Yuvarlak masanın hazırlandığı karargahta toplananların çoğu albay rütbesindeydi. Yaşanan hadise, öncesinde tümgeneral tarafından detaylarıyla açıklanacaktı.
Öncelikle, öğleden sonra tam ikide kıtalararası tren için bir uğurlama töreni yapıldı ve bir saat sonra yolcular vagondaki yerlerini alarak tren istasyondan hareket etti. Duraklarından biri olan Attaccare kasabasından geçerek yoluna devam etti. Tam da o esnada, Attaccare yakınlarında trenden aşağı bir ceset atıldı. Ceset, o civarda yaşayan bir çiftçi tarafından bulunarak yetkililere bildirildi. Leidenschaftlich Ulusal Demiryolları'ndan gelen bilgiye göre tren şu anda su ikmal noktalarından biri olan Rauschend istasyonunda bekletiliyor. Yolcuların hayatına karşılık bir ödül talebi, istasyon görevlileri aracılığıyla Leidenschaftlich'e ulaştırıldı. Herkes pürdikkat kendisini dinlerken tümgeneral, öfkeyle ısırarak konuştu: Düşman, Altair Hapishanesi'nde tutulan bir siyasi suçlunun serbest bırakılmasını istiyor. Bu adam, geçen savaştaki ittifak ülkelerinden Rohand'a mensup bir suçlu. Ülkelerinin yenilgi ilanından sonra, kendi devlet büyüklerine şantaj yaparak bu ilanı geri çektirmeye çalışmış, iç karışıklığa yol açınca da tutuklanmıştı. Bu kaçırma eylemini gerçekleştirenler muhtemelen onun sadık köpekleri, yani yoldaşları. Kısacası bu davanın asıl failleri, savaşı kaybettiklerini henüz kabullenmek istemeyen güruhtan başkası değil.
Tümgeneralin karşı tarafı doğrudan düşman olarak nitelendirmesiyle salondaki hava bir an ağırlaştı, gerilim tırmandı. Leidenschaftlich için düşman, tüm ulusa kasteden bir tehditti. Hepsi birer yok etme hedefi haline gelirdi ve bu güruhların ellerindeki tek yönetim aracı askeri güç olduğundan, hiçbir şeyi diyalogla çözmeye yanaşmazlardı.
Üstelik düşmanlar kendi ülkelerine sığınmayı planlıyor. Tren, kıtanın en kuzeyindeki liman kentine doğru ilerliyor. Orada hazır bekleyen bir gemileri de varmış. Her şeyin kusursuzca tıkır tıkır işleyeceğini sanıyorlar... Tümgeneral, yuvarlak masanın üzerine serilmiş haritanın kuzey kesimine yumruğunu indirdi.
Masanın etrafındakiler irkilseler de istiflerini bozmadılar, gözlerini tümgeneralden ayırmadılar. Ondan yayılan öfkeyi sessizce göğüslediler.
Bizler... Biz Leidenschaftlich ordusu... Halkımızı ve bölge sınırlarını dış tehditlerden korumak için varız. Savaş bittikten sonra böyle bir rezalete izin vermek, Leidenschaftlich adına kara bir lekedir. Ama bu sadece bir onur meselesi değil. Zaten can kayıpları var. Söylemeye gerek bile yok ama kaçış planı başarıya ulaşana dek vatandaşlarımızın bu yolculuk boyunca rehin tutulacağı aşikar. Aralarında kesinlikle kendini koruyamayacak kadınlar ve çocuklar da bulunuyor. Neler yaşayacaklarını tahmin etmek zor değil. Ne pahasına olursa olsun bunun önüne geçmeliyiz. Düşman harekete geçti. Asıl mesele dizginleri nasıl ele alacağımız. En kötü senaryoları bile hesaba katarak bir strateji geliştirmeliyiz. Şu andan itibaren, rütbe farkı gözetmeksizin herkesin önerilerini sunmasına izin veriyorum.
Tümgeneralin bu sözleri üzerine herkes haritaya bakarak taktikler üretmeye başladı. Tren hareket halindeydi. Müdahale etmek istiyorlarsa tek çare içeri sızmaktı. Dışarıdan yapılacak bir saldırı, içerideki yolcuların hayatını tehlikeye atardı. Ne olursa olsun, trenin su ikmali yapacağı noktalardan birinde pusu kurup tek seferde baskın yapma fikri ağırlık kazandı. Ancak düşman da muhtemelen bunu öngörecekti. Suçluların geçişine izin verilmesi için gözdağı vermek amacıyla bir rehinenin kurban edilebileceği endişesi dile getirildi; ayrıca yolcuların, tren su ikmal noktasında durana dek hiçbir şey yapamayacakları için çok zor bir durumda kalacakları belirtildi. Acil bir irtibat yolu aranıyordu.
Tartışma giderek alevlendi. Bu kargaşanın ortasında sadece Gilbert sessizce sararmış, tek bir kelime bile etmeden duruyordu. Kulağına sadece diğerlerinin hararetli konuşmaları geliyordu. Gerekirse dile getirmesi gereken önerileri kafasında tasarlıyordu tasarlamasına ama tek bir gerçek, tüm bedenini esir almış, hareket etmesini engelliyordu.
Violet de o trende.
İlk sefer için bilet almaya çalışan kalabalığın fotoğrafına bakarken onun silüetini gözden kaçırmış olamazdı. Dünyayı dolaşan bir Otomatik Anı Kuklası'nın tren yolculuğunu tercih etmesinden daha doğal bir şey olamazdı. Yani kıtalararası trende onun yerine başka birinin olması imkansızdı.
Şimdi Hodgins'i arasam, telefonumu açar mı acaba?
Gilbert'ı, Violet'ı hiçbir iz bırakmadan terk ettiği için sertçe yargılamıştı. Son konuşmalarında, Gilbert kararını tekrar gözden geçirene kadar aralarındaki tüm bağları koparacağını söylemişti.
Gilbert...? Çok sessizsin, senin bir fikrin yok mu?
Laurus yanından ona doğru seslenince, Gilbert başını o tarafa çevirdi. Muhtemelen yüzünde alışılmadık bir ifade vardı. Laurus irkilerek geriye çekildi.
Tümgeneral bu durumu hemen fark etti. Ne oldu, Laurus? Önerini sunmaktan çekinme.
Yok... Ben... Doğru, su ikmal noktasında pusu kurulması fikrine katılıyorum. Demiryolundaki garnizon için ani bir hamle olacak ama birlikleri hazırlayıp beklemekten başka çaremiz yok gibi... Bekleyişin ardından başlayacak ele geçirme savaşı sırasında arkamızı kollayacak bir plan ve personel organize etmenin en kritik nokta olduğuna inanıyorum. Sonuçta trenin su ikmal noktalarında durmak zorunda olması, onun en zayıf yönü. Laurus önerisini sunduktan sonra, Gilbert'ın halsiz olduğunu düşünmüş olacak ki fısıltıyla sordu: İyi misin?
Gilbert konuşmadan sadece başını salladı. Tümgeneral onun da görüşünü isteyince, Gilbert kendini toparlayarak, Mevcut durumdaki stratejik gidişatı onaylıyorum, demekle yetindi.
Violet'ın ve yolcuların güvenliğinden endişe ettiği için, Gilbert kısa sürede kesin sonuç alınacak bir savaşı destekliyordu.
Yine de karşıt bir görüşün ortaya çıkması an meselesiydi. Tam da tahmin ettiği gibi, Gilbert'ın korktuğu şey çok geçmeden gerçekleşti.
Bu gidişatta bir tutarsızlık seziyorum. Planımızın başarıya ulaşmasını garanti altına almak için, treni o kuzey liman kentindeki son istasyonda kontrol altına alacak bir plan geliştirmemiz daha doğru olmaz mı? Laurus ve Gilbert görüşlerini belirttikten sonra, o ana kadar tıpkı Gilbert gibi sadece sessizce izleyen bir albay sesini yükseltti.
Ahmar, karşı çıkıyorsan planını detaylarıyla anlatmalısın. Tümgeneral, Albay Ahmar'ı konuşmaya teşvik etti.
Laurus'un yüzünde bariz bir hoşnutsuzluk belirdi. Sakallı ve devasa bir adam olan Ahmar adındaki bu asker, rütbece onunla denkti ama ikisi kediyle köpek gibiydi. Odadaki herkes, Ahmar'ın şimdiye kadar sessiz kalmasının tek sebebinin Laurus'a muhalefet etmek istemesi olduğunu biliyordu. Havadaki gerilim iyice ağırlaştı.
Bu fikir az önce de sunuldu ama onlara su ikmal noktasında saldırıp ellerinden kaçırırsak, ölü sayısı daha da artmaz mı? Failler intikam için rehineleri öldürür ve bize karşı talepleri kesinlikle katlanır. Bu süreçte istekleri için fidyeyi koz olarak kullanacaklarını şimdiden görebiliyorum. Durum böyle olacaksa, karşı tarafa her şeyin istedikleri gibi gittiğini düşündürüp ardından onları tek seferde çökertmek daha mantıklı bir plan. Tartışmayı geriye sardığım için üzgünüm ama bu bir acil durum olduğuna göre, en garantili yolu seçmeliyiz.
Hayır! Vatandaşları düşünüyorsak hemen harekete geçmeliyiz! O trendeki insanların şu an neler hissettiğini sanıyorsunuz? Son istasyona varmanın ne kadar sürdüğünü bilerek mi konuşuyorsunuz?! Onların aileleri de ordunun bir an önce bir şeyler yapmasını bekliyor!
Laurus, sen her zaman duygusal argümanlarla ilkelerini öne sürüyorsun ama strateji üretirken buna gerek yok. Önemli olan tek şey sonuçtur, süreci sonra da detaylandırabiliriz. Bu önerileri, sonrasının da sonrasını hayal ederek mi sunuyorsun? Zaten can kayıpları var ve yenilerinin yaşanmaması için yolcuların dişini sıkmasından başka çaremiz yok.
Toplantının konusu iki kutba ayrılmıştı: Her şeyden önce vatandaşların kurtarılmasını savunan Laurus ve durumu kontrol altına almayı öncelik sayan Ahmar.
Laurus'un yanında sessizce duran Gilbert, olayların akışı içinde kalbinin huzursuzca çarptığını hissediyordu. Endişeden ziyade, işlerin istemediği bir yöne evrilmesini engelleme arzusu içini kemiriyordu. Gilbert, Ahmar'ın yöntemlerini asla kabul edemezdi.
Violet Evergarden'ın son istasyona kadar uysalca seyahat edeceğini düşünmek saflık olurdu. Muhtemelen bir şekilde harekete geçecekti. Onun o trende olması, içinde büyük bir umut yeşerttiği gibi derin bir korku da uyandırıyordu.
Yalnız başınaysa, gözünü karartıp tehlikeye atılacağı zaten kesin.
O, kendisini savunması gereken bir durumla karşılaştığında eli kolu bağlı duracak bir kız değildi. Gilbert onu tam da bu şekilde eğitmişti.
Ona yardım etmeliyim. Onu korumalıyım. Sırf güçlü olduğu için, o...
Bu karar, zamanında gözyaşları dökerek ondan ayrılmayı seçtiği o günkü iradesini hiçe saymak anlamına gelecekti. Eğer hayatta olduğunu öğrenirse, Violet kesinlikle yeniden Gilbert'ın bir maşası olmaya çalışacaktı. En büyük korkusu da buydu zaten.
Sevdiğim kadının bir kez daha bir araç gibi kullanıldığını görmek istemiyorum.
Gilbert kendi kendine sordu: Mevcut şartlar altında, Gilbert Bougainvillea adındaki bu adam en çok neden korkuyordu?
Violet’in ölümünden.
Gilbert kendi kendine sordu: Mevcut şartlar altında, en çok neyi arzuluyordu?
Onun güvende olmasını.
Kendi iç hesaplaşmalarına baktığında, yapması gereken şey gün gibi ortadaydı.
Bu da mı kader?
Gilbert gözlerini yumdu. Soluk alışverişini düzene soktu. Kendi elleriyle geride bıraktığı o kızın yüzü zihninde canlandı. Bir de görüşmedikleri o süre zarfında ne kadar büyüdüğünü gösteren o fotoğraftaki hali...
Bulunduğu konuma gelebilmek için çok çaba sarf etmişti. Gözünü dikeceği bir sonraki makam ise tümgenerallikti. Ne kadar yükselirse, hareket alanı kısıtlansa bile yapabileceklerinin sınırı o kadar genişleyecekti.
Şu anda böyle bir hadise yaşanırken, Tanrı'nın ona bir kez daha yol gösterdiğini hissedebiliyordu. Violet için endişelenirken kahrolmuştu ama sakin kafayla düşündüğünde ne yapması gerektiğini net bir şekilde anlamıştı.
Ne için yaşıyorsun? Kendini hırpalama.
Sıkıca kapalı göz kapaklarını yavaşça araladı.
Böyle zamanlarda harekete geçebileceğim bir yol seçtim zaten. Zamanı geldi. Hepsi bu.
"Önerimi sunabilir miyim?"
Zümrüt yeşili gözlerinde en ufak bir tereddüt kırıntısı kalmamıştı. Açık gözlerle tümgenerale ve yuvarlak masadaki herkese baktı. Hiç düşünmesine gerek kalmadan nasıl bir tavır takınması gerektiğini biliyordu.
"Bir fikrim var." Sesi ne çok yüksek ne de çok alçaktı. "İlk olarak, trenin rotası üzerindeki garnizona asker sevk etme fikrine katılıyorum. Trenin kuzeye gitmesine kesinlikle izin veremeyiz. Eğer bir şekilde denize ulaşırsa, işi deniz kuvvetleri devralır. Ağabeyim Dietfriet Bougainvillea ile bizzat görüşürüm. Tümgeneralimizin de belirttiği gibi, en kötü senaryoyu göz önünde bulundurarak hareket etmeliyiz."
Sakin bir üslupla konuşmak önemliydi.
"Askerlerin nerede konuşlanacağı hususuna gelecek olursak, son istasyonda bir çatışmaya girilmesine karşıyım. Orası bir savaş alanına dönerse, kuzey tarafla olan duygusal meseleler işin içine girer. O insanlar kuzeylilerin gözünde birer kahraman. Kendi topraklarında, yani evlerinde tasfiye edildiklerini göstermek büyük bir gövde gösterisi olur ama bu durumun yeni bir krize yol açacak kadar büyük bir infial yaratacağını da öngörmeliyiz. Şu an ordularını terhis etme konusunda güneydoğuya karşı uysal bir tavır sergiliyorlar ancak bunun acısını kesinlikle içlerinde tutacaklardır."
"Şu anda tartışmamız gereken şey bu değil!"
Gilbert, Ahmar'ın öfke dolu kükreyişine son derece soğukkanlı bir şekilde karşılık verdi: "Sonrasının da sonrasını düşünmemiz gerektiğini söyleyen sizdiniz, Albay."
"Henüz çiçeği burnunda bir albayken, benimle bu kadar saygısızca konuşmaya cüret etmek de neyin nesi..."
"Tümgeneralimiz en başından beri fikirlerimizi özgürce sunmamız gerektiğini belirtti. Tümgeneralimizin kararına karşı mı geliyorsunuz?"
Üstlerinin adı geçince Ahmar, olamaz diyerek geri adım atmak zorunda kaldı, yüzü hırstan kıpkırmızı kesilmişti.
Gilbert, tıpkı Ahmar'ın Laurus'a yaptığı gibi kendi argümanını ortaya koydu: "Lütfen planımı açıklamama izin verin. Zararın sadece yolcularla sınırlı kalacağının garantisi yok. Trenin güzergahındaki tüm istasyonların ve yakınlardaki halkın tahliye edilmesi gerekiyor. Su ikmal noktasındaki pusu planına paralel olarak, başkent Leiden'dan itibaren onları takip ederek bir sızma harekatı gerçekleştirmeyi öneriyorum." Sesindeki o vakur ve asil tonla bunu yüksek sesle dile getirdi.
İnsanlar başkalarını genellikle görselliğe ve hitabete bakarak değerlendirirdi. Böyle bir duruş sergilemek, karşı tarafa "bu adamın söyledikleri dinlemeye değer" dedirtirdi.
"Sızma harekatı mı dediniz? Onları kovalamaya şimdi başlarsak yetişebilecek miyiz sanki?"
Gilbert, Ahmar'ın bu alaycı tavrına kılını bile kıpırdatmadan yanıt verdi: "Gece Kuşları'nı havalandıracağım."
"Tren şu an durmuş olsa bile eninde sonunda hareket edecek!"
Duygularına yenik düşen taraf kaybederdi.
"Hareket etse bile tekrar duracaktır. Su takviyesi yapmak için. Eğer sızma başarılı olursa, su ikmal noktasında yapılması planlanan baskının başarı oranı katbekat artar. Yolcuları kurtarmak birinci önceliğimizdir. Bu tren kaçırma eylemi ne kadar uzarsa, can kaybı da o kadar artacaktır. Hem suçlular hem de kurbanlar akli dengesini yitirmek üzere. Gece Kuşları'nın vaktinde yetişip yetişemeyeceğini görmek istiyorsanız, işi bana bırakın. Leidenschaftlich Özel Taarruz Birliği'ni harekete geçirelim. Elbette komuta bende olacak."
Ortalık hareketlendi. Tümgeneralin yüz ifadesini süzdü; teklifinde bir kusur bulmuş gibi görünmüyordu.
İnisiyatifi elinden bırakmayan Gilbert konuşmasına devam etti: "Az önce bu tür durumlar için özel personel yetiştirilmesi gerektiğine dair bir yorum yapıldı fakat hepiniz unuttunuz mu? Leidenschaftlich Özel Taarruz Birliği, savaş döneminden beri bir akın birliği olarak aktif olarak görev yapıyor. Az sayıda insanla sızma harekatı yürütmek için gereken tüm niteliklere fazlasıyla sahipler. Şimdi hareket emri verilirse hemen aksiyon alabiliriz. Rütbemden ötürü sahada bizzat komuta etmemi doğru bulmayanlar çıksa da, bu birlik hala benim himayem altında ve ben de yeni atanmış bir albayım. Rüştümü ispatlayacağım. Beni sadece bir satranç taşı olarak görün. Deniz kuvvetlerini harekete geçirecek ve işler yolunda giderse sızmayı gerçekleştirip bu işi hızla çözecek bir taş. Eğer benim askerlerim başarısız olursa, arkada bekleyenler zaten Leidenschaftlich ordusunun sevk edilen askerleri olacak. Bu olayın sadece kuzeyin intikam hırsından ibaret olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. Arka planda dönen başka şeyler olmalı. Ortada tek bir tuzak yok. Kurdukları iki katlı, üç katlı tuzaklarla birlikte, alt edemeyeceğimiz başka bir planla ezici bir zaferin peşindeler gibi hissediyorum." Soluklanıp yutkunduktan sonra sordu: "Tümgeneralim, ne dersiniz? Bu işi bana vermenizi rica ediyorum." Bunu talep ediyordu ancak karar yetkisi kendisinde değildi. Duruşunu bozmadan, bakışları ve tavrıyla bu talebini daha da perçinledi.
Gilbert durumun farkındaydı. Kendini bildi bileli, başkalarının yanındayken kime karşı nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilirdi. Hata yapacak olursa hemen ihtar alırdı. Bir Bougainvillea olarak hayatta kalmanın ve muzaffer olmanın sırrı buydu. Sergileyeceği tavırlara göre karşı tarafın nasıl bir tepki vereceğini kestirebiliyordu. Çözebildiği bu dünyanın sınırları içinde, şu an sadece bir zamanlar sevdiğinin farkında bile olmadığı o tek bir kişi için var oluyordu.
"Pekala, bir dene bakalım. Bir satranç taşı olarak nelere muktedir olduğunu göster bize."
"Sizi kesinlikle memnun edecek sonuçlar getireceğim." Gilbert bu cevabı verirken, zihninde çoktan başka bir strateji belirlemişti bile.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.