Savaşın Gölgesinde Yeni Bir Dönem

O gün saat beşi yirmi geçe, Ordu Bakanlığının odalarından birinde Gilbert Bougainvillea, bir zamanlar komuta ettiği Leidenschaftlich ordusuna bağlı Özel Taarruz Birliği’nin geleceğini tartışıyordu.

“Lağvedilmesi en makulü olurdu ancak devredilecekse de personeli bizzat seçmek isterim.”

Leidenschaftlich ordusunun eski binbaşısı Gilbert Bougainvillea, yarbay rütbesiyle de hakkıyla görev yapmıştı. Ardından, bizzat yönettiği Özel Taarruz Birliği’nin Büyük Savaş’ta gösterdiği üstün başarılardan dolayı bir kez daha terfi almış, albay rütbe işaretlerini takmaya hak kazanmıştı. Albay olduktan sonra, Ordu Bakanlığı bünyesindeki idari işler temel görevi haline gelmişti. Savaş sonrası askeri müdahaleler nedeniyle birliği hem yurt içinde hem yurt dışında sürekli hareket halinde olmuş olsa da, kendisinin ardı ardına aldığı terfiler yüzünden nihayetinde başsız kalmıştı.

“Lağvedilmesinin büyük kayıp olacağını düşünüyorum, dürüst fikrim bu. Terfi aldıkları için ayrılmak isteyen üyeler var elbette, fakat o kadrolar boş kalsa bile birliğin yetenek seviyesi son derece yüksek. Kendi başına bağımsız bir tümen olarak bile rahatlıkla iş yapabilir. Tabii üst kademe buna kolay kolay izin vermez... Birliği senin şahsi ordun gibi görebilirler.” Siyah saçları maviye çalan bir adam, Gilbert’ın sözlerini onayladı. Masasındaki isimlikte Laurus Schwartzman yazıyordu.

Gilbert, geçmişte amiri olan fakat şimdi kendisiyle aynı albay rütbesini paylaşan bu adamın öngörüsüne başıyla onay verdi. “Zamanla böyle bağımsız bir birliği kurabiliriz... Yönetim kademesi için fazla serbest hareket eden bir birlik tehlikelidir, kabul ediyorum. Fakat büyük acil durum anlarında muazzam işler çıkarırlar. Yine de şimdiye kadar böyle bir durum yaşanmadığını söylerlerse bize hak vermezler. Bu yüzden, gelecekte yaşanabilecek böyle bir gelişme için şimdiden bir temel hazırlamak istiyorum... Ve eğer sancağı birine devredeceksem, herkesin kendine has özelliklerini gözetecek birinin başa geçmesini dilerim. Ne de olsa o çocukların çoğu benim himayem altında yetişip parladı.”

“Varis olarak kimi atamayı düşünüyorsun?”

“Idris. Komutanlık için en uygun aday o.”

“Eğitimi veya arkasında destekçisi olmayan bir çocuk değil mi o? Tıpkı benim gibi. Bougainvillea soyundan birini önermeyecek misin? Ordu içinde yan kollardan gelen akrabaların olmalı.”

“Albay Laurus... Klikleşmeye dayalı aday gösterimlerinden nefret ettiğin için beni desteklemiştin, şimdi ise bir Bougainvillea’yı mı aday göstermemi söylüyorsun? Idris, eğitimi olmasa bile çok zeki biridir. Ayrıca son derece hırslıdır. Destekçi konusuna gelirsek... Ben onun arkasında durabilirim.”

“Sadece takılıyordum, hemen öfkelenme.” Gilbert’ın sesindeki o mesafeli ton üzerine Laurus hemen gülerek özür diledi. Yaş aldıkça Gilbert, gençlik yıllarında sahip olmadığı ağır ve vakur bir duruş kazanmıştı.

“Pekala, o halde birliğime bir varis atanması hususunda... Gerekli düzenlemelerin yapılması için desteğine güveniyorum.”

“Peki bu iyiliğimin karşılığı ne olacak...?”

“Kız kardeşim, bir sonraki gezimizde seninle birlikte ata binmek istediğini söyledi.”

Laurus’un yüzünde hoşnut bir ifade belirince Gilbert, omuzlarındaki bir yük kalkmış gibi hafifçe içini çekti.

Gilbert’ın ordudaki konumu dışarıdan bakıldığında sarsılmaz görünüyordu fakat gerçek hiç de öyle değildi. Sırf Bougainvillea hanesinden olduğu için onu destekleyenler olduğu gibi, yine aynı sebepten ötürü onu dışlamaya çalışanlar da vardı. Gilbert, artık kimleri yanına çekeceğini seçmek zorunda olduğu bir dönemece girmişti. Gücün olduğu her yerde kıskançlık ve yozlaşma her zaman baş gösterirdi. Kendisi gibi olmaları imkansız olan yetenekli insanları yavaş yavaş etrafında toplamak ve onları kanatlarının altına almak, son zamanlarda Gilbert için kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmişti.

Laurus, orduya ilk katıldığı yıllarda gıptayla izlediği, adeta arkasından koştuğu bir liderdi; şimdi ise onunla yan yana duruyordu. Albaylıktan tuğgeneralliğe, tuğgenerallikten tümgeneralliğe yükselmeyi başarabilenlerin sayısı oldukça azdı. Laurus’un kendisi de yükselmekle pek ilgilenmediği için Gilbert, onun albaylıktan öteye geçmeyeceğine inanıyordu. Üstelik kökeni, Gilbert’ın aksine, onu bu amansız yükselme mücadelesinde avantajlı bir konuma taşımıyordu.

“Bu ikinizin arasındaki bir mesele, fakat kız kardeşimi asla üzme. Sana yürekten değer veriyor. Bana söz ver.”

“Farkındayım. Benim gibi bir adama aşkını ilan etti sonuçta. Mezara kadar onunla olmaya niyetliyim.”

Hırslı bir rekabet peşinde koşmadığı her halinden belliydi ve karakterine güvenilirdi. Gilbert’ın kız kardeşini emanet edebileceğini düşünmesi için, karşısındaki adamın gerçekten takdir edilesi biri olması gerekirdi.

Protez olan sol elinin parmak uçlarıyla kaşlarının arasındaki çizgileri ovuşturan Gilbert, masada duran ve işle alakası olmayan bir gazeteyi eline aldı. Sabah uyandığından beri bu gazeteyi okuyor, görevdeyken bile yanından ayırmıyordu. Gözleri gayriihtiyari, kıtalararası trenin fotoğraflarının olduğu kısma kaydı.

“Bunu... sabahtan beri okuyorsun demek. Trenleri sever misin?”

“Bir gün seyahate çıkma fırsatı olursa denemek isterim.” Hiç de yapmacık durmayan bir hareketle gazetenin fotoğraflı kısmını katlayıp masaya bıraktı.

İki adam arasındaki hava öyle bir noktadaydı ki, Laurus bile Büyük Savaş’ın ardından Gilbert’ın neden Leidenschaftlich ordusunun Savaşçı Bakire’sini kaderine terk ettiğini sorgular olmuştu; bu yüzden konuyu derinleştirmek istemedi. Havadan sudan konuşurlarken kapı vuruldu.

“Albay Schwartzman... Ah, Albay Bougainvillea, siz de buradaymışsınız, çok iyi denk geldi. Acil bir toplantı var. Büyük bir olay meydana geldi. Kriz masası kuruldu, lütfen hemen gelin. Şu an harekat dairesindeki tüm personeli çağırıyoruz.”

Gelen idari memurun sözleri üzerine iki subay bakıştı ve aynı anda ayağa kalktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.