Fenerler zaten göğe doğru usulca yükseliyordu, oradan buradan.
Her yer dileklerle dolup taşıyordu.
"İş başında olman gerekmiyor mu?" diye sordu Fran Hanım, Saya'ya aniden.
Normalde deniz fenerinin içinde bebekleri çalıştırarak görevini yapan Saya, bizimleydi. Yanı başımdaydı.
"Festival için izin aldım."
Cevap verirken, Saya uzakta yükselen deniz fenerine baktı. Limandan, ne kadar cılız da olsa, narin mavimsi-beyaz ışık görülebiliyordu.
"…Senin yerine biri mi geçti işe?"
Fran Hanım o ışığa merakla baktı.
"Şey, öyle bir şey," diye başımı salladım.
Gerçi "biri" demek yanıltıcı olurdu.
"İşi az saatliğine yapacak vekiller bulduk."
"……?"
Fran Hanım başını hafifçe yana yatırıp şaşkınlıkla baktı, sonra sanki bir şey şimdi aklına gelmiş gibi ağzını açtı. "Ah, aklıma gelmişken, Elaina, kitap içindeyken senden özellikler ödünç alan tüm bebekleri iade etmen gerekiyordu, ettin mi? Wassily'yi zaten görmüştüm, gündelik kıyafetli bebekleri henüz geri almadığından şikayet ediyordu."
"Festival bitince geri veririm, o yüzden merak etme."
"……?"
Fran Hanım yine şaşkınlıkla baktı.
Gözlerimi kaçırdım.
Bir önceki gece bir şeyler olmuştu.
Saya ile konuşurken aklıma bir fikir gelmişti. Wassily'nin yaptığı bazı bebeklerin bilinci olmadığını, sadece büyü enerjisi depolayabilen kaplar olduğunu hatırladım – tıpkı kitaba girdiğimizde ödünç aldığımız gündelik kıyafetli bebekler gibi.
Belki bu bebekleri doğru kullanırsak, deniz fenerinde bir kişinin yerini alabileceklerini düşündüm.
Bu yüzden geceyi bunu test ederek geçirmiştik.
Ve şimdi sonucu görüyorduk.
Deniz feneri hala parlıyordu.
Elbette bir bebeğe depolanabilecek büyü enerjisi miktarı sınırlıydı, bu yüzden tüm gün boyunca işimizi yapmalarını sağlayamazdık. Ama sadece az saatliğine, bizim yerimize işi halledebilirlerdi.
Bu yüzden Saya'ya, "Şimdilik festivalin tadını çıkaralım," dedim.
Uzun zamandır beklenen festival gecesini birinin deniz fenerinin içinde, o ışığa tek başına bakarak geçirmesi çok üzücü olurdu.
Festival alanı boyunca kasaba halkı fener dağıtıyordu.
Başkalarını örnek alarak, biz de birer fener aldık.
Üç cılız küçük ışık.
Liman kenarında sıralanmış.
"Bu şehrin Fener Festivali'nin amacı, artık göremediğiniz insanlara karşı hislerinizi fenerlere koyup gökyüzüne göndermektir," dedi Fran Hanım, ellerinde tuttuğu küçük ışığa bakarken.
Fran Hanım'a göre…
"Fener Festivali bu şehirde ilk kez eski zamanlarda düzenlenmiş. Görünüşe göre, kasaba halkının vefat edenlere ve ayrıldıkları sevdiklerine duydukları hisleri fenerlere emanet edip her yıl bu zamanlarda gökyüzüne fırlattıkları bir gelenek haline gelmiş."
Başlangıçta bu gelenek şehirde sadece bir kişi tarafından başlatılmış.
Ama insanlar gökyüzüne çekilen fenerlerin güzelliğine hayran kalmış.
Zamanla, giderek daha çok insan hislerini fenerlere emanet etmeye başlamış ve etkinlik o kadar popüler hale gelmiş ki, turistler bu dönemde şehri ziyaret etmek için özel olarak gelmiş ve hislerle dolu birçok fener gökyüzüne gönderilmiş.
Sadece bir kişi tarafından başlatılan bir şey, yavaş yavaş birçok insan için büyük anlam taşıyan bir gösteriye dönüşmüş.
Bu şehirde düzenlenen büyüleyici bir gösteri.
"Hislerini kime göndereceksin, Saya?" diye sordum.
Ne dediğimi duyduğunu biliyordum ama o sessiz kaldı.
"…………"
Sessizliğinde, o sıcak, nazik ışıklara baktı.
Fenerlere baktı; uzaktan bakıldığında bile, ya da birinin elleri arasında gizlenmişken bile hala güzellerdi.
Ve sonra, sonunda.
"Fener göndermeyeceğim." Başını yavaşça salladı.
"Benim için en önemli kişi her zaman yanımda, bu yüzden… bu yüzden hislerimi göndermeye ihtiyacım yok."
Şehrin geleneklerine uyacak olsaydık, fenerlerimizi uzaklardaki sevdiklerimize hislerimizi taşımak için kullanırdık.
Ama biz hiç ayrılmamıştık.
Henüz değil.
Hiçbir zaman.
Ona ben de böyle söylemiştim.
Sevgili Saya'ma—Monica'nın günlüğündeki son giriş böyle başlıyordu.
Monica, günlüğünün bir noktada Saya'nın eline geçeceğini varsaymış olmalıydı. Çünkü geleceği göremese de her şeyi biliyordu.
Böylesine aşikar bir şeyi tahmin edebilmiş olmalıydı.
Gerçeğin sana yakında ulaşacağından eminim. Hatta, sen bunu zaten fark etmiş olabilirsin.
Günlüğün sonunda, tüm eylemlerinin ve Saya'ya karşı hislerinin gerçeği yazılıydı.
Seni her zaman sevdim. Berbat bir yalancısın ve her zaman gülümsüyorsun. Harikasın ve seni sevdim. Göz kamaştırıcıydın. Keşke senin gibi olabilseydim diye defalarca diledim.
Bunu yazarken ağladığını anlayabiliyordum.
Harfler dağılmıştı.
Gidişata bakılırsa, az zamanım kalmış gibi. Seni bırakmak zorunda kalacağım. Üzgünüm. Seni üzdüğüm için üzgünüm.
Monica'nın günlüğüne yazdığı son sözler.
Nedense onları oldukça hoş buldum.
Ama lütfen unutma…
Büyük ihtimalle, daha önce benim söylediğim sözlerle tamamen aynı oldukları içindi.
…Her zaman yanında olduğumu unutma.
Başında tanıdık sivri şapkasıyla Saya fısıldadı, "Unutmayacağım."
Neredeyse kendine bir yemin ediyormuş gibi fısıldadı.
"Asla unutmayacağım."
İçinde kendisi için önemli birinin adı yazılı günlük, kalbinin yakınında saklıydı.
Onu bu kadar çok düşünen kişi, sonsuza dek onunla olacaktı.
Onun küçük ışığı hala Saya'nın kalbinin yanında parlıyordu.
Gururla parlıyordu, sevgili arkadaşının yanı başında.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.