Naeki-chan'ın Gerçeği

Dorothea odasında, yatağının kenarına ilişmiş tavanı seyrediyordu.

Sadece Nix'e şatoyu gezdirmişti ama kalbi hâlâ deli gibi çarpıyordu.

Acaba eline yüzüne mi bulaştırmıştı? Acaba ondan nefret mi etmişti?

Böyle şeyler düşündükçe, zaman zaman dayanılmaz bir utanç dalgasına kapılıyordu.

Yaptığı küçük hataları hatırladıkça, neden orada öyle bir şey yaptım diye pişmanlık duyuyordu.

Kendi başına binbir türlü düşünceye dalmışken kapı çalındı ve nefesi kesildi.

"Ş-şey, kim o?"

'Ablacığım, ben Deirdre.'

"Girebilirsin."

Hemen duruşunu düzeltti ve sanki hiçbir şey olmamış gibi Deirdre'nin içeri girmesine izin verdi.

Odaya giren Deirdre'nin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

"Müjdemi isterim ablacığım. Resmî bir nişan yolunda görüşmeler ilerliyor."

"Haheh!?"

Nişan lafını duyunca Dorothea'nın ağzından tuhaf bir ses çıktı. Deirdre ona yaklaşıp ellerini tuttu.

"Hâlâ tamamlanması gereken bazı prosedürler var ama nişanın kesinleştiğine emin olabilirsin."

"N-nasıl olur? Şey, Nix-sama bir şey demedi mi?"

Ona şatoyu gezdirdiğinde nişandan hiç bahsedilmemişti.

Bu yüzden Dorothea, berbat ettiğini sanıyordu.

Ancak nişanın gerçekleşeceğini duyunca eli ayağına dolandı.

Deirdre, Dorothea'ya teşekkür etti.

"Kendisi henüz bir şey söylemedi. Onu bizzat ablacığım, sen teyit etmelisin. —Ayrıca, tebrik ederim."

"T-teşekkür ederim."

"Yine de, demek sen evleniyorsun ha ablacığım. Kötü ihtimalle hiç evlenemeyeceğini düşünüyordum. Peki ya tasmayı ne yapmayı planlıyorsun? Karşındaki kişi tasmalardan pek hoşlanmıyor, o yüzden pek tavsiye etmem."

"Artık gerek kalmadı."

"Aaa?"

Beklemediği bir tepki almış olacak ki, Deirdre ablasının ruh halindeki bu değişimi merak etmişti.

Dorothea, artık neden bir tasmaya ihtiyaç duymadığını açıkladı.

"Böyle bir şey olmasa da bağlanabileceğimizi fark ettim."

Deirdre omuz silkti.

"Aşk mı yani?"

"Öyle de denebilir."

'Zincirlerden daha güçlü bir bağ varsa—'

Net bir cevap vermese de Dorothea, artık zincirlerden daha sağlam bir bağın özlemini kurmaya başlamıştı.

"Bana ihanet ettin be, seni korkak piç!"

Einhorn'un güvertesinde Nix'in yakasına yapışmıştım.

"Baş başayken pek bir mutlu görünüyordun! Herkes onun kesinlikle sana aşık olduğunu söyledi!"

Angelica ve diğerleri öyle dediyse kesinlikle doğrudur.

Dışarıdan bakıldığında bile insanı gıcık edecek kadar iyi anlaşıyorlardı.

Ancak Nix, herkes tarafından izlenmiş olmayı hazmedememiş gibiydi.

"Herkes mi!? Hepiniz bizi mi dikizliyordunuz lan! Zevksizliğin de bir sınırı olur!"

"Abi, senin için endişelendik. Sen ise orada gününü gün ediyordun."

Zor duruma düştüğünü izlemek eğlencelidir de, sizin o mutlu mesut hallerinizi izlemek zorunda kalmak kadar acı verici ne olabilir ki?

"Benden çok daha şanslı olmana rağmen neden bu kadar dar kafalısın!"

"Geniş kafalıyım ki senin evliliğine destek oldum ya! Tekerine çomak sokmadığım için bana dua etmelisin."

Gerçekten kıskansaydım destek falan olmazdım.

Nix'in mutlu olmasını istediğim için, hiç tarzım olmamasına rağmen ikinizi bir araya getirmek için onca çaba sarf ettim.

Buna rağmen bana dar kafalı demesi kanıma dokunmuştu.

'Beyler, sizi uğurlamaya geldiler.'

Nix yakasını elimden kurtardı ama karşısındaki kişiyi görünce aniden kaskatı kesildi.

Yüzü kıpkırmızı olmuştu, neresinden baksan feci halde etkilenmişti.

Karşı taraf için de durum aynıydı.

Dorothea-san da gergin bir halde Nix'in önüne gelip başını öne eğdi.

"Nix-sama. Ş-şey, en kısa zamanda sizi mutlaka ziyarete geleceğim."

"A-ah, evet. B-bekliyor olacağım."

İkisinin de dili tutulmuştu.

Konuşma bittikten sonra Dorothea-san ayrıldı ama giderken defalarca arkasına bakıp Nix'e el salladı.

Bu manzarayı, uğurlamaya gelen Deirdre Senpai yüzünde sevecen bir ifadeyle izliyordu.

"Gerçekten ne kadar da toy bir çift. İzlerken ben utanıyorum vallahi."

"O kadar dırdır etmesine rağmen kızı görünce eli ayağı birleşti piçin."

Nix'e söylenirken yanımızdaki Luxion tek gözünü sağa sola sallayarak bıkkın bir tavır takındı.

'Efendim, siz abinizden daha beter bir vakaydınız.'

"Hadi oradan be."

'O zaman bir de Angelica-hanımlara soralım mı? Angelica, lütfen fikrini belirtir misin?'

Luxion'un seslenmesiyle Angelica kollarını kavuşturup bana baktı.

"Leon daha beterdü. Son ana kadar net bir tavır koyamadı. Baskın basanındır mantığıyla nişan töreni yapılmasaydı, ömür boyu kaçmaya devam ederdi herhalde."

"Ö-öyle bir şey olmazdı herhalde."

Zayıf bir sesle itiraz edince Angelica "Görürüz bakalım" diyerek Livia'ya baktı.

'Öyleyse Livia'nın da fikrini duyalım.'

Livia kelimelerini seçerek konuşmaya başladı.

"Şey, korkak olup olmamanız bir yana, çekilmezlik konusunda Leon-san kesinlikle önde sanırım. Sonuçta ona biz itirafta bulunmak zorunda kaldık. Ama cesaretimizi toplayıp itiraf ettiğimiz için hiç pişman değilim."

Cevap verecek tek bir kelime bile bulamadım.

Düşününce, Nix'ten bile daha beter durumda olabilirim.

'Geçmişteki halinizi fazla güzelleştirdiğiniz için o acınası halinizi unutmuş olmalısınız Efendim. Bu konuda Noel, senin bir fikrin var mı?'

Söz sırası Noel'e gelince bana ters bir bakış attı.

"Var var ama bence önce Nix-san'dan özür dilesen iyi olur?"

Herkesin bakışları Nix'e çevrildi ama o hâlâ Dorothea-san'ın gittiği yöne bakıp el sallıyordu.

—Hâlâ aşık olmadığını iddia etmesine hayret ediyorum doğrusu.

Deirdre Senpai, bu manzaraya bakıp "Aman aman" diyerek memnun bir ifade takındı.

"Öyleyse ben de gideyim artık."

Deirdre Senpai gemiden inince, kendinden geçmiş halde duran Nix'e bakan Jena omuz silkip derin bir iç çekti.

"Vıcık vıcık bir halde, inanılır gibi değil."

Finley de Nix'e bakıp zavallı dercesine kafasını iki yana salladı.

"Bence bu hevesi çabuk söner."

Jena da Finley'ye hak verince ikisi birden Nix'in geleceği üzerine konuşmaya başladılar.

"Sen de mi öyle düşünüyorsun? Şimdi aşk ateşiyle böyle kuzu gibi duruyor ama yakında foyası ortaya çıkar, yine o eski haline döner."

"Gerçek yüzünü sonsuza kadar saklayamaz ya zaten. Bence birkaç aya abim kılıbık olur çıkar."

"Evlenince insanın kusurları batmaya başlar derler, bence o kadar bile sürmez."

Hayallerini yıkan bu iki kıza Nix arkasını dönüp bağırdı:

"Siz ikiniz biraz daha iyimser konuşamaz mısınız!"

"Gerçekçi ve faydalı konuşuyoruz işte. Nix şimdiden kendini hazırlarsa ilerde canı yanmaz. Bize teşekkür etmelisin."

Jena'nın bu aşırı gerçekçi yaklaşımı karşısında ne ben ne de Nix bir şey diyebildik.

Bu yüzden çaresizce Jena ve Finley'yi suçlayan bir şeyler geveledim:

"Bir kız olarak biraz hayal kursanız daha sevimli olurdunuz."

Bu sözüm üzerine ikisi birbirine bakıp burun kıvırarak güldüler.

"N-ne var?"

Jena ve Finley, elleriyle ağızlarını kapatmış dalga geçer gibi gülüyorlardı.

"Geleceği Nix'ten bile daha belirsiz olan Leon-kun'un, gerçeklerle yüzleşmesi gerektiğini düşündüm sadece."

"Abi, bence sen başkalarından önce kendin için endişelensen iyi olur."

Bu tavırları ve ifadeleri sinir bozucuydu.

Biz kardeşler olarak didişirken, babam ve annem ellerini bellerine koymuş, derin bir iç çekiyorlardı.

Bahar tatilinin bitmesine az bir zaman kala.

Akademiye dönmeden önce halledilmesi gereken bir mesele vardı.

O da Fidan-chan'ın dikileceği yerdi.

'Yumeria'nın taleplerini referans alarak, Kutsal Ağaç fidanının dikimi için uygun bir yüzen ada seçtim.'

Luxion'un bizi getirdiği yer, neresinden bakarsanız bakın çorak bir adaydı.

Göz alabildiğine kaya ve kumla kaplı bu topraklar, bitki yetiştirmek için hiç de uygun görünmüyordu.

"Gerçekten burası uygun mu? Neresinden bakarsan bak elverişsiz bir yer değil mi?"

Sabahın köründe Einhorn ile yeni keşfedilen bu adaya gelmiştik.

Uykulu gözlerimi ovuştururken esniyorum.

Gökyüzü hâlâ alacakaranlıktı.

"Bu saatte gelmemize gerek var mıydı sahiden?"

'Şikayetleriniz hiç bitmiyor. Bugünkü programı düşünürsek, en iyi zaman buydu.'

Luxion'un planına göre, bu saatte dikim yaparsak bugün hiçbir sorun çıkmadan programı tamamlayabilirmişiz.

Noelle'in oturduğu tekerlekli sandalyeyi iten kişi Yumeria-san'dı.

Noelle fidanı kucağında tutuyordu.

Noelle de etrafa bakarken tıpkı benim gibi endişeli görünüyordu.

"Gerçekten buraya mı dikeceğiz? Eğer kurursa büyük sorun olur."

Endişelenen Noelle'i teselli eden ise kendinden emin bir tavır sergileyen Yumeria-san oldu.

O büyük göğüslerini öne doğru çıkarınca, haliyle daha da vurgulanmış oluyorlardı.

Uykum bir anda açıldı ve bakışlarım oraya kaydı. Tam o sırada yanımda duran Angelica, dirseğiyle hafifçe böğrüme dürttü.

"Ah, acıdı."

"Kendine hakim ol. Senin bakabileceğin tek göğüsler bizimkiler."

"Ha, bakabilir miyim yani?"

"Bakabilirsin."

Zihnim henüz tam ayılmadığı için Angelica'nın bu teklifine hemen atladım.

Ancak bakmama izin verildiği söylenince bir an geri çekildim.

Utandıklarında heyecanlanıyorum ama böyle cesur davrandıklarında ne tepki vereceğimi şaşırıyorum.

"Sabah sabah kalsın, istemez."

"Gece olsa da reddederdin ya, neyse."

Angelica ile konuşmam bitince bakışlarımı tekrar Yumeria-san'a çevirdim.

Yumeria-san elinde bir çapa ile Fidan-chan'ı dikeceği yeri kazıyordu.

Toprak sertti.

Bir amatörün gözüyle bile bitki yetiştirmeye uygun görünmüyordu.

Üstelik yakınlarda su da yoktu.

Livia endişeyle bana sordu:

"Gerçekten iyi olacak mı? Burada büyüyeceğini hiç sanmıyorum."

"Ben de öyle düşünüyorum. Luxion, gerçekten emin misin?"

Ortada açıkça bir sorun olduğunu düşünerek sorduğumda, Luxion'dan beklenmedik bir cevap geldi.

'Kararım, Yumeria'nın görüşüyle örtüşüyor.'

"Ha?"

'Bu toprakta olsa bile Kutsal Ağaç fidanı büyüyecektir. Unuttunuz mu? Kutsal Ağaç, atmosferdeki manayı, yani büyü gücünü emerek gelişen bir bitkidir. Su ve toprak da önemlidir ancak büyü gücü varsa her türlü büyür.'

Luxion'un dediğine göre, asgari düzeyde su ve toprak olması yeterliymiş.

"Fidan-chan amma dişliymiş."

'İnatçı bir bitki.'

"Daha düzgün bir tabir kullansan ölürsün."

Biz konuşurken Yumeria-san hazırlıkları tamamlamıştı.

Noelle'den fidanı alıp dikim işlemini gerçekleştirdi.

Yumeria-san'ın o büyük göğüsleri her hareketinde sallanıyordu.

Bakışlarım bir anlığına oraya kayınca, Angelica'nın arkasında bekleyen Cordelia-san hafifçe boğazını temizledi.

"—Marki-sama, bakışlarınız fazla bariz."

"Bu erkeklik içgüdüsü. Tamamen bilinçsizce oluyor. Elimde değil."

Ben zavallıca bahaneler üretirken, Livia elini yanağına koyup sıkıntılı bir yüz ifadesi takındı.

"Erkekler hep böyle zaten. Sürekli göğüslere ya da kalçalara bakıyorlar."

'Özellikle Efendi, kadınlarda göğüs konusuna çok önem verir.'

"Hey!"

'Bilinmesi sizi utandırıyor mu? Sorun yok. Efendi'nin bakışlarının genelde göğüslere kaydığını çevresindekiler zaten biliyor.'

"Ne?"

Oradaki herkese şöyle bir baktığımda, hepsinin onaylarcasına baş salladığını gördüm.

'Efendi'nin bakışları çok barizdir. Cinsel arzularınıza sadık kalmanız bir canlı olarak doğru olabilir ama bir insan olarak edep öğrenmelisiniz. Büyük göğüslü kadınlardan hoşlandığınızı anlıyorum ancak utanç verici, o yüzden lütfen kesin şunu.'

"Neden senin gibi birinden azar işitmek zorundayım ki?"

Bu yapay zeka, efendisinin cinsel tercihlerini ulu orta ifşa mı ediyor?!

Onu biraz saklı tutsana be!

"Bitti!"

Toprak içinde kalan Yumeria-san yüksek sesle bize seslendiğinde, Fidan-chan o çorak toprağa dikilmişti.

Şu haliyle bakınca büyüyecekmiş gibi durmadığı için içimi bir endişe kaplıyordu.

"Su veya besin vermemize gerek yok mu?"

"Bu çocuk güçlü bir çocuk, o yüzden sorun yok."

"Güçlü bir çocuk mu?"

Yumeria-san aletleri bıraktı ve fidanın önünde diz çöktü.

"Uzun süre zorlu çevre koşullarına dayanmış, güçlü bir çocuk bu. Neredeyse hiç besin alamadığı bir ortamda, kendi formunu fidan olarak tutup büyümesini yavaşlatarak hayatta kalmayı başarmış."

Yumeria-san'ın anlattıkları, sanki fidanın tüm geçmişini görmüş gibiydi.

"Bunu anlayabiliyor musun gerçekten?"

"Hmm, sanırım sesini duyabiliyorum diyebilirim. Aslında bu çocuğun çoktan devasa bir hale gelmiş olması gerekiyordu."

Bunu duyan Luxion fidana yaklaştı.

'Gerçekten hayret verici bir bitki.'

Yumeria-san ayağa kalkıp ellerini beline koydu ve akılalmaz bir şey söyledi.

"O yüzden, burada büyümesini sağlayacağım!"

Bunu duyan Noelle başını yana eğdi.

"Bundan sonra gürbüzce büyüyecek demek istiyorsun, değil mi?"

"Hayır. Burada orijinal formuna geri dönmesini sağlayacağım."

"Böyle bir şey mümkün mü?!"

Noelle şaşırmıştı ama biz de farksızdık.

Yine de Yumeria-san, Elfler arasında bile özel büyü kullanabilen bir varlıktı.

Bitkiler konusunda gerçekten bir uzmandı.

"Bana bırakın. Gidiyoruz~"

Bunu diyen Yumeria-san, fidanın etrafında dans ederek dönmeye başladı.

Bu dans, nasıl desem, oldukça komik bir hareketti.

"Bu dans da neyin nesi?"

Ben sorunca, Yumeria-san dansını bozmadan cevap verdi.

"Kendi uydurduğum bir dans. Eski formunu geri kazanması için üstünde çok düşündüm. Güçlü çocuk büyü, boyun göğe ersin! Güçlü çocuk büyü, boyun göğe ersin!"

"Güçlü çocuk" diyerek sesleniyor ve dans ediyordu.

Hareketleri oldukça sertti ve o koca göğüsleri "bam güm" diye her yöne sallanıyordu.

"Ooo! Şey, o da ne?!"

Gayriihtiyari ses çıkarıp kendimi kaptırmışken, görüş alanım kapandı ve her yer karardı.

Duyduğum tek şey Luxion'un sesiydi.

'Gerçekten hiç ders almıyorsunuz.'

Görüşümü kapatanlar, her iki yanımda duran Angelica ve Livia'ydı.

İkisi sağdan ve soldan gözlerimi elleriyle kapatmışlardı.

"K-kızlar, valla öyle değil! Sadece bir işveren olarak işçinin çalışma performansını kontrol ediyordum!"

Yumeria-san'ın dansını biraz daha izlemek istediğim gerçeğini buram buram belli eden bir bahane uydurdum.

Ancak ikisi de beni affetmedi.

Livia kulağıma fısıldadı:

"Sizin yerinize biz izleriz, merak etmeyin."

Diğer taraftan ise Angelica'nın sesi yükseliyordu.

Kulağıma üfledikleri nefesle vücudum ürperdi.

"Yumeria işini gayet iyi yapıyor. Senin bir şeyi dert etmene gerek yok, Leon."

İkisinin de yumuşak ama bir o kadar da baştan çıkarıcı ses tonunda, nedense hafif bir ürkütücülük de vardı.

Görünüşe bakılırsa biraz kızmışlardı.

—İkiniz de kızdınız mı? Sizi kızdıracak bir şey mi yaptım?

Ben endişeyle onlara bakarken, aniden ikisi de şaşırarak ellerini benden çektiler.

Nedense gözlerimi kamaştıran bir ışık hissettim ve göz kapaklarımı sıkıca kapattım.

Güçlü ışık kısa süre sonra kaybolup gözlerimi açabildiğimde, karşımda Naeki-chan'ın serpilmiş halini gördüm.

Hayır, bu artık bir fidan değildi.

Çoktan genç bir ağaç boyutuna ulaşmıştı.

Boyu benden biraz daha uzundu.

"Bu kadar kısa sürede bu kadar büyüdü mü?"

Rüzgarda sallanan parlak yeşil yaprakları olan bu genç ağacın yaprak şekli, Naeki-chan ile aynıydı.

Kısa sürede bu kadar serpilmiş olmasına şaşırırken, Yumeria-san yüzünde bir gülümsemeyle danstan dolayı akan terini siliyordu.

"Bu onun asıl hali."

Ben şaşkınlık içindeyken, Noel tekerlekli sandalyesini kendi sürerek yaklaştı ve Naeki-chan'a —gerçi artık genç bir ağaç olmuştu ya— yani Kutsal Ağaç'a dokundu.

Noel sağ eliyle dokunduğu an, elinin üzerindeki nişan soluk bir yeşil renkte parlayarak tepki verdi.

Kendi sağ elimin de ısındığını hissedip kontrol ettiğimde, nişanın gün yüzüne çıktığını gördüm.

Kutsal Ağaç'a dokunan Noel, gülümseyerek gözyaşları dökmeye başladı.

"Yumeria-chan'ın dediği doğruymuş. Bu çocuk düşündüğümden çok daha güçlü. Demek ki boşuna endişelenmişim."

Böyle çorak bir arazide bile yetişebilir miydi? Bu konuda endişelerim vardı ama sorunsuz bir şekilde büyüyecek gibi duruyordu.

Kutsal Ağaç'tan güçlü bir kudret hissediliyordu.

Noel'in yanına gidip elimi sırtına koyduğumda, muhtemelen memleketini hatırladığı için bir süre öylece ağlamaya devam etti.

Vatanından ayrılmak onu gerçekten de hüzünlendirmiş olmalıydı.

Noel, Kutsal Ağaç'a yemin etti.

"Benim de güçlenmem lazım. Bu sefer seni layığıyla koruyacağım."

Vaktiyle Kutsal Ağaç'a ihanet eden Lespinasse hanedanının hayatta kalan son üyesi Noel'di.

İşte o Noel, bu kez Kutsal Ağaç'ı korumaya ve onu doğru bir şekilde yönlendirmeye kararlıydı.

Yumeria-san telaşla Noel'i teselli etmeye çalışıyordu.

"Bu çocuk güçlü ve nazik biridir, hislerin ona mutlaka ulaşacaktır. O yüzden, şey... lütfen ağlamayın."

"—Haklısın."

Noel gözyaşlarını siliyordu ama yine de durmak bilmiyorlardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.