Samuel LaBeouf’un ömrü boyunca yaşadığı en parlak, en kusursuz gün hangisi diye sorulsa, hiç şüphesiz bugün olurdu. Ülke tarihine adını altın harflerle yazdıracak ilk kıtalararası trenin ön makine dairesine başmühendis olarak seçilmişti. Bu süreçte o parlak, siyah vagon duvarlarına sevinç içinde kaç öpücük kondurduğunu kendisi bile unutmuştu. Ailesine, dostlarına bu başarıyı sayısız kez gururla anlatmıştı. Onun ne kadar çabaladığını bilen herkes başarısını canıgönülden kutlamış, ilk seferi yüzlerinde sıcak bir gülümsemeyle uğurlamıştı. Samuel’in asıl planı, güneş batarken dünyanın dört bir yanını gezip o muazzam günü zihninde tekrar tekrar yaşayarak, kendi kendine bir melodi mırıldanıp keyif yapmaktı.
Yedekler... hâlâ gelmedi mi?
Çok özür dilerim, gerçekten çok özür dilerim...!
Saat tam akşamın altı kırk üçüydü. Samuel’in ensesine arkadan bir silah dayanmıştı. Makinist arkadaşlarından ve yardımcılarından birinin cansız bedeni, başı yana düşmüş bir halde ayaklarının dibinde yatıyordu. Daha birkaç saat önce kendisini selamlayan, neşeyle sohbet eden o insan şimdi bir cesetten ibaretti. Hikayesi henüz yeni başlayan, adı tarihe kazınacak olan o tren, bir anda suçlular tarafından ele geçirilmiş ve işgal edilmişti.
Neden... Neden işler bu noktaya geldi? Ben ne yaptım ki?
İnsan acımasız bir kader ile yüzleştiğinde genellikle benzer şeyler düşünürdü. İlk önce kendi felaketine feryat ederdi.
Nerede, neyi yanlış yaptım?
Ardından zihninde geçmişe döner, şanssızlığın yakasına yapıştığı o ilk anı bulmaya çalışırdı. Samuel’in kullanması gereken kıtalararası tren, görkemli uğurlama töreninin ardından Leidenschaftlich’in başkenti Leiden’daki istasyondan hareket ettiğinde, alacakaranlık vaktine henüz çok vardı.
Femme Fatale adı verilen bu kıtalararası tren; birinci, ikinci ve üçüncü lokomotifler, birinci ve ikinci tek yataklı vagonlar, birinci ve ikinci basit yataklı vagonlar, birinci ve ikinci yolcu vagonları, panoramik manzaralı vagon, birinci ve ikinci yemek vagonları ile bir yük vagonundan oluşan tam on üç vagonluk bir devdi. Diğer on vagonu çekebilmek için üç lokomotifin her birinde bir makinist ve bir makinist yardımcısı görev yapıyordu. Bu lokomotifler, buhar düdüğünü işaret olarak kullanarak hızlarını ayarlamak adına üçlü bir çekiş gücüyle hareket ederdi. Bu yüzden makinist ekibinden tek bir kişi bile eksik olsa, sefer planlandığı gibi yürütülemezdi.
Femme Fatale, Leidenschaftlich’ten hareket ettikten daha bir saat bile geçmeden silahlı işgalcilerin saldırısına uğramıştı. Baskın başlar başlamaz vagonlara dağılan saldırganlar, treni yük vagonundan başlayarak ele geçirmişti. Bu sırada birinci basit yataklı vagonun görevlisi, üçüncü lokomotifin makinisti ve Samuel’in birinci lokomotifteki çalışma arkadaşları olan toplam üç yardımcı feci şekilde can vermişti.
Trenin yakıtı sayılan suyun istasyonlarda tazelenmesi gerekiyordu. Şu anda bir yandan su takviyesi yapılırken, diğer yandan boş kalan makinist ve yardımcı kadroları için Leidenschaftlich’e ve Devlet Demiryolları’na acil yedek personel talebi gönderilmiş, gelecek cevap bekleniyordu. İşgalciler hükümete başka talepler de iletmiş gibi görünüyordu ancak sadece bir rehine olan Samuel’e bu konuda hiçbir şey anlatmamışlardı.
Kollarına kuzey ülkelerinden birinin ulusal amblemini taşıyan bir bez parçası bağlamışlardı. Amaçları neydi? Yenilgilerinin intikamını almak mı? Yoksa çok daha korkunç planları mı vardı? Her halükarda, bu grubun emirlere uymayan, kafasına buyruk insanlardan oluştuğu belliydi. Trenlerin nasıl çalıştığına dair en ufak bir fikirleri olmamasına rağmen, sırf işleyişe engel oluyorlar diye görevlileri gözlerini kırpmadan öldürmüşlerdi.
Korkma. Talimatlarımıza uymasaydın durum farklı olurdu ama sen makinistsin, seni öldürmeyeceğiz. Burası zaten daracık yer. Korkudan altına kaçırıp da ortalığı kokutma.
İşgalcilerden biri, belki de Samuel’in korkudan titreyen halini acınası bulduğundan, onu sakinleştirmek ister gibi konuştu.
Şey, eksik kadro tamamlandıktan sonra... treni nereye kadar sürmem gerekiyor?
Güzergahı hiç değiştirmeden son durağa kadar gideceksin. Senden tek istediğimiz, bizi oraya sağ salim ulaştırman.
Söyleyeceği her kelimenin onları öfkelendireceğini ve şiddetle karşılık bulacağını düşünmüştü. Bu yüzden adamla normal bir şekilde konuşabilmiş olmasına biraz şaşırdı.
Onlar da benim gibi birer insan olabilir ama onları kendimle bir tutmayı aklım almıyor.
Samuel’in gözünde bu adamlar tamamen farklı bir dünyaya ait, yabancı yaratıklardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.