Einhorn, kraliyet başkentinin limanına yanaşmıştı.
Zehirli hava gemilerinin mekik dokuduğu limanda, elinde koca bir valiz tutan Finley'nin göğsü beklentiyle kabarıyordu.
"Sonunda başkent hayatı başlıyor beee!"
Sanki hayalini kurduğu büyükşehre taşınmanın heyecanını yaşıyor gibiydi.
Benim zamanımda ise, yeni başlayacak olan evlilik avı yüzünden içim fazlasıyla kan ağlıyordu.
"Başkentte yaşamak seni bu kadar mı heyecanlandırdı? Daha önce birkaç kez gelmiştin, değil mi?"
Einhorn'dan inen bizler, şimdi de şehre inecek olan küçük hava gemisine binmek üzereydik.
Anjie ve Livia, Noel'i de yanlarına alarak başkentteki dük malikanesine çoktan yola koyulmuşlardı. Şu an burada olanlar ise ben, Luxion ve Finley'den oluşan üçlü grubumuzdu.
"Burada yaşayacak olmak asıl mesele. Ben artık tam bir şehir kadını olacağım."
Jenna da aynı şeyi söyleyip duruyordu.
"Öyle mi? Peki, başkentte nasıl geçinmeyi düşünüyorsun acaba?"
Finley'e gelecek planlarını sorduğumda, tam da beklediğim cevabı aldım.
"Tabii ki başkentte yaşayan zengin bir herifle evleneceğim. Yakışıklı, boyu uzun ve sağlam bir serveti olan bir çocuk bulacağım kendime."
"İdeallerin bir hayli yüksek, ne âlâ. Umarım gerçeklerle en kısa sürede yüzleşebilirsin, şimdiden başarılar."
İnsan bazen hayal kurabilir, buna hakkı var.
Asıl önemli olan, gerçekleri görüp hayat planını ona göre revize etmektir.
Ve bu revizyonu ne kadar erken yaparsan o kadar iyidir.
Lakin bunu Finley'e dille anlatsam da ikna olmayacaktır. Çünkü o, bir yerlerde sadece kendisi için var olan bir beyaz atlı prens olduğuna yürekten inanıyor.
Bazen unutur gibi oluyorum ama burası o otome oyununun dünyası.
İdeal prenslerin ve soylu beyefendilerin etrafta cirit attığı bir yer olduğu için, ihtimalin sıfır olmaması durumu daha da beter hale getiriyor.
Çevredeki insanların tuhaf hayallere kapılmasının sebebi, ulaşılabilir gibi görünen ideallerin hemen orada duruyor olması muhtemelen.
Elinizi uzatsanız yetişemezsiniz ama aynı akademide okuyup onlarla sohbet edebildiğiniz için ister istemez hayallere dalıyorsunuz.
Ben de önceki hayatımdaki okulda, bir idol ile aynı sınıfta olsaydım muhtemelen hayal kurardım.
Belki onunla çıkabilirim falan diye...
Bu yüzden, en azından hayal kuracak kadar bir zaman dilimi onlara çok görülmemeli.
Gerçekler zaten her zaman acımasızdır; böyle hayaller olmazsa insan dayanamaz.
Tavrım karşısında Finley yanaklarını şişirdi.
"Abi, sende gerçekten hiç romantizm yok. Kendi ideallerine ulaştın diye başımıza gelip böyle kasılma."
Anjie, Livia ve Noel ile bağlanan biri olarak kesinlikle kazanan taraftayım, orası doğru.
Durduk yere kibirlenip etrafa emirler yağdıracak değilim ama gereğinden fazla alttan alacak halim de yok.
"Sadece şanslıydım o kadar."
"Bugün bir hayli dürüstüz bakıyorum."
"Benim tek özelliğim dürüst olmamdır. Ayrıca, dürüstçe söyleyeyim; ben evlilik avını bitirmiş, keyfine bakan bir akademi öğrencisiyim artık. Sen ise evlilik avında ter dökmeye bak."
"Gerçekten bazen çok gereksiz konuşuyorsun."
Finley hah deyip yüzünü benden çevirdi ve meraklı gözlerle etrafa bakmaya devam etti.
Bu dönemde yeni öğrenciler çok olur, Finley gibi heyecanla etrafı süzen bir sürü çocuk vardı.
Ancak iki yıl öncesinden farklı olan şey, limandaki yarı-insanların görüntüsüydü.
Ağır işlerde çalışan yarı-insanlar görüyordum ama hepsi alın teri dökerek çalışıyordu.
Güzel kıyafetler giyip kızların arkasından kuyruk gibi dolanan yarı-insanlardan eser kalmamıştı.
Görünen yarı-insanların çoğu, kaslı vücutlarıyla ağır işlere uygun tiplerdi.
'Master, lütfen dikkat edin.'
Luxion'un kırmızı lensini çevirdiği yöne baktığımda, yanına yandaşlarını almış, tam bir soylu züppesi gibi duran bir yeni öğrencinin bize doğru yürüdüğünü gördüm.
Etrafındakileri itip kakarak küçük gemiye binmek için bize doğru yaklaşıyorlardı.
Züppenin yandaşları arasında kızlardan ziyade erkeklerin daha kibirli davranması dikkat çekiciydi.
Bu görüntü bana tuhaf gelse de akademideki sağduyunun artık değişmiş olduğu gerçeğini kabullendim.
Ancak o sırada başka yöne baktığı için grubu fark etmeyen Finley'i birisi eliyle ittirdi.
"Çekilsene yolumdan, çirkin."
Sertçe yere kapaklanmasa da Finley yerinden sarsıldı.
Bu hakaret üzerine Finley'nin beynine kan sıçradı.
"Ne yapıyorsun sen be!"
İki yıl önce olsa böyle bir sahne imkansızdı ama karşımızdaki yeni öğrenciler farklıydı.
Erkekler birbirlerine bakıp Finley'nin önünde alaycı bir şekilde gülmeye başladılar.
"Vay vay vay, bir kız 'Efendi' erkeğe karşı böyle bir tavır takınabilir mi hiç? Sen kesin köylünün tekisin, değil mi? Bu gidişle evlenemeden akademiden mezun olup gidersin, benden söylemesi."
Bu sözleri duyduğumda içimden ne mi geçti?
"Hadi canım ordan" diyerek feci şekilde soğudum.
Sözler aslında eskisiyle aynıydı. Sadece züppelik yapan taraf kızlardan erkeklere geçmişti.
Yanlarındaki kızlar ise ezik bir tavırla başlarını öne eğmişlerdi.
Köylü diye aşağılanan Finley, daha fazla dayanamayıp bağırarak tüm dikkatleri üzerine çekti.
"Benimle dalga geçme! Bir kere sıraya kaynayan sensin. Geçsene sıranın sonuna!"
Karşı taraftakiler bize tiksinti dolu bir ifadeyle bakıyordu.
"Terbiye yoksunu köylü parçası. Seni akademide bir güzel benzetirim, unutma bunu."
Züppe çocuk, Finley'e "Yüzünü unutmayacağım" bakışı atıp gelen gemiye binmeye yeltendi.
Çevredeki kimse bu züppeyi durdurmadı ama sanırım birileri beni fark etmişti.
"Şişt, şu kişi yoksa..."
"Üçüncü sınıflardan Leon Senpai değil mi o?"
"Hadi be, ciddi misin?!"
"Valla o! Bir kere görmüştüm. Bu sene yurt dışındaki değişim programından döneceğini duymuştum, kesin o."
"O zaman az önceki konuşmaları duydu herhalde? Ne, o çocuk az önce Leon Senpai'ye köylü mü dedi?"
"Vah vah, o çocuğun işi bitti."
Çevredeki uğultu artınca züppe ve tayfası da bir terslik olduğunu anlamış olacaklar ki, endişeyle etraflarına bakmaya başladılar.
Aslında niyetim akademide onlara karşılığını vermekti ama bir kere dikkat çekmiştim, elden bir şey gelmez.
Bu seferlik sadece bir uyarı yapmakla yetinecektim.
"Merhabalar. Ben o köylü kızın abisiyim. Kusura bakmayın, zahmet verdik size de."
"K-kimsin sen?"
Züppe hala diklenmeye devam ediyordu. Henüz kim olduğumu tam çakozlayamamıştı herhalde.
"Köylü bir soyluyum işte. Ama rütbem Marki, bilmem anlatabildim mi?"
"Marki mi? H-hadi ordan, yalan söylüyorsun."
"Gerçekten öyle. İstersen saraya sorup teyit edebilirsin."
"Kesin yalan! Bak, özür dileyeceksen şimdi tam sırası."
"Maalesef, onu yapamam."
Böyle mevkimi kullanarak birilerini ezmekten aslında inanılmaz keyif alıyorum.
Ancak bu dünya gerçekten tehlikeli, kimin nereden çıkacağı belli olmaz.
Eğer böyle sağa sola artistlik yaparsan, karşına hiç beklemediğin kadar dişli biri çıkabilir.
Normalde benim tarzım önce karşı tarafı araştırıp, sonra intikamımı almaktır.
Fakat burada sessiz kalıp geçip gidersem, "Aman, bu da bir şey değilmiş!" diyecek aptalların türemesi büyük bir sorun.
İyi ya da kötü, karşımızdaki bu züppe gibi dünyadan bihaber çocuk çok fazla.
"Bak ufaklık. Kalabalık etme de uslu uslu sıraya geç, birinci sınıf."
Gözlerimi kısıp ona baktığımda, züppe çocuk gözlerini benden kaçırdı.
Gemiye binip kaçmaya çalışınca omzundan yakalayıp durdurdum.
"Sıraya geç."
Alçak bir sesle baskı kurunca "Hık!" diye bir ses çıkarıp süklüm püklüm geri çekildi.
Yandaşları da kuzu gibi olmuş, sıranın en arkasına geçmişlerdi.
Finley'i hafifçe iterek gemiye bindim.
Küçük hava gemisinin içi koltuklarla doluydu ve hepsinde emniyet kemeri vardı.
Yanına oturduğum Finley, az önceki züppeye karşı duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirmeye başladı.
"Ne bu şimdi? Bir kadına karşı fazla kaba değil mi?"
"Öyle galiba."
"Ayrıca, sen de bir alemsin abi. Neden hemen kim olduğunu söylemedin ki?"
"Angarya işlerden nefret ederim, biliyorsun."
Ben öyle deyince yanımızdaki Luxion hemen yalanladığımı belirtti.
'Daha sonra intikam almayı planlıyordunuz, değil mi? Gerçekten yöntemleri kirli bir mastersınız.'
Finley az önceki olayı unutup benden bir nebze olsun uzaklaşmaya çalıştı.
"O kadarı da ayıp olmuyor mu?"
Ne kadar kaba bir tip bu ya.
İntikam dediğim de, sadece herifin ailesini araştırıp aradaki güç farkını teyit ettikten sonra, ileride bir gün karşılaştığımızda "O gün bana çok yardımcı olmuştunuz" diye laf atmaktan ibaret.
Akademiye gelince etraftan kim olduğumu illa ki duyardı.
Öyle olsaydı intikamım başarıya ulaşmış sayılacaktı ama...
"Akademiye döndüğümüzde sadece lafımla onu darlayacaktım, o kadar."
"Biraz vizyonsuzca sanki."
"Buna o kadarcık şeyi sineye çekecek büyüklüğe sahibim de sen. Hem baksana—"
Küçük hava gemisinin içine bakınca, benim yeni öğrenci olduğum zamanların aksine kadın-erkek ilişkilerinde bir değişim yaşandığı görülüyordu.
İki yıl önce olsaydı, az önceki züppe gibi tipler ortalıkta dolanamazdı.
Rollerin sadece yer değiştirmiş olması nedense içimi burkuyor.
Erkek ya da kadın fark etmiyormuş demek ki.
Yurt odasına geçtiğimde yeni odama bakıp derin bir iç çektim.
"Yine oda büyümüş."
Bir öğrenci için fazla geniş bir iç mekân.
Benim için daha dar yerler daha huzurlu olsa da, şu an aktif bir Marki olduğum için özel bir odaya yönlendirildim.
Aslında bu oda, Julius ve diğerlerinin kalacağı türden bir yerdi.
Geniş odaya az sayıdaki eşyamı bırakıp sandalyeye oturduğumda, Luxion oda kontrolü yapıyordu.
'Şüpheli bir durum yok.'
"Fazla mı temkinlisin?"
'Master, biraz daha kriz bilincine sahip olmalısınız. Ayrıca, Marie ve diğerleri her an buraya damlamak üzeredir.'
Döndüğümü Creare aracılığıyla öğrenmiş olmalılar.
Bu yüzden yakında kapıyı çalarlar.
"Bir şeyler hazırlayayım bari."
Sandalyeden kalkıp hediye olarak aldığım atıştırmalıkların paketlerini açarak masanın üzerine dizmeye başladım. Luxion etrafımda dönüp duruyordu.
"Bir şey mi diyeceksin?"
'Hayır, sadece çok keyifli göründüğünüzü düşünmüştüm. Marie ile görüşecek olmak sizi bu kadar mutlu mu ediyor?'
"Budala. 'Bilgi topladığın için eline sağlık' anlamında bu. O kızın önüne yem atarsan canla başla çalışır."
'Önceki hayatınızdaki kız kardeşinizi avucunuzun içi gibi biliyorsunuz. Tam bir siscon örneği.'
"Ne dedin sen?"
'Haksız mıyım? Angelica ve Olivia size abi gibi davrandığında ağzınızın suyu akıyordu Master. Gerçi mutluluktan ağlamanızı ben bile beklemiyordum.'
"Sen hiçbir şeyden anlamıyorsun. Kan bağın olan kız kardeşle, kan bağın olmayan kız kardeş arasında dağlar kadar fark vardır. O ikisi baş tacıdır! Marie ise bambaşka bir mevzu."
Ben öyle deyince Luxion hemen çelişkiyi yakaladı.
'Aman tanrım! Şu anki halinizle Marie ile aranızda bir kan bağı yok. Sizin mantığınıza göre Marie de baş tacı kız kardeş kategorisine girmiyor mu?'
"O ruhun kardeşi, o yüzden kesinlikle olmaz!"
'Ruhun kardeşi demek... Bu onu daha da özel bir kategoriye sokuyor sanki?'
"Ah, özel tabii. Özel olarak sinir bozucu anlamında!"
'Öyle bir Marie için zahmete girip ikramlık hazırlamanız da bir garip.'
"Yem dedim ya. Atın önüne havuç koyarsan o da koşturur."
Luxion bile bu sefer iyi iş çıkardığını söylüyorsa, biraz ayrıcalık tanımanın zararı olmaz.
Böylece Marie, çalışırsa ödül alacağını anlayıp daha bir şevkle işe asılır.
Neden acaba? Önceki hayatında sadece marka ve pahalı eşyalarla tav olan Marie'nin, şimdi basit bir şekerlemeyle mutlu olduğunu görünce ona acımadan edemiyorum.
O beş aptalın kahrını çekmeye başladığından beri, onları beslemenin ne kadar zor olduğunu ben de biraz anladım.
"Neyse, işte... Galiba ona birazcık daha nazik davranabilirim artık."
"Tsundere mi? Hiç yakışmıyor."
"Sen her seferinde laf sokmadan duramıyor musun? Sende bir arıza var galiba. Git bir ara Creare seni muayene etsin."
'Ben Creare'den çok daha üstünüm.'
Kendi üstünlüğüne sarsılmaz bir inanç besleyen yapay zekâ, gerçekten sinirlerimi bozuyor.
Laf dinleyen Creare bence çok daha zeki ve üstün görünüyor.
Luxion ile böyle boş boş konuşurken kapı cılız bir şekilde tıklandı.
"Gelll! Marie sen miydin? Çabuk içeri gir. Çayını şimdi hazırlıyorum."
Kapının önündeki Marie'ydi.
Fakat bir tuhaflık vardı.
Başını öne eğmiş, soğuk terler döken Marie benimle göz göze gelmekten kaçınıyordu.
"Hey, ne karıştırdın yine?"
"Şey... Abi, bak şimdi..."
Marie'nin bu tavrını önceki hayatımdan çok iyi biliyordum.
Bu, büyük bir çam devirdiğinde takındığı tavırdı.
Titreyen Marie'nin yüzünü ellerimin arasına aldım.
Yanakları sıkıştığı için dudakları büzülen Marie'nin gözleri dolmuştu.
"Ne yaptın! Çabuk söyle!"
Bu halinden, geri dönüşü olmayan bir halt yediği hissi içimi kemiriyordu.
Luxion kırmızı lensiyle etrafı taradı.
'Master, Creare ortalıkta görünmüyor. Görünmezlik özelliğini kullanarak saklandığını tahmin ediyorum.'
Kötü hislerim daha da kuvvetlendi.
Marie'ye gülümseyerek durumu sordum.
"Marie, her şeyi eksiksiz anlat."
"K-kızmayacağına söz verir misin?"
"Mevzuya bağlı."
Marie böyle sözler istiyorsa mesele ciddi demektir.
Kızacağımı bildiği için önceden önlem almaya çalışıyordu.
O an yüzümdeki gülümseme yerini muhtemelen donuk bir ifadeye bıraktı.
Marie pes edip anlatmaya karar verince ellerimi çektim.
Sonra Marie, beti benzi atmış bir halde o inanılmaz sözleri sarf etti.
"Fetih hedeflerinden birini kız yaptım."
"Ha?"
Bir an için ne dediğini beynim algılamayı reddetti.
Fetih hedefi dediğin erkektir, değil mi? O nasıl kız olur?
Bir saniye bekleyin.
Neden kıza dönüşüyor? Daha doğrusu, böyle bir şey mümkün mü?
"Marie, tek tek teyit edeceğiz."
"Tamam."
"Öncelikle, o hedef aslında erkekti, değil mi? En başından beri cinsiyeti farklıydı falan gibi bir durum yok ortada?"
Belki de erkek doğması gerekirken kız doğmuştur diye bir ihtimal düşündüm.
Marie başını iki yana salladı.
"O zaman devam edelim. Kız oldu dedin ama ne derecede? Crossdress falan mı, neyden bahsediyoruz?"
Marie soğuk terler içinde gözlerini kaçırarak konuştu.
"K-kusursuz bir kıza dönüştü."
"Bu 'yaptım' derken, işin içinde senin parmağın var demek oluyor, değil mi?"
Marie'nin omuzlarını kavrayan ellerime güç bindi.
Canı yanmasına rağmen Marie detayları anlatmaya başladı.
"Creare'nin üzerinde deney yaptığı çocuk, fetih hedeflerinden biriymiş! Oyundaki üst dönem karakterlerinden biriydi, geçen sene okula girmiş!"
"Neden daha önce söylemedin! Ayrıca ne deneyi be!? Gözlem falan değil, bayağı bildiğin deney mi yaptınız?!"
"Daha yeni hatırladım ne yapayım! Be-ben de Creare'nin işi bu raddeye getireceğini tahmin etmemiştim!"
Geçen yıl okula giren fetih hedeflerinden birinin, Creare'nin deneyi yüzünden kıza dönüştüğünü duyunca donakaldım.
"Ne halt yiyorsunuz siz? Hemen eski haline döndürüyoruz. Şunun yerini söyle çabuk."
"İmkan yok."
"Ha?"
Reddeden Marie'ye dik dik baktım ama cevabı değişmedi.
"Çünkü... o çocuk, kendisi kız olmak istediğini söyledi."
"Yalan söylüyorsun, değil mi? Ne? Fetih hedefi olan bir erkek değil miydi bu çocuk?"
"—Gerçek benliğini keşfettiğini söyledi. Creare cinsiyetini değiştirince, çocuk mutluluktan ağlamış. Bize defalarca teşekkür etti. 'Artık yeni bir hayata adım atabilirim' dedi. Bu saatten sonra onu eski haline döndürelim diyemem."
Marie elleriyle yüzünü kapatmış, çocuğu artık erkeğe dönüştüremeyecekleri için ağlıyordu.
"Yine de senaryoya sadık kalmalıyız!"
Kafam karışmış bir halde bir şekilde durumu düzeltmeye çalışırken, Luxion bunun zor olduğuna hükmetmiş gibiydi. Zorla cinsiyetini geri döndürme çabamı durdurdu.
'Bunu önermiyorum.'
"Nedenmiş o?"
'Kişi kendi rızasıyla cinsiyet değişikliği yapmıştır. Detaylı bilgilere sahip olmadığım için kesin bir yargıya varamam ancak zorla eski haline döndürürseniz denek buna direnecektir. Ayrıca, eğer ruhen bir kadınsa, tercihlerinin erkeklerden yana olma ihtimali de var. Zorla geri döndürseniz bile, başarısız olma ihtimali çok yüksek.'
Luxion'un demeye çalıştığı şey, cinsiyeti zorla geri döndürsek bile ana karakterle bir araya gelme ihtimalinin düşüklüğüydü.
"—Şey, kız kıza olan bir senaryo olamaz mı?"
Çaresizlik içinde, kız olsa bile en azından fetih hedefi olarak kalsın diye umut kırıntılarına tutunmaya çalıştım. Ancak Marie'ye baktığımda, titreyerek Luxion'un haklı olduğunu kanıtlıyordu.
"Kendisi, erkeksi bir erkekle sevgili olmak istediğini söyleyerek neşeyle hayallerinden bahsediyordu."
"E ne yapacağız şimdi?"
Marie de ben de olduğumuz yere çöktük, ellerimiz ve dizlerimiz yerle buluştu.
İşlerin bu noktaya geleceğini bilseydim, dizginleri asla Marie ve diğerlerine bırakmazdım.
"Luxion'la ben bu iş için daha uygunduk."
'Orası tartışılır. Ağabeyinizin görücü usulü görüşme meselesi ortada. Eğer işin başında Efendi olsaydı, durum çok daha vahim bir hal almaz mıydı?'
Marie başını kaldırıp Luxion'dan görücü usulü görüşmenin detaylarını anlatmasını istedi.
"Ne? Görücü usulü mü? Ne yaptınız ki?"
'Efendinin ağabeyi ile Roseblade ailesinden Dorothea bir görüşme gerçekleştirdi. Ağabeyi bu işe hiç niyetli değildi ve başarısız olmayı umuyordu. Ancak, hiçbir şey yapılmasa zaten başarısız olacak olan bu görüşmeye Efendi müdahale etti ve süreci başarıya ulaştırdı. Üstelik, başarı ihtimali oldukça düşük bir görüşmeydi bu.'
Marie'nin yüzü seğirerek bana bakıyordu.
"Ne yapıyorsun sen be abi?"
"Bunu bana söyleyecek son kişi sensin. Ondan ziyade, Creare nerede?"
"O çoktan kaçtı. Bu başarısızlığın yüzde doksan dokuz nokta dokuzundan o sorumlu zaten."
Elimde bir pompalı tüfekle okul binasının içinde yürüyordum.
"Creare, neredesin ulaaaann!!"
Gözlerim kan çanağına dönmüş bir halde her köşeyi didik didik arıyordum. Creare sadece saklanmakla kalmamış, bizi şaşırtmak için etrafa sahte kopyalarını da yerleştirmişti. Luxion her seferinde bir sahteyi yakaladıkça daha da sinirleniyordu.
'Efendi, bu tarafta!'
Yolda birkaç kez üst dönem ve yeni öğrencilerle karşılaştım ama kimse benim bu halimi görüp de sesini çıkarmaya cesaret edemedi. Öğretmenler bile benim olduğumu anlayınca gözlerini kaçırıyorlardı.
Ancak şu an bunları kafaya takacak zerre kadar halim yoktu.
Luxion, merdivenlerin altındaki temizlik dolabının kapısına yöneldi ve kırmızı tek gözüyle onay verircesine göz kırptı.
"Creare burada mı?"
'Şüphe yok.'
Kapıyı açtığımda oda karanlık ve toz içindeydi. Kapıdan sızan ışıkla havada uçuşan tozlar parıldıyordu. Orada yapay duran bir nokta bulunca, Luxion lazer tutarak optik kamuflajla çevreye uyum sağlamış olan Creare'yi açığa çıkardı.
'Saklanmanız beyhude, Creare.'
'Hiiiç!?'
Tüfeğe öldürücü olmayan kauçuk mermiler doldurmuştum. Pompalıyı kurup her an ateşe hazır hale getirerek Creare'ye sordum.
"Sana güvenmiştim, yazıklar olsun."
'Beni bir dinle Efendi! Bilmiyordum. O çocuğun fetih hedefi olduğunu bilmiyordum!'
"Kes sesini be! Bilmeyince cinsiyet değiştirmek serbest mi sanıyorsun? Her şeyin bir sınırı var be kardeşim! Sana hiç ahlak kuralları programlamamışlar galiba."
Deney uğruna birinin cinsiyetini değiştirmek... Creare'yi hafife almıştım. Onun da tehlikeli olan "Eski İnsanlık" tarafına ait bir yapay zeka olduğunu unutmuşum.
Creare karşımda gerçek yüzünü gösterdi.
'Ahlak kuralları sadece Eski İnsanlar için geçerlidir. Yeni İnsanlar için değil!'
"Vay canına, yani bu kural bana da mı işlemiyor?"
'Ş-şey, hayır! Efendi ve Marie-chan ayrı bir kategoridesiniz! Luxion, öyle bakacağına yardım etsene!'
Creare, Luxion'dan yardım istedi ama Luxion sahte kopyalar yüzünden zaten burnundan soluduğu için ona karşı buz gibiydi.
'Creare, beni hayal kırıklığına uğrattınız. Efendinin emirlerini yerine getiremediğiniz gerçeği değişmiyor.'
'Aman ne olacak yani. Bir kişiden bir şey olmaz. Daha yedeği çok nasılsa.'
Evet, fetih hedefi olan erkekler hala vardı ama ihtimallerden birinin eksilmesi işleri değiştiriyordu. Belki de hiçbir şey yapmasaydık o çocuk ana karakterle evlenecekti.
"Senin yüzünden bir ihtimal yok oldu. Üstelik pişmanlık duymadan kaçıp durman da hiç hoşuma gitmedi."
'Kesinlikle katılıyorum.'
Tavrımızın değişmeyeceğini anlayan Creare, kendi kendine söylenmeye başladı.
'Gelişim için fedakarlık şarttır. İnsanlık bu şekilde ilerledi. Ben sadece bir Yeni İnsanı deney objesi yaptım, suçlu değilim. Zaten tesadüfen seçtiğim deneklerden biri fetih hedefi çıktı o kadar! Ben masumum!'
Budala mı bu?
Deney adı altında cinsiyet değiştiren birinin masum olma ihtimali yok. Gerçi Holfort Krallığı'nda "izinsiz cinsiyet değiştirmek yasaktır" diye bir kanun da yoktu. Zaten kimse böyle bir durumu öngöremezdi.
Ancak her şeyin bir sınırı vardı.
"Creare, son bir sözün var mı?"
Namluyu ona doğrulttuğumda, Creare kaderine razı olmuş gibi son kez haykırdı.
'Yeni İnsanlık yok olsa ne güzel olurdu be!'
Tereddüt etmeden tetiği çektim.
Kauçuk merminin darbesiyle depo içinde bir pinpon topu gibi seken Creare, sonunda ayaklarımın dibine yuvarlandı.
'Ç-çok zalimsin. Efendi tam bir iblis.'
"Deneylerinde bu kadar ileri giden senin kadar olamam."
'Creare, hatanı kabul edip uslu dur.'
Böylece Creare'yi cezalandırmıştık ama devasa bir sorun hala orta yerde duruyordu.
Bir fetih hedefinin kıza dönüşeceğini ben bile tahmin edemezdim.
Acaba o otome oyununun üçüncü serisi bundan sonra ne hale gelecekti?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.