Gece Kuşlarının Süzülüşü

Saat sekiz sularında Gilbert Bougainvillea, Nighthawk’ın gövdesinden dışarı sarkmış, dik dik aşağıdaki karanlığa bakıyordu. İnsanın başını döndürecek bir yükseklikteydiler. Düşmana yakalanmamak adına hayli yüksekten uçuyorlardı.

"Buldum. Kuzeybatıda."

"Anlaşıldı Albay Bougainvillea. Alındı."

Kuzeybatıda, bulutların arasından sızan zifiri karanlık arazide parıl parıl parıldayan ve hızla ilerleyen bir karaltı vardı. Bu, kıtalararası tren Femme Fatale’den başkası değildi.

"Burası Birinci Birlik. Femme Fatale tespit edildi. Alçalmaya başlayın."

Pilotun telsizinden gelen sinyalle birlikte toplam yedi Nighthawk, kusursuz bir düzen içinde süzülerek hedefe doğru alçalmaya başladı. Tam o sırada, tren yolunun hizasındaki dağların arasından gürültüyle yükselen bir alev topuna şahit oldular.

"Bu, Albay’ın bahsettiği su ikmal noktasından fırlatılan sis bombası."

"Üç numaralı stratejiye geçiyoruz. Beşinci Birlik geri çekilme yapacak. Trenin varış noktasında bekleyen Özel Ateşli Silahlar Saldırı Birliği’ne katılıp durumu bildirin. Hedefin aniden çıkan bir orman yangını ya da benzeri bir sebepten dolayı durduğunu söyleyin. Birinci Birlik’ten başlayarak sırayla, muharip ekibin ilk yarısı savaş alanına iniş yapacak. On üç vagondan oluşan bu trenin en başındaki bir, iki ve üç numaralı lokomotifleri ele geçireceğiz. Acil durum duruşundan sonra harekete geçin. Muharip ekibin ilk yarısı indikten sonra, ikinci yarı destek verecek ve inişin ardından dışarıdan bir baskın başlatacak. Mürettebatı korumamıza yardım eden siviller olacak. Kolunda kırmızı bez sarılı olan herkes iş birlikçimizdir. Yanlışlıkla onlara saldırmayın. Pekala, herkes beni iyi dinlesin. Bu stratejinin sonucu, birliğimizin varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğini belirleyebilir. Sizler her nerede olursanız olun bir şekilde başınızın çaresine bakarsınız, ama ben biraz daha gözümün önünde kalmanızı istiyorum."

Birinci Birlik’in pilotu kıkırdadı. Gilbert’ın alışılagelmiş ciddiyetinin dışına çıkarak böyle şeyler söylemesi komiğine gitmişti.

"Başarılar diliyorum. Evet, ilk ekip, iniş için hazırlanın."

Geri çekilen beşinci birlik hariç kalan altı hava aracı ve on iki kişilik personeliyle Gilbert’ın birliği, yani Leidenschaftlich Özel Taarruz Kuvvetleri, formasyon alarak kaçırılan kıtalararası trene müdahale etmek üzere harekete geçti. İlk olarak, arka koltuklardaki altı kişi trenin tavanına inip baskıyı başlatacaktı. Birbirine bağlı çalışan bir, iki ve üç numaralı lokomotiflerin her biri ikişer kişi tarafından kontrol altına alınacaktı. İçeri girecekler ve dışarıda kalacaklar olarak ikiye ayrılarak korsanlara karşı savaşı başlatacaklardı. Ardından, pilot grubundaki altı kişi trenin bir sonraki durağı olarak planlanan yerin yakınına konuşlanacaktı. Bu plan, trene sızan altı kişiye siper olma ve yolcuları dışarıdan koruma imkanı sağlıyordu.

Gilbert, özenle seçilmiş az sayıda askerden oluşan Özel Taarruz Kuvvetleri üyelerini, standart bir askeri komuta zinciriyle değil, titizlikle hazırladığı planı ezberletip eş zamanlı hareket eden tek bir vücut gibi yönetiyordu. Bir kişi eksilse bile, diğer bir üye onun görevini üstlenerek açığı kapatacaktı.

Gilbert, ilk gruptaki askerlerle birlikte hızla ilerleyen Nighthawk’tan atladı ve son sürat giden trenin tavanına iniş yaptı. Düşük irtifa uçuşları uzun sürdürülemezdi. Doğru anı yakalayıp atlamış, trenin gövdesine tutunarak dengesini zorlukla sağlamıştı.

Doğal olarak içindekiler tepelerinde çınlayan türbin sesini fark etmekte gecikmedi. Bir numaralı lokomotiften korsan olduğu her halinden belli olan bir adam dışarı fırladı. Gilbert sol protez kolunu uzattığı gibi adamın suratının ortasına sert bir yumruk indirdi. Adam sendeleyip geriye doğru savrulurken Gilbert herifin ensesinden yakaladı ve gövdesinden tutarak pencereden dışarı savurdu. Hemen yakındaki iki numaralı lokomotiften bir başka korsan Gilbert’a ateş açsa da kurşunlar, gövdesi yarı yarıya dışarıda kalan o talihsiz adama denk geldi.

"Albayım, ben önden gidiyorum!"

Gilbert’ın arkasından atlayıp tavana inen birliği üyelerinden biri, minyon bedenini kıvrak bir hareketle döndürdü. Gilbert’a silah doğrultmuş olan iki numaralı lokomotifteki korsana sert bir tekme savurarak içeri daldı. Gilbert kanlar içindeki adamı lokomotiften aşağı fırlattı ve kendisi de içeri süzüldü.

"Lütfen yardım edin! Öldürmeyin beni! Ben ölürsem yolcular da ölür, bu lokomotif de mahvolur!"

Can havliyle çığlık atarak yalvaran kişi, zavallı Samuel LaBeouf’tan başkası değildi.

Yardımcıları ölmüştü. Yerine bakan genç bir makinist yardımcısının ise cesetlere basmamaya çalışırken yüzü kireç gibi olmuştu. Etrafta başka korsan izi yoktu.

"Sakin olun. Ben Leidenschaftlich ordusundan Albay Gilbert Bougainvillea. Tren yolcularını kurtarma operasyonunu başlatmış bulunuyoruz."

"M-Müttefik mi? Asker misiniz?"

Yaşadığı dehşetten ötürü kendini o kadar kasmıştı ki, derin bir rahatlama ifadesiyle gözünden tek bir damla yaş süzüldü.

Gilbert adamın omzuna hafifçe vurdu. "Çok cesurca davrandınız. Kendinizi kaybetseydiniz durum çok daha vahim bir hal alabilirdi. Bir madalyayı hak ettiniz."

Gilbert’ın yüzündeki samimiyet ve etrafına yaydığı aura, Hodgins’inkinden bambaşka bir güven duygusu aşılıyordu. Böyle kritik bir anda kendisine yardım elini uzatan yakışıklı bir askerden bu sözleri duyan herkes duygulanırdı. Bu sözlerden son derece etkilenen Samuel titremeye başladı.

"Makinist Bey, adınız nedir?"

"S-Samuel, Albaycım."

"Bay Samuel. Sizi Leidenschaftlich’in bir kahramanı olarak görerek bir istirhamda bulunacağım. Bir sonraki su ikmal noktası neresi?"

"Ritorno."

"Orada bir başka taburumuz daha var. Büyük bir sinyal verilecek, bu yüzden istasyon sahasına girmeden önce acil durum duruşu yapmanızı istiyorum."

"S-Sinyal mi dediniz?"

"Gördüğünüzde ne olduğunu anlayacaksınız. Tren durduktan sonra lütfen burayı tahliye edin ve köye doğru koşun."

Samuel ve yardımcısı bakıştı.

"Ama yolcular... Bir de... Diğer çalışma arkadaşlarım..." Samuel eski mesai arkadaşlarının cansız bedenlerine baktı.

"Artık hayatta olmasalar bile, onları ailelerine teslim etmek istiyorum," dedi ikisi aynı anda.

"Hiç merak etmeyin. Bizim dışımızda ordudan başka bir birlik daha gelecek. Her şey bittiğinde, hayatını kaybedenler de siz ikiniz de ülkemize geri götürüleceksiniz. Ancak henüz yürüyebilenlerin bir süreliğine kendi başlarına tahliye olmalarını istiyorum. Kollarında kırmızı bez olan kişiler tahliyeyi yönetiyor. Lütfen onlarla birlikte hareket edin."

İçine su serpilen Samuel derin bir iç çekti. Ancak tam rahatladığı sırada, bir yerlerden silah sesleri yankılandı.

— Birileri... çatışıyor mu?

Gilbert, astlarına acil durum duruşunun yarattığı kargaşadan faydalanıp vagonların içine sis bombaları atarak düşmanı etkisiz hale getirmelerini emretmişti. Üç numaralı lokomotif ve sonrasından bir saldırı gelecek olursa, ellerinden geldiğince ayak bağı olacaklardı. Şu anda önden gelenlerin sayısı altı kişiydi. Bu seçkin birlik için özel olarak seçilen yeni askerlerin her biri, ten sıradan askere bedel bir savaş gücüne sahipti.

"Bana öyle geliyor ki... bu sesler dışarıdan geliyor. Ses tonuna bakılırsa öyle."

Samuel’in bu sözleri üzerine Gilbert kafasını pencereden dışarı çıkarmaya çalıştı. Ağaç dalları yüzüne çarptı.

"Deminden beri bir tuhaflık var. Bağrışmalar duyuyorum. Küçüklüğümden beri sadece kulaklarımın hassaslığıyla övülürüm... Çok uzaktan bile olsa insanların küfür ettiğini duyabiliyorum."

"Kendinizle daha çok gurur duymalısınız. Eğer söylediğiniz doğruysa, suçluların tarafında olmayan her kimeyse yardım etmeliyiz. Kusura bakmayın, yukarı çıkıyorum. Yine söylüyorum, görevinizi unutmayın."

Gilbert’ın sözleri üzerine Samuel, hem sevinç hem de heyecan dolu bir tebessümle başını salladı.

Hava direncine rağmen Gilbert bir kez daha trenin tavanına tırmandı. Demir yolunun inşa edildiği bu topraklar eskiden muhtemelen bir çiçek bahçesiydi. Çiğnenmiş olmalarına rağmen hâlâ can taşıyan çiçek yaprakları, trenin gidiş yönüne ters esen rüzgarda savruluyordu. Katran karası karanlığın içinde, sonbaharın henüz kurutamadığı beyaz, mavi, sarı, kırmızı ve turuncu renkler havada uçuşuyordu. Eninde sonunda toza dönüşecek olsalar da, son anlarına kadar dünyanın bu köşesini süsleyen büyüleyici bir manzara oluşturuyorlardı. Zengin renk cümbüşünün çok ötesinde, Gilbert aradığı kişiyi gördü.

"Albayım, takviye gerekiyor mu?!"

Altıncı birlik diğerlerinin ardından alçalmıştı ve Gilbert’ın partneri tam zamanında yanına iniş yapmıştı.

Gilbert eliyle onu durdurdu. "Idris. Görünüşe göre bir sivil korsanlarla dövüşüyor... Bunu daha önce fark etmeliydik."

"İniş sırasında düşmemek için canımızı dişimize takmış durumdaydık sonuçta. Ben de bir şey görmedim. Şey, peki şimdi..."

"Ben gideceğim. Seni bir sonraki komutan olarak atıyorum. Şayet geri dönmezsem, komutayı sen alacaksın."

"Ciddi misiniz albayım?"

"Ciddiyim."

"Sizi yakında geride bırakıp terfi alacak kadar yetenekliyim ben. Lütfen sağ salim dönün ve önümde durmaya devam edin. Peşinden koşacak birini bulamazsam..."

Gilbert cevap vermek yerine yumruğuyla adamın omzuna hafifçe vurdu.

Mavi paltolu kalabalık, aradığı kişinin siluetini çoktan gözden kaybetmişti. Üstelik ona ulaşmak için en öndeki vagondan başlayıp bütün treni katetmesi gerekiyordu. Zaman alacaktı.

Gilbert hiç tereddüt etmeden koşmaya başladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.