En Küçük Kardeş Colin

O sıralarda Baltfault ailesinin malikanesinde, sabah erkenden uyanan Colin birilerini arayarak etrafta dolanıyordu.

"Hah? Noel ablam nerede?"

Oturma odasına geldiğinde Finley-san'ı gördü. Noel'in nerede olduğunu sorduğunda Finley huysuzca ama yine de cevap vererek karşılık verdi.

"Sabah erkenden abimle dışarı çıktılar."

"Eee, beni de uyandırsalardı ya."

"Bilmem."

Somurtkan Finley, hâlâ biraz uykulu görünüyordu.

En büyük abla Jena henüz uyanmamıştı ve Finley, sürekli didiştiği ablası yanında olmadığı için her zamankinden daha sessizdi.

Canı mı sıkılmıştı ne, Noel'in dönmesini bekleyen Colin'e seslendi.

"Bundan ziyade... Colin, sen şu Noel'in peşinde dolanmayı bırak artık."

"Neden?"

Anlam veremeyerek boş bakışlar atan Colin'e, Finley detaylı bir açıklama yapmadan tepeden inme bir emir verdi.

"Sebebini bilmene gerek yok. Sadece dediğimi yap yeter. Anladın mı?"

Üsteleyen Finley'e karşı Colin kaşlarını çatarak hoşnutsuzluğunu belli etti.

"Hayır, istemiyorum. Bana emir verme."

"Sana uzak dur diyorum, o kadar."

"Neden ama?"

"Nedeni yok işte."

Finley asla bir sebep söylemeye niyetli değildi.

Bu durum Colin'in canını fena halde sıkıyordu. En küçük kardeş olduğu için aptal yerine konulduğunu hissediyordu ve her şeyden önemlisi, Noel onun için ideal abla figürüydü.

Nazikti, Colin'le eğlenerek oyunlar oynardı. Colin'in gözünde Jena veya Finley'den çok daha önemli bir yere sahipti.

"Asla olmaz. Bugün de Noel ablamla oynayacağım. Hem, Noel ablam yakında krallık başkentine gidecek değil mi? Bir süre görüşemeyeceğiz."

Görüşemeyecekleri zaman gelmeden önce Colin, onunla bol bol oyun oynamaya niyetliydi.

Finley, Colin'e karmaşık bir ifadeyle baktı ve sonunda pes etmişçesine bir iç çekti.

"Aman, ne halin varsa gör. Başına ne gelirse gelsin benden bilme."

"Finley ablama sormayacağım zaten, istediğimi yaparım işte!"

Bunu dedikten sonra Colin, Noel'in dönüşünü beklemeye koyuldu.

Bahar tatilinin bitmesine çok az kalmıştı. Birkaç gün sonra akademiye dönüp yeni dönem hazırlıklarına başlamamız gerekiyordu.

"Marie ve diğerleri işleri düzgün götürüyor mu? Herhangi bir rapor var mı?"

Luxion'a Marie'lerin durumunu sorduğumda, her zamanki gibi bir cevap geldi.

'Şu an için bir anormallik yok. Creare'nin başına buyruk hareketleri göze batsa da Marie akademi içindeki araştırmalarda oldukça enerjik. Bir sorun olmadığı kanaatindeyim.'

Araştırıyorlardı ama şu an için özel bir bilgi de yoktu. Yine de Marie'nin sözümü dinleyip bilgi toplamak için çabaladığını duyunca, rahatlamaktan ziyade içimi bir endişe kaplıyordu.

"Marie ciddiyetle bilgi mi topluyor? Biraz gevşer diye düşünmüştüm."

'Öylesi daha mı iyi olurdu?'

"Biraz eğlenmesine ben de izin verirdim. Şöyle biraz sertçe emredersem, dozunda gevşer de ortam yumuşar sanmıştım."

Marie beklediğimden daha ciddi çalışıyordu. Bu yüzden, onu biraz fazla baskı altına aldığımı düşünüp pişmanlık duyuyordum. O da en azından bahar tatilinde biraz nefes almak istemiştir herhalde.

'Marie de Alzer Cumhuriyeti'nde olanlardan etkilenmiş olmalı.'

"Doğru. Lelia'nın Rahibe olmasına sonuna kadar karşı çıkmıştı."

Noel'in ikiz kardeşi Lelia, bizim gibi bir reenkarneydi. Lelia'nın kafasına buyruk hareket etmesi yüzünden bir sürü sorun çıkmıştı ama sonunda kendisi Noel'in yerine Rahibe olmayı kabul edip Alzer Cumhuriyeti'nde kalmıştı.

Sevdiği adamı kaybetmiş ve Alzer Cumhuriyeti'nin sembolü olarak yaşama yolunu seçmişti.

Dışarıdan bakınca özenilecek bir durum gibi görünebilir ama gerçekler hayal edilenden çok daha ağırdır. Bir Rahibe olarak el üstünde tutulacaktır elbet ama bir ülkenin sembolü olarak yaşamak kolay olmasa gerek.

Kendi isteğiyle böyle bir konumu seçen Lelia'ya, Marie anlam veremediği için çok öfkelenmişti. Bizim de kendimize göre ders çıkaracak çok noktamız vardı; defalarca "keşke daha iyi halledebilseydik" diye düşünmüştüm. Marie de muhtemelen pişmanlık duyuyordu.

"Peki, beş aptal ne alemde?"

'Her zamanki gibiler. Gelişim gösterdiklerini sanmıştım ama büyük bir eksiden sıfıra yaklaşmışlar sadece, hâlâ eksideler.'

Luxion'un beş aptal hakkındaki değerlendirmesi oldukça düşüktü. Cumhuriyette biraz düzelmişler gibi gelmişti ama yine bir haltlar mı karıştırmışlardı?

"Bir şey mi yaptılar?"

'Julius, akademi arazisinde gizlice hayvan yetiştiriciliği yapmaya başlamış. Bir kümes bile hazırlayıp tavuk besliyormuş.'

"Şiş yapıp yemek için mi?"

'Evet. Çağırılıp azar işitmiş, şu an okuldan uzaklaştırma cezası almış durumda ama kümesin kalması için canla başla direniyor. Bu arada, akademi arazisine zarar verdiği için tazminat davası açıldı ve fatura efendime kesildi.'

"Neden be?!"

'Roland faturayı efendime yönlendirdiği için.'

"Baba oğul bir olup beni zor durumda mı bırakacaksınız? Neyse, Julius'u bir güzel benzeteceğim."

'Çok naziksiniz. Sıradaki ise Brad.'

Bir dakika, beklesene? Yoksa herkes için tek tek rapor mu vereceksin? Marie'den adamakıllı bir haber gelmezken, beş aptalın sadece rezilliklerinin rapor edilip durması çok insafsızca değil mi?

'Brad, akademi içinde izinsiz bir gösteri çadırı kurmaya kalkmış. Akademiden onarım masrafları faturası geldi.'

"Brad'den de mi fatura geldi?!"

'Evet. Acemice bir çadır kurmaya çalışmış, çadır çökünce akademinin tesislerine zarar vermiş. Brad efendimin emrinde olduğu için denetim sorumluluğu size yüklendi ve onarım masraflarını karşılamanız istendi.'

"Şimdiye kadarkileri düşünürsek biraz düzelmiş sayılırlar mı?"

'Bu arada, Julius ve Brad'in verdiği hasar miktarı diğerlerine göre az sayılır.'

"Hah... Sakın daha büyük bir sorun çıkaran başka bir aptal daha olduğunu söyleme."

'Gözünüz aydın; istisnasız hepsi sorun çıkardı. Uslu duranlar sadece Marie, Cara ve Kyle üçlüsüydü.'

"Hiç aydınlanamadım şu an."

Yani Greg, Chris ve Jilk de bir şeyler karıştırmıştı.

"Geriye kalan üçü ne yaptı?"

'Greg, akademiden izin almadan odasını tadilata sokmuş. Kendi dediğine göre odasını bir antrenman salonuna çevirmek istemiş.'

"İzin alsana be adam, izin!"

'Ayrıca tadilatı bizzat kendisi yapmaya çalıştığı için birçok hata yapmış.'

Bir acemi işe kalkışınca haliyle her yeri mahvetmişti. Tabii ki akademi, odanın antrenman salonuna çevrilmesini reddetmiş ve odanın eski haline döndürülmesine karar vermiş. Bu yüzden onarım masrafı çıkmış ama beş aptalın harçlıkları bunu karşılamaya yetmediği için fatura bana gelmişti. İçim sızlıyordu artık.

"Peki ya Chris?"

'Akademi banyosunun çok kirli olduğunu iddia ederek, kafasına göre banyoyu yenilemiş. Bununla ilgili tadilat masrafları da efendime ulaştı.'

Akademi tarafı, Chris'in kafasına göre tüm banyoyu yenilemesinden aslında memnun kalmış. Banyoyu eski haline getirmeye niyetleri yokmuş. Ancak masrafları ödemeye hiç niyetleri yokmuş.

Bu yüzden tadilat faturası, Chris'in üstü olan bana gelmişti. Sonuçta bu çocukların ödeme gücü yoktu. Yine de, ne akla hizmet böyle bir şeye kalkışmışlardı ki?

"Daha yeni cumhuriyette paranın kıymetini öğrenmemişler miydi? Hemen unuttular mı?"

'Chris'in bahanesine göre, bir şekilde ödemeyi planlıyormuş. Ödemeyi erteletebileceğini düşünmüş herhalde.'

"Budala herifler."

"Kesinlikle budalalar. Ve son olarak──"

"Duymayı en az istediğim herif sona kaldı desene."

Hepsi birbirinden beterdi ama buraya kadar olanlara yine de bir şekilde aklım eriyordu.

Normalde imkansız bir durum olsa da, Beş Budala'nın ne mal olduğunu bildiğimden, bu hallerini görseler gelişim katettiklerini bile düşünebilirdim.

Şimdiye kadar yaptıklarını düşününce, bu kadarlık bir hasar yanlarında çocuk oyuncağı kalırdı.

Ancak Beş Budala içinde en sinsisi Jilk'ti.

'──Daha önce sanat eserleri satın alarak çıkardığı sorunlardan dolayı pişmanlık duyduğunu söylemiş.'

"O herif pişmanlık duyabiliyor muymuş?!"

Bir anlığına duygulansam da Luxion beni hemen kendime getirdi.

Jilk o kadar kolay yola gelecek biri olsaydı zaten bu kadar çekmezdik.

'Bu yüzden, kendi sanat eserlerini üretmeye karar vermiş. Bunun için bir fırın inşa ettirip seramik üretimi hazırlıklarına başlamış.'

"Dur bir dakika, ne inşa ettirmiş?"

'Bir fırın. Üstelik bunu akademinin arazisi içinde yapmış. İnşa masrafları size fatura edildi ama yıkım masrafları da ayrıca isteniyor.'

Aptallığın yanına bir de hareket enerjisi eklenince gerçekten korkutucu oluyordu.

Akademiyi babasının malı falan mı sanıyordu bu herif?

Böyle bakınca, Julius'un gizli gizli tavuk beslemesi, en azından yanlış bir şey yaptığının bilincinde olduğu için göze daha sempatik geliyordu.

Brad'in ucube gösterisi alt tarafı bir çadırdı, o yüzden o da sayılabilir miydi?

Greg de verdiği hasarın miktarı bakımından sınırda kurtarıyor gibiydi.

Chris... ödemeye niyeti vardı, o yüzden belki affedilebilirdi.

Ama Jilk asla.

"Akademeye dönünce Jilk'i fena benzeteceğim."

'Julius'u es mi geçeceksiniz?'

"Jilk'le kıyaslayınca dayaklık bir yanı yokmuş gibi geliyor."

'Efendim, Beş Budala'ya karşı fazla mı yumuşaksınız?'

"Ö-öyle mi dersin?"

Yine de anlamıştım ki, bu beşini başıboş bırakınca gerçekten hiçbir işe yaramıyorlardı.

Yoksa Marie'nin canla başla bilgi toplamasının sebebi, bu beşlinin saçmalıklarını bir şekilde telafi etmek istemesi miydi?

Sorun çıkaran bu budalalar yüzünden keyfimin kaçacağını düşünüp de deliler gibi oraya buraya koşturuyorsa, bu durum taşların yerine oturmasını sağlıyordu.

Muhtemelen durum tam da buydu.

Yine de, bu Beş Budala harbi işe yaramazdı.

Sadece işe yaramasalar neyse, yükleri de her geçen gün artıyordu.

"Bu beşli sadece varlıklarıyla bile masrafları katlıyorlar."

'Tam birer uğursuzlar. ──Onları ortadan kaldıralım mı?'

Sanki çöp temizlemekten bahsediyormuş gibi bu kadar rahat sorması beni zora sokuyordu.

"Olmaz."

'Yazık oldu.'

Luxion hafifçe başını eğdiğinde gerçekten üzülmüş gibi görünüyordu.

Bu yapay zeka, benden tek bir emir alsa Beş Budala'nın işini saniyeler içinde bitirirdi.

Onun bu tehlikeli söylemlerini düşünürken odanın kapısı sertçe vuruldu.

Gelen Ange'ydi.

"Leon, vaktin varsa hemen gelmeni istiyorum."

Noel'in rehabilitasyon için kullandığı bir oda vardı.

Burası el tutamaklarından tutun da diğer tüm ekipmanlara kadar Luxion tarafından donatılmış bir yerdi.

Az öncesine kadar çalışan Noel, şimdi dinlenmek için tekerlekli sandalyesinde oturuyordu.

"Neyse ki yetiştin."

Rehabilitasyonun sonuçlarından memnun görünen Noel'in yanında Livia vardı.

O da Noel'e eşlik ediyor ve halinden oldukça mutlu görünüyordu.

"Şimdiye kadarki çabalarınızın karşılığını aldınız."

"Evet!"

Livia her gün Noel'in egzersizlerine yardım ediyordu.

Bu yüzden Noel'in iyileşme sürecini görmek onu içtenlikle sevindiriyordu.

Bu ikiliyi izleyen ise Colin'di.

Eğlenen ikiliye bakarken yüzünde hüzünlü bir ifade vardı.

Noel'le vakit geçirmek istiyordu ama şu an yanında Livia vardı.

Ayrıca ailesi de rehabilitasyonu engellememesi konusunda onu sıkı sıkı tembihlemişti.

Aslında beraber oynamak istiyordu ama Noel meşgul olduğu için sabırla bitmesini bekliyordu.

Belki de Livia, Colin'in bu halini fark etmiş olacak ki ona dönüp gülümsedi.

"Colin-kun, senin için sıkıcı olmalı, değil mi? Dışarıda biraz oyun oynamaya ne dersin?"

"Burada iyiyim."

Livia da nedense sadece bugünlük Colin'i odadan uzaklaştırmaya çalışıyordu.

Sebebini anlamasa da Noel'in yanında kalmak istediği için bu teklifi reddetti.

"──Anlıyorum."

Livia'nın yüzünde karmaşık bir ifade belirse de hemen Noel ile olan sohbetine döndü.

Bugün Colin, Noel'e baktığında göğsünde her zamankinden daha ağır bir sıkışma hissediyordu.

'Noel ablamı izlerken kalbim küt küt atıyor.'

Son zamanlarda gözleri hep Noel'i arar olmuştu.

Buna rağmen baş başa kaldıklarında iki kelimeyi bir araya getiremiyordu.

Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştı ve bu durum onu şaşırtıyordu.

Çocuk aklıyla başta hasta olduğunu bile düşünmüştü ama bu göğüs daralması sadece Noel'in yanındayken veya onu düşünürken oluyordu.

Bu belirtiler bazen onu endişelendirse de Colin artık bu duygunun adını fark etmeye başlamıştı.

'Galiba öyle. Jena ablamla Finley ablam da konuşuyordu, eminim bu o.'

İkisinin konuştuğu şey, insanın göğsünü sıkıştıran bir aşk yaşama arzusuydu.

Âşık olunca insanın göğsünün ağrıdığını küçük Colin bile biliyordu ve bu durumun kaynağının Noel olduğunu az çok kavramıştı.

Bir kere fark edince durduramıyordu.

'Ben Noel ablamdan──'

Bunu düşündükçe kulaklarına kadar kızarıp utanıyordu ki tam o sırada Ange odaya geri döndü.

"Getirdim."

Neşeli bir ses tonuyla seslenen Ange'nin arkasında, Luxion ile birlikte Leon belirdi.

Leon, Colin'in burada olduğundan habersiz gibiydi ama son zamanlarda çocuk sürekli Noel'in peşinde dolandığı için buna pek şaşırmadı.

"Colin de mi buradaydı?"

Leon'un gelişiyle Colin, çok sevdiği ağabeyini gördüğü için sevindi.

"Evet. Noel ablam için endişelendim de."

"Ooo, aferin sana. Sonra sana harçlık vereceğim."

"Gerçek mi!"

'Efendim, kardeşinizi fazla şımartıyorsunuz.'

Colin'e karşı aşırı yumuşak davranan Leon'u, Luxion her zamanki gibi azarladı.

Bu alışıldık bir manzaraydı ama Colin bir şeylerin garip olduğunu sezdi.

"A-a? Leon abi neden buraya geldin ki? Normalde pek gelmezsin."

Leon dürüstçe cevapladı.

"Normalde Noel istemiyor çünkü."

Bunu söylerken ter içindeki Noel'e baktı.

Anlaşılan Noel ona "gelme" demişti.

"Tatilindeyken seni buna alet etmek istemedim."

"Benim için sorun olmazdı ki."

"Benim için olur ama."

İkisinin konuşmasını izleyen Colin, farkında olmadan sağ eliyle göğsünü sıktı.

'Neden? Noel ablamın sesi, benimle konuşurken olduğundan daha mutlu geliyor.'

Colin sessizleşince Leon bakışlarını ona çevirip diğer sorusuna geçti.

"İşte bu yüzden pek uğramam ama bugün Ange mutlaka görmem gereken bir şey olduğunu söyledi."

Adı geçen Ange, Noel'e bakıp başıyla işaret verdi.

Bu işareti alan Noel, rehabilitasyonun meyvelerini göstermeye hazırlandı.

Livia, Noel'in tekerlekli sandalyesini tutarak olası bir düşmeye karşı destek oldu.

Ve sonra, Noel yavaşça tekerlekli sandalyesinden ayağa kalktı.

"Noel!?"

'Bu beklenmedik bir gelişmeydi.'

Leon da Luxion da şaşırmıştı çünkü Noel artık ayağa kalkabiliyordu.

Bir keresinde ölmesi işten bile olmayacak kadar ağır yaralanan Noel, Luxion ve diğerleri tarafından tedavi edilerek hayata tutunmuştu.

Ardından aldığı çeşitli destekler sayesinde ayağa kalkabilecek kadar iyileşmişti.

Aslında şu an Leon'un önünde kendini biraz zorluyordu.

Bacakları hafifçe titriyordu ama bir gülümseme sergileyerek iyi olduğunu belli etmeye çalışıyordu.

"Fidan-chan bile böyle görkemli bir şekilde büyüdü, benim de elimden geleni yapmam lazım."

Kutsal Ağaç'ın büyümesi ile Noel'in rehabilitasyonu arasında aslında bir bağ yoktu.

Ancak Noel, Kutsal Ağaç hayata tutunmak için bu kadar çabalarken kendisinin de gayret etmesi gerektiğini düşünmüş olmalıydı.

Noel'in normalden daha akıcı bir şekilde ayağa kalkışını izleyen Colin de mutluydu.

'Noel ablam şimdiye kadar çok çabaladı. Gerçekten inanılmaz biri.'

Colin, Noel'in her gün verdiği uğraşa yakından şahit oluyordu.

Rehabilitasyonun tüm zorluklarını tam olarak anladığı söylenemezdi ama dışarıdan bakınca ne kadar acı çektiğini sezebiliyordu.

Bunu aşan ve yürümeye başlayan Noel'e içten bir saygı duyuyordu.

Derken, Noel Leon'a doğru yürümeye başladı.

Yavaşça, her seferinde emin adımlarla Leon'a yaklaşan bu silueti görünce Colin'in onu destekleyesi geldi.

'Dayan! Noel abla, dayan—'

Ama bir şeyi fark ediverdi.

"—Ha?"

Noel ona doğru yürüyünce, Leon utanmasına rağmen kollarını iki yana açtı.

Sanki bir yarışı bitirircesine Leon'un göğsüne atılan Noel, halinden çok memnun görünüyordu.

Leon ilk başta utangaç davransa da Noel'in bu halinden etkilenmiş gibiydi.

Açık kollarını kapattı, Noel'e sarıldı ve nazikçe fısıldadı.

"İyi iş çıkardın Noel."

"Ehehe, herkesin sayesinde oldu. Olivia-san, Angelica-san, hatta annemler bile yardım etti."

"—Ben pek bir şey yapamadım ama."

"Üzülme canım. Ben kendim istemedim ki. Bence sen dinlenebiliyorken dinlenmelisin Leon."

"Yani, orası öyle de..."

"Hem sana yürüdüğümü gösterip seni şaşırtmak istedim."

Mutlulukla birbirine sarılan ikiliyi görünce, çocuk yaştaki Colin bile neler olup bittiğini anlayıvermişti.

Şaşkınlıktan donup kalan Colin'i görünce Ange ve Livia endişeli bir yüzle ona yaklaştılar.

Ange tereddüt etse de eğilip Colin ile göz hizasına gelerek konuştu.

"Colin, atıştırmalık bir şeyler hazırlattım, hadi başka odaya geçelim."

Muhtemelen durumun farkındaydı.

Özellikle atıştırmalık hazırlatmasının sebebi, işlerin buraya varacağını sezmiş olmasıydı.

Livia da aynı şekilde söze girdi.

"Ange çok lezzetli tatlılar hazırladı. Acele etmezsen ablaların hepsini bitirecek."

Kendi vücutlarıyla Noel'e sarılan Leon'u kapatmaya çalışıyor, Colin'i zorla odadan dışarı çıkarmaya uğraşıyorlardı.

Colin'in gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı.

İkisinin arasından görebildiği tek şey; Leon'a mutlulukla, yanakları kızararak sarılan Noel'in siluetiydi.

Colin o anlık sürede iki büyük tecrübe edindi.

Biri ilk aşktı.

Noel'e aşık olduğunu tam da o an fark etmişti.

Diğeri ise kalp kırıklığıydı.

Noel'in kendisini değil, abisi Leon'u sevdiğini anlamıştı.

İlk aşkını fark ettiği anda ayrılık acısını da tadan Colin, ağlayarak odadan dışarı fırladı.

"Leon abi, senin ben ta canına okuyayım, aptal herif!!"

Leon'a doğru haykırdıktan sonra Colin koridorda koşarak uzaklaştı.

Arkasından Ange ve Livia'nın telaşlı sesleri geliyordu.

"Be-bekle!"

"Colin-kun, bir dinle!"

Noel'in şaşkın sesi de duyuldu.

"Ne oldu Colin!?"

Kaçıp giden Colin, Noel'in sesini duyunca bir anlığına sırtından biri çekiyormuşçasına duracak gibi oldu.

Ancak Leon'un gür sesi duyuldu.

"Colin!! Abin bir şey mi yaptı?!"

Bu sese daha fazla dayanamayan Colin, yeniden koşmaya başladı.

Kendi odasına kadar son sürat koşan Colin, yolda birileriyle çarpışsa da veya birileri koridorda koşma diye bağırsa da bunları umursayacak hali yoktu.

Odasına dalar dalmaz yatağa girdi ve battaniyeyi başına kadar çekti.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ederken kapı şiddetle vuruldu.

Dışarıda Leon ve Luxion vardı; ayrıca Ange ve Livia'nın sesleri de geliyordu.

— Colin, dışarı gel! Eğer abin bir hata yaptıysa özür dilerim! Her neyse konuşalım. Konuşursak çözeriz.

— Bunun imkansız olduğunu düşünüyorum.

— Şimdi sırası değil, dalga geçme!

— Dalga geçmiyorum. Şu an onu kendi haline bırakmak en doğru hamle.

— Colin! Abinle konuşalım. Yalvarırım odadan çık.

Luxion'dan 'imkansız' cevabını alınca Leon'un sesi iyice çaresiz bir hal almıştı.

Kardeşi Colin tarafından nefret edilmek onu fena sarsmış olmalıydı.

Leon normalde kız kardeşlerini küçümseyen ifadeleriyle dikkat çekse de aksine erkek kardeşlerine karşı içten davranırdı.

Gerçekten de kız kardeşi Finley'den ziyade, küçük kardeşi Colin'i el üstünde tutuyordu.

İşte o Colin'in kendisinden nefret etmesi, onun için inanılır gibi değildi.

Ange'nin Leon'u sakinleştirmeye çalışan sesi duyuldu.

— Sakinleş artık. Şimdilik onu rahat bırakalım.

— Hayır! Kardeşim benden nefret etsin istemiyorum!

Leon'un sızlanan sesine karşılık Livia nazikçe onu ikna etmeye çalıştı.

— Bazı şeylerin zamana ihtiyacı vardır. Colin-kun'un sakinleşmesini bekleyelim. Tamam mı Leon-san? Colin-kun'a toparlanması için zaman verelim.

— Ama... Şey...

Leon'un o her zamanki küstah halinden eser kalmamıştı.

Tam o sırada odanın yakınından geçen Finley, Leon'un bu halini görünce sinirlenmiş gibiydi.

Ters bir ses tonu duyuldu.

— Ne yapıyorsunuz burada?

— Colin kendini odaya kilitledi. Bana aptal dedi... Bir sebebi olup olmadığını biliyor musun?

— Aptal olduğun için demiştir.

— Ne dedin sen!

— Zaten siz abilerim Colin'i fazla şımartıyorsunuz. Biraz da kız kardeşiniz olan benimle ilgilenin be!

— Ben kız kardeş tarzı varlıklardan nefret ederim!

— Ne dedin sen? Kavga mı istiyorsun?

— Kız kardeşimsin diye sana acıyacağımı sanma. Yıllarca kız kardeş kahrı çekmiş biri olarak sana bunun bedelini ödetirim!

Kız kardeşi bile olsa intikam alacağını haykıran Leon'a karşı Luxion bezmiş bir tonda araya girdi.

— İntikam alacaksanız önce bir darbe almanız gerekecek. Darbe almadan önce bir önlem almanız gerekmez mi?

— Colin! Abin hatalıydı. Özür dilerim, hadi çık dışarı!

Luxion'un sözlerine cevap verecek mecali kalmayan Leon, kapının önünde şamata yapmaya devam ediyordu.

Colin odanın içinde, battaniyenin altında hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak mırıldandı.

"Bu hiç adil değil."

Böylece Colin'in ilk aşkı son buldu.

"Colin benden nefret etti. Ben bittim artık..."

Aile fertlerinin toplandığı oturma odasında benim dışımda Nix, Jenna ve Finley kardeşler toplanmıştı.

Luxion da oradaydı ama Ange ve Livia bir süreliğine ayrılmışlardı.

Kardeşler etrafımdaydı ve hepsi benim bu yıkılmış halimi görüyordu.

Ancak kimse beni teselli etmeye gelmiyordu.

Nix elindeki mektubu iki eliyle sıkıyor, düşünceli bir şekilde hafifçe iç çekiyordu.

"Böyle zamanlarda şiirsel bir şeyler yazabilmek ne havalı olurdu. Akademideyken derslerime daha asılsız çalışsaydım keşke. Eski deyişleri biliyorum ama şimdiki modadan hiç haberim yok."

Mektubun göndericisi Dorothea-san'dı.

Roseblade topraklarından döndükten sonra, ikisi hemen mektuplaşmaya başlamıştı.

Nix, ona ne cevap vereceği konusunda kara kara düşünüyordu.

Kardeşler oturma odasındaki masanın etrafında toplanmıştı.

Nix'in karşısında oturan Jenna, masadaki kurabiyelerden birini ağzına atarken bir yandan da Nix'le dalga geçiyordu.

"Zevksiz Nix mi şiirsel yazacakmış? Sadece kendine güldürürsün, hiç kalkışma bence."

Bunu duyan Nix, Jenna'nın tavrına içerledi.

"Zevksiz olduğumun ben de farkındayım. Ayrıca ben senin abinim. Şu ismimle hitap etmeyi bırak artık."

"Aptal kardeşim Leon gibi sana da mı 'Aptal abi' dememi istiyorsun?"

Abisine karşı en ufak bir çekincesi olmayan Jenna karşısında Nix de pes etmiş görünüyordu.

"Arada sırada 'Aptal abi' diyorsun zaten. Öğğ, her neyse, cevaba ne yazsam ki? Yanına bir de hediye mi eklesem?"

Hediye lafı geçer geçmez Finley elini kaldırdı.

"Ben takı istiyorum! Yakında akademiye başlayacağım, değil mi? Biraz süslenmek istiyorum."

Akademiye başlamayı iple çeken Finley, üniformasına yakışacak aksesuarlar istediğini dile getirdi.

Bunu duyan Nix, hafifçe hoşnutsuzluğunu belli etti.

"Gerek yok."

Jenna da Nix'le aynı fikirdeydi ama onun sebebi farklıydı.

"Kraliyet başkentinden almak en güvenlisi. Oradaki modaya bakıp ona göre uydurursan hata yapmazsın."

Finley, Jenna'ya doğru eğilerek onu soru yağmuruna tuttu.

"Eee, öyle mi? Abla, sen şimdiki modayı bilmiyor musun? Daha yeni başkentteydin ya?"

"Neden soru sorar gibi söylüyorsun? Moda her yıl değişiyor."

"Aman be, o zaman başkentten alırken bana iyi dükkanlar gösterirsin. Hatta direkt beraber mi gitsek?"

"Harika fikir! Finley'nin alışverişine eşlik ederken ben de oralardan yakışıklı birini tavlayıp evlenirim belki."

"O biraz zor değil mi?"

"Zor falan değil! Yoksa ömrümün sonuna kadar bu taşraya mahkûm kalacağım. Ben şehirde yaşamak istiyorum!"

Kardeşler gürültü patırtı içindeydi.

Ben sandalyenin üzerinde dizlerimi karnıma çekmiş oturuyordum ama yavaşça ayaklarımı indirip ayağa kalktım ve ellerimi masaya vurdum.

Bam! Sesi odada yankılanınca, artık beni görmezden gelemeyeceklerini anladıkları için herkesin bakışları üzerimde toplandı.

"Biraz da beni dinleyip endişelenin be! Colin benden nefret etti, üstüne bir de odaya kapandı! Bu kadar mühim bir mesele varken siz toplanmış saçma sapan şeylerden—"

Sizin boş muhabbetlerinizi dinlemek istemiyorum! Beni dinleyin! Tam böyle şeyler söyleyecekken kardeşlerimin öfkesini üzerime çektim.

Nix kaşlarını çatarak bana bakıyordu.

"Colin meselesi bir yana, senin o boş laflarından ziyade Dorothea-san'dan gelen mektup benim için daha önemli."

Jenna ise saçları dikilecek kadar öfkeliydi.

"Sizin kardeş kavganız umurumda bile değil! Burada benim geleceğim söz konusu! Ben başkentte yakışıklı ve zengin biriyle evlenip şehir kadını olmak istiyorum!"

Bu şiddetli tepki karşısında "Ta-tamam," diyebildim sadece.

Akademiden mezun olup başkente gitme fırsatı azalan Jenna, epey paniklemiş durumdaydı.

Ben ağzımı kapatıp sessizce yerime oturduğumda, Luxion benimle alay etmeye başladı.

'Fırçayı yediniz bakıyorum.'

"Kes sesini, sus."

'Emredersiniz. Nix-sama, mektubun cevabı için size yardım edeyim mi?'

Sus deyip kabul etmeme rağmen, hemen Nix'in yanına süzülüp bülbül gibi şakımaya başladı.

"Olur mu?"

'Elbette. Master size zahmet verdiği için telafi etmek isterim. Destek işini bana bırakın. Hediye konusuna gelince, birkaç seçenek belirledim bile.'

"Çok makbule geçer. Luxion, sen Leon'dan daha güvenilirsin."

'Doğal olarak.'

Jenna elini kaldırıp Luxion'a seslendi.

"Aa, o zaman bana da yakışıklı ve zengin birini ayarla."

'Bu benim için zor bir mesele ama adaylar sunabilirim.'

"Gerçekten mi!? Kim? Nasıl biri!?"

Jenna'nın bu hevesli hali üzerine Luxion o piçin adını verdi.

'Roland adında bir adam. Kırklı yaşlarında ancak dış görünüşü geçer not alır. Yaşından daha genç gösteriyor ve yakışıklı sınıfına girer. Ayrıca mal varlığının krallıktaki en iyilerden biri olduğuna şüphe yok.'

"Yaşı biraz sorunlu ama fena değilmiş. Kimmiş bu, söylesene?"

'Holfort Krallığı'nın hükümdarı.'

Kral olduğunu duyunca Jenna, Luxion'a bir tokat patlattı.

Ancak metal bir kütleye vurduğu için canı yanan taraf Jenna oldu.

"Kral Hazretleri ne alaka be! Olmaz öyle şey!"

'Çok sayıda cariyesi olduğu için, aralarına karışabileceğinizi düşündüm.'

"İstemem! Neden bir sürü kadını olan bir adamla— h-hayır, yani Kral Hazretleri ile falan, haddimi aşar zaten?"

'Öyle mi? Yazık oldu.'

Metresi olan bir adamı istemediğini söyleyecekti ama anlaşılan Jenna bile Kral Hazretleri'ne saygı duyuyordu.

Saygı mı yoksa korku mu demeli?

Yine de, ablamın Roland'ın metresi olması fikri benim bile hoşuma gitmezdi.

Her ne kadar böyle bir abla olsa da, sonuçta ailemdi ve ona acımaya başlıyordum.

Nix ve Jenna, Luxion'u aralarına almış şamata yaparken ben onları kenardan hüzünle izliyordum. O sırada Finley bana seslendi.

"Leon abi, sen harbi zavallısın. Senin gibi birinin kahraman olduğuna inanmak gerçekten güç."

Gündelik halimi gördüğü için kahraman olduğuma inanamıyordu.

Ben de aynı fikirdeydim.

"Ben de öyle düşünüyorum. Benim gibi birinin kahraman olduğu bir ülke bitmiş demektir."

"Bunu kendi ağzınla mı söylüyorsun?"

Bu beklenmedik cevabım karşısında Finley'nin nutku tutulmuştu.

O esnada.

Ange ve Livia, Colin'in odasının önündeydi.

İkisi atıştırmalıklar ve içecekler hazırlamış, kapının önünden Colin'e sesleniyorlardı.

"Colin, cevap vermene gerek yok. Ama bizi bir dinle."

Ange kapının arkasından sesleniyordu fakat odadan çıt çıkmıyordu.

'Keşke anne ve babası burada olsaydı.'

Balcus ve Zola ortalıkta yoktu, Colin'i teselli etme görevi Ange ve Livia'ya kalmıştı.

Ange durumu anlatmaya başladı.

"Sana detayları anlatmamıştık. Noel'in Alzer Cumhuriyeti'nden olduğunu duymuş muydun?"

Soruya cevap gelmese de Ange açıklamaya devam etti.

"Leon yurt dışına eğitime gitmişti ya? İkisi o zaman tanıştı. Noel karmaşık bir durumda. Kendi memleketinde tehlikeli şeyler yaşadı. İşte o Noel'i kurtaran kişi Leon'du."

Kutsal Ağaç veya Rahibe meselelerine girmemesi, henüz bir çocuk olan Colin'e karşı gösterdiği bir nezaketti.

Ange, kendine has o sert ama dürüst tavrıyla konuyu toparladı.

"Noel'i sadece Leon koruyabilir. Senin için zor olduğunu biliyorum ama lütfen bu gerçeği kabul et."

'Bu tarz konuşmalarda pek iyi sayılmam.'

Abisinin nişanlısı, çocuğun ilk aşkı çıkmıştı ve daha itiraf bile edemeden aşkı son bulmuştu.

Gönlünü kaptırdığı kişi yanlıştı.

Ange tıkandığı noktada, bayrağı Livia devraldı ve yumuşak bir sesle konuşmaya başladı.

"Özür dilerim. Senin için çok zor, değil mi Colin-kun? Ama lütfen Leon-san'a veya Noel-san'a kin besleme. Aslında sana bunu daha önceden söylememiz gerekiyordu ama ne diyeceğimizi bilemedik, tereddüt ettik."

Henüz bunun ilk aşkı olduğunun farkında bile olmayan Colin'e ne demeliydi? Bu ikiliye karşılık anneleri Luce, "Kalp kırıklığını da tecrübe etmesi lazım," diyerek durumu uzaktan izliyordu.

Ange ve Livia da bu fikre uyup ona bir şey söylememişlerdi.

Livia elini kapıya koydu.

"Bazı yetişkin meseleleri yüzünden o ikisinin ayrılması imkânsız. Colin-kun, biraz daha büyüdüğünde bu durumu anlayabileceğini düşünüyorum. Bu yüzden—"

Livia sözünü bitiremeden odanın içinden bir ses geldi.

Kapı aralandı ve Colin, ağlamaktan şişmiş gözleriyle aralıktan dışarı baktı.

"—Özür dilerim."

Colin ikisini odaya davet etti.

Yatağa oturan Colin'in iki yanına Ange ve Livia yerleşti.

Ellerini Colin'in omuzlarına ve dizlerine koyarak onu teselli ediyorlardı.

Nihayet sakinleşen Colin, kesik kesik duygularını anlatmaya başladı.

"Onu sevdiğimi daha yeni anladım. Ben... Ben, aşık olduğumu fark etmemiştim. Bu yüzden kendimi çok kötü hissettim ve kaçtım."

Hıçkıran Colin'e Livia yumuşak bir sesle seslendi.

"Kötü hissetmişsin, anlıyorum. Ama sonra Leon-san'dan özür dileyelim, olur mu?"

Colin, Livia'nın önerisini uysallıkla kabul etti.

"Hı-hı. Düzgünce özür dileyeceğim."

Bu cevapla Ange da rahatladı ve Colin'in başını okşadı.

"Aferin sana Colin."

İkisi tarafından teselli edilen Colin'e atıştırmalıklar ve çay ikram edildi.

Bu nazik kadınlara sığınırken, Leon ve Noel hakkındaki hislerinden bahsetti.

"Noel ablamın mutlu olmasını istiyorum."

Ange başını salladı.

"Güçlü bir çocuksun. Kavuşamasan bile sevdiğin kişinin mutluluğunu dileyebilmek harika bir şey. —Ben bunu başaramamıştım."

Colin, Ange'nin yüzüne baktı.

Kadın kendisine hüzünlü bir tebessümle baktığı için meraklanmıştı.

"Angelica abla, sen de mi karşılıksız aşk yaşadın?"

Bu soru karşısında Livia bir anlığına tereddüt etse de, Ange hafifçe gülümsediği için sessiz kaldı.

Ange kendi kalp kırıklığını anlattı.

"Evet. Berbat bir aşk acısı çektim. Karşımdakinin mutluluğunu kalpten dileyememiştim. Colin, sen o zamanki halimden çok daha güçlüsün."

"Angelica abla bile aşk acısı çekiyorsa... Peki ya Olivia abla?"

Sıradaki soru Livia'ya gelince, genç kız zor durumda kalmış gibi bir ifade takındı. Ange onu teşvik etti.

"Anlatsana, ne olacak?"

Ange'nin ısrarıyla Livia bakışlarını kaçırarak konuştu.

"Ş-Şey, komşumuz olan bir abiydi sanırım? Sanırım ona hayrandım."

Livia'nın bu net olmayan ifadesi Colin'in kafasını karıştırdı.

"Hayranlık mı? Onu sevmiyor muydun?"

"E-Eee, yani... Şey—"

Livia ilk aşkı hakkında konuşmak istemeyince Ange araya girdi.

"Ben de merak ettim, anlat hadi. Ne çıkar ki? İlk aşkını yaşamış olsan bile şu an Leon'un yanındasın, değil mi?"

Ange, Livia'nın anlatmaktan çekinme sebebinin Leon'a karşı mahcup hissetmesi olduğunu düşünüyordu.

Geçmişteki aşkın bir önemi olmadığını söyleyen Ange'ye karşılık, Livia elleriyle yüzünü kapattı.

"Öyle değil. Ben akademiye gelene kadar hiç aşık olmamıştım. Bu duyguyu daha yeni fark ettim, o yüzden..."

Bunu duyan Ange, Livia'nın neden tereddüt ettiğini sonunda anladı.

Colin de fark etmişti.

"Yoksa ilk aşkın Leon abi miydi?"

Livia başını salladı.

"Özür dilerim. Şu an sırası olmadığını düşündüğüm için geçiştirmeye çalıştım."

Görünüşe göre Livia, aşk acısı çeken Colin'in önünde kendi ilk aşkının karşılık bulduğunu söyleyememişti.

Ange mahcup bir tavır takındı.

"Ö-Özür dilerim. D-Demek öyle. Sen tamamen Leon'a odaklıydın ha? İ-İyi ya işte, böyle şeyler de olur."

"Özür dilerim."

Livia özür dilese de Colin başını iki yana salladı.

"Olivia abla, ilk aşkının gerçekleşmesine çok sevindim!"

Colin'den bunu duyan Livia biraz şaşırarak onu övdü.

"Colin-kun, sen gerçekten çok naziksin."

İkisi tarafından övülse de Colin neyin bu kadar harika olduğunu anlamamıştı.

Sadece, bu kadar mutlu görünen bu iki kadına bakarken; kendisi için de bir gün böyle bir anın gelip gelmeyeceğini merak etti.

"Ben de sizin gibi bir gün gerçekten seveceğim biriyle karşılaşabilir miyim?"

Ange, Colin'e cevap verdi.

"Karşılaşacaksın. Bunun için çok çalışıp öğrenmelisin. Ve pek çok insanla bağ kurmalısın."

Ange'nin tavsiyesi üzerine Colin gözlerini kıstı.

"Bu durumu bahane edip bana sadece ders çalıştırmak istemiyorsun, değil mi?"

Aşk acısı çekince insanlara karşı biraz tetikte olmayı öğrenen Colin'in alnına Ange parmağıyla nazikçe vurdu.

"Budala. Öğrenmezsen gelişemezsin, insanlarla bağ kurmazsan zaten kimseyle karşılaşamazsın. Yoksa gelişmeden, kimseyle tanışmadan öylece durmak mı istiyorsun?"

"—İstemiyorum."

Colin ikna olunca, bu sefer Livia tavsiye verdi.

"Colin-kun, sen de bir gün o kişiyle tanışacaksın. Belki de çoktan tanıdığın biridir ya da ileride tanışacağın biridir. Bu yüzden kurduğun bağlara her zaman değer ver."

"—Siz de Leon abiyle öyle mi tanıştınız?"

Colin bu soruyu sorduğu anda pişman olacaktı.

Ange'nin yanakları hafifçe kızardı.

"Öyle denebilir. Şimdi düşününce, akademide pek çok kişiyle bağ kurmaya çalışan o zamanki kararımı takdir ediyorum. Senin abinle tanışmak, hayatımdaki en büyük şanslardan biriydi."

Livia ise utancından kızarsa da neşeyle anlatmaya başladı.

"Bana ilk seslenen Leon-san olmuştu. O zamanki Leon-san gerçekten çok havalıydı. Zor durumdayken beni çay içmeye davet etmişti. Öyle beyefendi, öyle nazikti ki... Sonra bir de—"

İkisi bir anda aşka gelip Leon ile nasıl tanıştıklarını detaylarıyla anlatmaya başladılar.

Onları dinleyen Colin içinden geçirdi:

'A-Aman... Yoksa sonuna kadar hepsini dinlemek zorunda mıyım?'

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.