Ağaçların gölgelediği patikanın ardında görkemli bir yapı yükseliyordu. Patrick Evergarden’ın başında olduğu Evergarden hanedanının lüks dairesi, bir malikaneden ziyade şatoyu andırıyordu. Özenle bakılmış yemyeşil çimlerin arasında göz alıcı renkleriyle parıldayan çiçek tarhları, envaiçeşit bitki ve mevsim sebzelerinin yetiştiği bir bostan bu uçsuz bucaksız bahçeyi süslüyordu. Binanın kireç beyazı duvarları ve lacivert çatısı vardı. Kulelerinden pencerelerine kadar her detayıyla kusursuz bir simetri sunan mimarisi, bakanlara asalet ve zarafet hissi veriyordu.
Bahçıvan yanından geçen Cattleya’nın karaltısını fark edince seslendi. "Bayan Cattleya Baudelaire, değil mi?"
Hodgins önceden haber verdiği için bahçıvan ona kapıdan lüks dairenin girişine kadar eşlik etti. Sahanlığa ulaştığında ise onu bir kahya karşıladı.
"Yakında burada olur."
Cattleya bekleme odasında boş boş oturup beklerken çok geçmeden, kahyanın dediği gibi, Violet Evergarden kapıda belirdi. "Cattleya...?"
Ayak seslerinin duyulmaması sadece yerdeki kalın kırmızı halı yüzünden değildi. Violet, her zamanki otomatik anı oyuncağı üniformasından farklı bir elbise içinde, adeta bir hayalet gibi çıt çıkarmadan gelmişti. Saçları tek taraftan gevşekçe toplanmış, yüzünün kenarından çiçekli bir toka sarkıyordu. Mavi çiçek desenleriyle süslü, bembeyaz, sade elbisesini tanımlayacak en doğru kelime herhalde zarifti. Küçük çiçekler kumaşın üzerine rastgele serpiştirilmemiş, omuzlarından göğsünün ortasına doğru dökülüyormuş gibi özel olarak işlenmişti. Yaz bitiyor olsa da Leidenschaftlich’in havası hala sıcaktı; aslında sadece elbiseyle bile gezilebilirdi ama o, üzerine koyu mavi bir hırka almayı tercih etmişti. Muhtemelen yapay kollarını gizlemek istiyordu. Göğsünde ise her zamanki broşu parıldıyordu.
"Kendi halindeyken böyle giyiniyorsun demek. Şey gibi olmuşsun... hani şu zengin ailelerin genç hanımefendi kızları olur ya? Çok tatlı, çok yakışmış."
Violet her zamanki sakinliğiyle yanıt verdi. "Manevi annemin zevki. Önemli bir şey mi oldu?" Mavi gözleri adeta, evime kadar gelmene sebep olan acil durum nedir, çabuk anlat, diyordu.
"Yani, sayılır..."
Cattleya, Hodgins ile yaptığı konuşmayı hatırladı. Masasındaki damgaları basmayı bir anlığına bırakan adam, gizemlerle dolu Violet’i nasıl ikna edeceğinin sırrını vermişti. Bak şimdi, eğer küçük Violet’i ikna etmek istiyorsan, bunun ona benim tarafımdan verilen bir görev olduğunu söylemelisin.
Kendinden çok emin konuşmuştu. Gerçekten de Violet, Hodgins ile konuşurken her zaman uysal ve saygılı bir tavır takınırdı. Fakat bu saygı, diğer insanlara gösterdiğinden çok farklı bir boyuttaydı.
Doğrusu, bu kız gerçekten çok tuhaftı.
Cattleya onun eski bir asker olduğunu biliyordu. Cattleya’nın deliler gibi aşık olduğu Hodgins ile birlikte Leidenschaftlich ordusunda görev yapmıştı. Zaten kendi de nevi şahsına münhasır biri olan Hodgins’in CH Posta Hizmetleri’nde çalışması için topladığı bunca garip insanın arasında, geçmişinde askerlik olan birinin bulunması şaşılacak şey değildi.
Yine de geçmişini bir kenara bıraksak bile Violet’te insanı huzursuz eden bir gizem vardı.
Yüzünde asla bir tebessüm belirmezdi. Konuşma tarzı son derece kibardı ama kimseye yaranmaya, şirin görünmeye de çalışmazdı. İnsanlarla arasına aşılmaz bir mesafe koyar, buna rağmen yalnızlıktan şikayet ediyormuş gibi de görünmezdi. Adeta buzdan yontulmuş, kalpsiz ama büyüleyici bir figür gibiydi. Cattleya’nın gözündeki Violet tam olarak buydu.
Bu durumun zaten kararlaştırılmış bir şey olduğunu biliyordu.
Yine de o sihirli sözcüklerin işe yarayıp yaramayacağından emin olamadığı için içi içini yiyordu. Violet, Hodgins dışındaki birinin talimatını dinler miydi? Dinlese bile birlikte keyifli vakit geçirebilirler miydi?
Her şeye rağmen şenliğe tek başına gitmekten iyidir diye düşündü.
Amacını aklında netleştiren Cattleya söze girdi. "Violet. Benimle geliyorsun. Başkan Hodgins’in sana verdiği bir görev bu. Başkan bize katılana kadar Havacılık Sergisi’nde bana eşlik edeceksin."
Otoriter bir tonla konuşmasının ardından odaya birkaç saniyelik bir sessizlik çöktü.
O kuralcı, sessiz, soğuk ve kusursuz bir güzelliğe sahip buzdan kız, uzun kirpiklerini kırpıştırarak birkaç kez gözlerini kırptı. Yüzünde kocaman bir soru işaretiyle sordu. "Görev mi?"
"Evet, görev."
"Gerçekten... bir görev mi?"
Cattleya, karşısındaki kızın berrak mavi gözlerinde kendi telaşlı halini görünce gözlerini dikmekten vazgeçip bakışlarını kaçırdı. "E-Eğer yalan söylediğimi düşünüyorsan, gidip başkana sorabilirsin."
"Gerek yok. Bugün kapanış günü olduğu için çok yoğun olmalı, onu telefonla rahatsız etmek istemem. Anlaşıldı. Eğer başkanın bizzat ricası olan bir görevse, kabul ediyorum." Kapanış gününün telaşını düşünürken, Cattleya’nın aksine, çalıştığı yere karşı son derece profesyonel ve olgun bir hassasiyet gösteriyordu.
İstediği cevabı almasına rağmen Cattleya’yı aniden bir huzursuzluk kapladı. Bir insanla değil de bir makineyle, bir periyle ya da belki de bir hayaletle konuşuyor gibi hissetmişti. Karşısında, asla ortak bir noktada buluşamayacağı, dünyaya ait olmayan bir varlık duruyordu sanki.
"Hey, gerçekten geliyor musun yani?"
"Evet."
"Gerçekten ama, söz mü?"
"Gerçekten, söz."
"Sende sanki hiç yaşam belirtisi yok gibi ama yaşıyorsun, değil mi?"
"Yaşıyorum."
"Lafın gelişi soruyorum, başkan sana çok düşkün. Aranızda bir aşk ilişkisi mi var?"
"Hayır, öyle bir durum söz konusu değil."
"Peki Benedict hakkında ne düşünüyorsun?"
"Benedict mi? Muharebe yetenekleri son derece yüksek, ayrıca şaşırtıcı bir şekilde liderlik vasfı da var."
Sorular oldukça patavatsızca olmasına rağmen Violet hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermeden hepsini büyük bir ciddiyetle yanıtladı.
Cattleya aldığı net cevaplarla bir anda neşelendi. İçini kaplayan sevinç dalgasına teslim olup olduğu yerde zıplamaya başladı. "Çıkarlarımızın uyuşmasına çok sevindim! Madem anlaştık, hadi hemen hazırlan! Evdekilere dışarı çıkacağını haber ver. Bir de yanına kağıt, zarf ve dolma kalem almayı unutma. Sonuçta Uçan Mektuplar etkinliğine katılacağız."
"Uçan Mektuplar... Yanılmıyorsam kara ve deniz kuvvetlerinin halka sunduğu hava gösterisi geleneklerinden biriydi, değil mi?"
Eski bir askerden bekleneceği üzere, bu konuda da bilgiliydi.
Cattleya daha önce hiç katılıp katılmadığını sorduğunda Violet sessizce kafasını iki yana salladı. "Hiç izlemedim ama bilgi olarak bana anlatılmıştı..."
Bunu ona kimin anlattığını ise söylemedi.
"Cattleya, yazı takımları dışında yanıma almam gereken başka bir şey var mı? Başkan Hodgins’ten yanımda silah taşımak için izin almalı mıyım?"
"Silaha ne gerek var? Ne yapacaksın silahı? Korkutma beni."
"Görev olduğunu söylemiştiniz de..."
Violet sınırları nerede çizeceğini pek kestiremiyordu ve Cattleya’nın bazen onun bu halleri karşısında kafası karışıyordu. Yine de nihayetinde iki kadın birlikte evden çıkmayı başardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.