Kristal Yağmuru

Karanlık gökyüzü göz kamaştırıcı bir ışıkla aydınlandı.

Öyle parlaktı ki uyumak imkansızdı.

Öyle ışıltılıydı ki kimse bu anı asla unutamazdı.

“Ne kadar güzel…” diye mırıldandım.

Sonra arkamdan, bir başkasının da aynı sözleri mırıldandığını duydum.

Arkamı döndüğümde, kralın gece gökyüzüne ve kristal parçacıklarının yağmuruna hayranlıkla gözlerini diktiğini gördüm. İkimiz de fark etmeden uyanmış olmalıydı. Gözleri masum bir çocuğunki gibi parlıyordu.

Yanımda duran Karoline'e bakışları sabitlenmişti.

Bir yıldır ilk kez karşılaşıyorlardı.

Gönül rahatlığıyla gülümseyerek ona sordu: “Hangisi daha güzel, kristal mi, ben mi?”

***

Birkaç gün sonra, kalenin tepesindeki büyük kristalin yok olması, herkesin kristal saatlerindeki büyülü enerjinin tükenmesine neden oldu. Karoline onları ilk icat ettiğinde olduğu gibi, tek bir günlük kullanımdan sonra işlevini yitiren basit cihazlara dönüşmüşlerdi yine.

Karoline durumu açıkladıktan sonra, kral muhafızlarına tüm vatandaşlardan kristal saatleri toplama emri verdi. Ardından, bir yıl önceki kötü yargısı ve bunun sonucunda halkını özgürlüklerinden mahrum bırakması nedeniyle özür diledi.

Ancak karşılığında aldığı tek şey kafa karışıklığı nidaları oldu. Halk, kralın ne için özür dilediğini anlamamıştı.

Kristal saatler büyülü enerjilerini yitirince, insanlar aradan geçen yıl içinde olanların çoğunu unutmuştu. Kimisi o yılı bulanık bir rüya izlemek gibi tanımlarken, kimisi de hiçbir şey hatırlamadığını söyleyerek kafa karışıklığı içindeydi.

Kristal saatlerin etkisi altında geçirdikleri o yıl, tıpkı bir rüya gibiydi. Her şey belirsiz ve bulanıktı. Birkaç dağınık anı kalsada, belirli hiçbir şeyi hatırlayamıyorlardı.

O bulanık, kayıp yıldan geriye sadece tek bir şey, herkesin anılarına canlı bir şekilde kazınmıştı: sayısız güzel altın ışığın şehrin üzerine yağdığı o gece.

***

“Ne yapacağımı bilmiyorum. Hatalarım için kefaret ödemek istedim ama vatandaşların çoğu ne yaptığımı bile hatırlamıyor,” dedi Karoline, masmavi gökyüzüne dalgın dalgın gözlerini dikerek. “Ama yine de, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya niyetim yok.”

Geçen yılki olayların sonuçlarıyla hala uğraşıyordu ve anlaşılır bir şekilde biraz yorgun görünüyordu. Ancak yüzünde bir başarma ifadesi de vardı.

Kefaretinin bir parçası olarak, her şey halledildikten sonra saray büyücülüğünden istifa etmeyi planlıyordu.

Bu meselenin sorumluluğunu üstlenmesinin doğal olduğunu, elbette olanları örtbas etmeye veya saklamaya çalışmayacağını söyledi bana.

O bir yıllık boşluğun sonuçlarıyla ne zaman başa çıkacağını bilmiyordu ama…

“Bu şehrin, hiçbir özelliği olmayan sıradan bir yere döneceğinden eminim.”

Bundan sonra, artık unutulmaz geceler ve özel para birimi olmayacağından emindi. İnsanlar normal hayatlarına dönecek ve dünyanın herhangi bir yerindeki diğer insanlardan farksız olacaklardı.

Orayı ziyaret eden çoğu gezgin, muhtemelen kısa sürede her şeyi unutacaktı.

“Üzgün müsün?” diye sordum.

“Üzgün mü görünüyorum?”

“Hayır, hiç de değil.”

Şehre doğru bakarken, parlak ışığa karşı gözlerini kıstı.

Önündeki manzara tamamen sıradandı. Hiç kristal olmasa da, şehri dolduran tükenmez bir büyülü enerji kaynağı bulunmasa da, hala göz kamaştırıcı derecede ışıltılıydı.

Güneş ışığı bir ara sokağa akıyordu. İnsanlar yüzlerinde gülümsemelerle geçip gidiyordu. Havada lezzetli kokular asılıydı.

Beyaz binalar, sakinlerini korurcasına sokağın iki yanında sıralanmış, pencere önü saksılarını süsleyen çiçekler ise sonbahar rüzgarında tasasızca bir o yana bir bu yana sallanıyordu.

Her şey tamamen sıradandı. Bunlar, hemen her yerde görebileceğiniz türden manzaralardı. Şehir kapılarından çıkar çıkmaz unutacağınız sıradan sahneler.

Ancak…

Yanımda duran Karoline gibi ben de gözlerimi kıstım.

“Çok güzel,” dedim.

Hem de çok, çok güzel.

Tıpkı bir rüyadan fırlamış gibi.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.