşe göre son zamanlarda Saya senin yanındayken göğsü ağrıyormuş."

"Göğsü mü ağrıyormuş...?"

Ne demek istiyordu şimdi bu?

Kafamı yana eğmiş boş boş bakarken, Fran sözlerini yineledi.

"Demek suçlu sensin, Sheila..."

Aynen böyle dedi.

"...Ha?"

Göğsünün ağrıması bu anlama mı geliyordu yani? Fiziksel bir sızı değil de, psikolojik bir sancı mıydı bu? Ciddi miydi bu kadın?

"Vay be, hiç beklemiyordum..." Şöyle bir geçmişi kurcalayınca, bana karşı hiç öyle bir tavrını görmemiştim. Varsa yoksa Elaina'dan bahseder dururdu; ben de onun duygularının Elaina'ya yönelik olduğundan adım gibi emindim. Üstünde durmaya bile gerek duymamıştım.

Ben bu ani gelişme karşısında ne yapacağımı bilemez haldeyken, Fran her şeyi biliyormuş gibi bilmiş bir edayla başını salladı.

"İnsanlar çabuk aşık olur, biliyorsun."

"Neden bahsediyorsun sen?"

"Hani olur ya; birine aşk acısını anlatırsın, dertleşirsin, sonra bir bakmışsın o dertleştiğin arkadaşına gönlünü kaptırıvermişsin... Çok sık olan bir şeydir bu."

"Bir dakika, ben onun arkadaşı değilim ki, hocasıyım..."

"Kyaaahhh! Acıyor! Göğsüm çok acıyor!"

Ertesi gün, Elaina'nın verdiği tavsiyeye uyup hocam Sheila ile dürüstçe konuşmaya karar verdim.

Hocamın kaldığı han odasına gittim. Her zamanki gibi pencerenin kenarında oturmuş, dışarıya duman üflediğini görünce içeri dalıp kendimi yatağa attım.

Yatağa düşer düşmez de göğsümün ağrısından şikayet ederek bağırmaya başladım.

Dürüst ve doğrudan bir saldırıyla, sigara içmesine karşı olduğumu artık anlamasını sağlayacaktım. İmkansızdı anlamaması.

Peki, sizce hocam nasıl bir tepki verdi?

"Ah, ı-ıı... öyle mi...? Göğsün... mü ağrıyor...?"

......

Hmm?

Bu tuhaf tepki de neyin nesiydi böyle?

"Neyiniz var hocam? Bir garip davranıyorsunuz sanki."

"Garip mi... davranıyorum? Öyle miyim? Dışarıdan öyle mi görünüyor...?" dedi hocam, piposundan derin bir nefes alıp yapmacık bir ciddiyet takınarak. "Aslında sana her zamanki gibi davrandığımı sanıyordum ama, şey... Kusura bakma, bu konularda pek tecrübem yok, o yüzden tam olarak nasıl davranacağımı kestiremiyorum..."

"Efendim?"

Neler döndüğünü pek anlamamıştım ama bir şeylerin onu huzursuz ettiği belliydi.

"İyi misiniz hocam?" diye sordum. "İsterseniz sizi dinleyebilirim."

"Şey... yok, gerek yok... Seninle konuşabileceğim bir konu değil bu."

"Hadi ama, çekinmeyin." Yanına sokulup aramızdaki mesafeyi iyice kapattım. "Ama belki de dertlerinizi dinlememin karşılığında siz de benden bir tavsiye alırsınız, ha? Ne dersiniz?"

"Şimdi seninle konuşmayı daha da az istiyorum."

"Peki, o zaman sadece benim tavsiyemi dinleseniz?"

"Bu da fazla bencilce oldu."

"Tamam işte, o zaman sadece ben konuşuyorum, anlaştık mı? Hocam, göğsüm çok acıyor."

"Resmen tek taraflı bir infaz bu."

Ve böylece, bana öğütlendiği gibi her şeyi dürüstçe anlattım.

Tüm o şikayetlerimi sıralarken gözlerimi ondan bir an bile ayırmadım. Elaina'nın niyetimi en ince ayrıntısına kadar düşündüğünden ve hocamdan pipoyu azaltmasını dolaylı yoldan rica ettiğinden emindim.

Sheila Hanım'ın buluştuğumuzdan beri nefes almakta zorlanıyor gibi görünmesi, kesinlikle haklı olduğumun kanıtıydı.

Fran Hanım'dan çoktan bir uyarı almış olmalıydı. Elaina gerçekten de çok güvenilir bir arkadaştı!

Her şeyin yoluna gireceğini umarak, göğsümü gere gere tütün kullanımı hakkında hocama dert yandım.

Buna karşılık hocamın cevabı şu oldu:

"...Üzgünüm Saya. Şu an iş başımdan aşkın, anlarsın ya... Biriyle çıkacak vaktim yok."

"?????"

"Yani... duygularına karşılık veremem."

"????????????"

Zihnimin içi, bir topaç gibi korkunç bir hızla dönmeye başladı. Kendi kendime, nasıl oldu da bu durum bir aşk itirafı gibi algılandı diye düşünüp durdum. Hiç alakası bile yokken, itiraf etmediğim biri tarafından reddedilmiş olmanın o açıklanması güç ve bir o kadar da utanç verici durumuna hapsolmuştum.

Şu olanları bir kronolojik sıraya koyalım. Öncelikle, her şeyin dün Elaina'dan tavsiye istememle başladığına şüphe yoktu. Elaina çok ince düşünceli biriydi, o yüzden endişelerimi Fran Hanım'a kesinlikle iletmiş olmalıydı. Bu arada, bir mesaj kulaktan kulağa yayıldıkça, geçtiği kişi sayısı arttıkça içeriği de azar azar değişmez miydi? Yani şimdi bu bir iletişim kazası mıydı? Kesinlikle öyle olmalıydı! Ne kadar da utanç verici!

Bu sonuca varınca, hatayı hocama açık ve net bir şekilde belirttim.

"Hocam, göğsümün ağrıdığını söylerken şu zıkkımı içmenizden bahsediyordum."

Bunu söylememle birlikte, hocamın o çökmüş ifadesine yeniden bir can geldi.

"Ha? Ne? Bunu mu kastettin?" Hocam piposunun külünü boşaltmak için hafifçe vurdu ve rahatlamayla beyaz bir duman üfledi. "Şu lanet olası Fran... Bana öyle bir anlattı ki az kalsın kalp krizi geçirtecekti!"

Tam da tahmin ettiğim gibi, her şey bir iletişim kopukluğundan ibaretti.

Hocam elini göğsüne götürmüştü.

Bu arada—

"Biliyorsunuz, tütün kalbiniz için de çok zararlı."

"He, he. Öyle."

Hocam elini havada sallayarak beni geçiştirdi.

Eski haline dönen hocam, piposuna taze yapraklar doldururken bana sordu: "Sahi, kalbinin durma noktasına geldiği bir durumla karşılaşırsan ne yapman gerekir, biliyor musun?"

Bir an tereddüt ettikten sonra cevap verdim—

"Şey... Durup derin bir nefes falan mı almalı?"

"Hayır, yanlış." Hocam başını iki yana salladı ve elini bana doğru uzattı. "Hmm."

Elinde bir altın sikke tutuyordu.

"...Niyeyse dün de buna benzer bir konuşma geçti aramızda gibi hissediyorum."

Gözlerimi dikip ona baktım.

Hocam kısa ve öz bir şekilde konuştu:

"Tütünüm bitti, git de biraz al gel."

Kısacası, insanın kalbini durduracak bir şey olduğunda yapılacak ilk işin, o kalbi yatıştırmak için bir pipo yakmak olduğunu söylemeye çalışıyordu.

Anlıyorum, anlıyorum.

...Biliyordum zaten. Bırakmaya falan hiç niyeti yoktu.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.