Ertesi günün sabahı ortama ağır bir gerginlik hakimdi.
Dorothea-san yüzü kızarmış bir halde başını öne eğmiş, Nix ise dünkü olayları hatırlıyor olsa gerek kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmiş vaziyette yere bakıyordu.
İkisi yan yana gelmiş, heyecandan tek kelime dahi edemiyorlardı.
"Resmen gerçek bir görücü usulü buluşma gibi olmuş."
Yan odadan durumu gözetleyen bizler, Luxion’un duvara yansıttığı görüntüyü pürdikkat izliyorduk.
Ancak bu seferki durum öncekinden farklıydı.
Deirdre Senpai, dünkünden tamamen farklı bir tavır sergileyen Dorothea-san’ın bu halleri yüzünden yerinde duramıyordu.
"Ablacığım, o her zamanki küstahlığın nereye gitti! Dün gece o kadar konuşma pratiği yapmana yardım etmiştim bir de!"
Anlaşılan ikisi dün gece geç saatlere kadar Nix ile yapacağı konuşmanın provasını yapmıştı. Hangi konulardan bahsedilecek? Hangi sorular sorulacak? Bu yüzden Deirdre Senpai biraz uykusuz görünse de, ablasının bu acınası hali onu o kadar heyecanlandırmıştı ki uykusu tamamen açılmıştı.
Onun yanında ise düne kadar birbirlerine hırlayan Clarice Senpai, ikiliyi ciddi bir ifadeyle izliyordu.
"Birinden biri harekete geçmezse hiçbir şey başlamayacak."
Dorothea-san dünkünün tam aksine utangaçlıktan eriyip bitiyordu.
Bu haliyle tam aşık bir genç kız gibi görünse de, Nix tarafında durum farklıydı; kendisinden üst mertebedeki bu kadına karşı dünkü kaba tavırları yüzünden her an azar yiyecekmiş gibi gergin bir bekleyiş içindeydi.
"Abimin hareketleneceği falan yok. Kardeşi olarak onu tanıyorum. Acınası adamın teki işte."
Omuz silktim. Bunu yapmamla birlikte Angelica, Livia hatta Noel bile şaşkın gözlerle bana döndü.
Sanki bir şeyler söylemek istiyor gibiydiler ama şu anki asıl ilgileri hareketsiz duran ikili üzerindeydi.
Livia hallerinden oldukça keyif alıyor gibi görünüyordu.
"Acaba sonu ne olacak? Şahsen ben ikisinin de düzgünce konuşup anlaşabilmesini ümit ediyorum."
Livia’nın kendine has nazik cevabına karşılık Angelica, biraz heyecanlı bir tavırla kendi fikrini belirtti.
"Biri konuşmaya başlamazsa bir ilerleme kaydedemezler. Hatta birimiz araya girip konuyu açsa nasıl olur? Ben gidebilirim mesela."
Angelica içeri dalıp onları zorla konuşturacağını söyleyince, Deirdre Senpai de hemen öne atıldı.
"O zaman bu iş için en uygun kişi benimdir herhalde. Hem ablasıyım hem de Nix-dono ile dönem arkadaşıyım."
Clarice Senpai, Deirdre’nin bu fikrine pek sıcak bakmıyor gibiydi.
"Sınıflarınız farklıydı değil mi? Dönem arkadaşı olsanız bile aranızda bir bağ yoktu. O zaman bu işe hiç bulaşmamış olan ben gitsem daha mantıklı olmaz mı?"
Nedense kadınlar cephesi dünkünden daha hırslı bir hal almıştı.
Noel tekerlekli sandalyesinde oturmuş, gözlerini ekrandan ayırmıyordu.
"Niyeyse insanı öyle bir meraklandırıyorlar ki gözümü ayıramıyorum."
Keyifleri yerinde olan kadın grubundan biraz uzaklaşarak yanımda duran Luxion ile sohbete daldım.
"Aşk meşk meselelerine amma meraklılarmış."
'Eğlencenin az olduğu bir dünyada olduğumuz için bu durum kaçınılmaz olsa gerek.'
Önceki hayatımdaki dünyanın aksine, bu dünyada eğlence namına pek bir şey olduğu söylenemezdi.
Haliyle başkalarının gönül işleri, pek çok kadın için en büyük ilgi odağı haline geliyordu.
'Bu arada, az önceki acınası abi yorumunuz hakkında söyleyeceklerim var.'
"Hiç sesini çıkarmadan öylece dikilen abime bakınca aklımdan geçenleri söyledim sadece. Gerçekten de içler acısı bir durumda."
'Size defalarca kez aynaya bakıp konuşmanızı tavsiye etmiştim. Esasen etrafınızdakiler abinizin durumundan ziyade, Master olarak sizin daha problemli olduğunuz kanaatindeler.'
"Hadi canım, herhalde abim kadar kötü değilimdir."
Bunu deyip kadınlara baktığımda, hepsinin bakışlarını ekrandan çekip bana diktiklerini gördüm.
Livia, Angelica’ya sordu:
"Sizce Leon-san yine her zamanki şakalarından birini mi yapıyor?"
Angelica derin derin düşünerek cevap verdi.
"Kim bilir? Tek dileğim bunun bir şaka olması."
Noel ise söylediklerimden resmen soğumuş bir halde lafa girdi.
"Leon, söz konusu aşk olunca Nix-san’dan çok daha berbat bir durumda."
Bu ağır eleştiriler karşısında şoka girmişken, Deirdre Senpai ve Clarice Senpai de baş başa vermiş fısıldaşıyorlardı.
"Sence hangisi daha fena?"
"İkisi de felaket ama dün gece odama gelip dış görünüşümü övdüğü için Leon-kun kıl payı önde galiba?"
"—Bir dakika bekleyin! Bana öyle bir şey söylemedi?"
Dün geceki meseleydi bu.
Senpai'nin ricası üzerine Clarice Senpai’nin odasına uğramış ve kıyafetlerini övmüştüm.
Sadece verdiğim sözü tutmuştum ama nedense kadınların bakışları bir anda keskinleşti.
Yanımda duran Luxion’dan yardım istercesine baktığımda, görüntüyü yansıtmaya devam ederken bıkkın bir ses tonuyla konuştu.
'Sadece bir kişiyi övmenin sorun çıkaracağını fark edemediniz mi?'
"Benim övgümün onları mutlu edeceğini sanmıyordum."
'Başkası aynı şeyi yapsaydı kesin o kişiyi suçlardınız Master. Kendinize karşı olan bu değerlendirme eşiğiniz gerçekten inanılmaz derecede düşük.'
Neden herkes üzerime geliyordu ki?
Bana biraz daha nazik davranmalarını dilerken, yansıyan görüntüde bir hareketlenme oldu.
'Abiniz sonunda bir hamle yaptı.'
"Do-Dorothea-san!"
Nix aniden yerinden kalkıp sesini yükseltince, başı önde olan Dorothea da irkilerek yüzünü kaldırdı.
"E-Evet!"
İkili göz göze geldi.
Ancak Nix’in iç dünyasında soğuk terler boşalıyordu.
'Dünkünden bambaşka biri gibi.'
Önceki görüşmede Dorothea, Nix’in yüzüne bile bakmayan, soğuk tavırlarıyla dikkat çeken bir kadındı.
Fakat şu an karşısında duran kadın, yaşından çok daha sevimli görünüyordu.
Nix, bunlardan hangisinin gerçek hali olduğuna karar veremiyordu.
'A-Ama düzgünce söylemem lazım.'
Kendisi şartlar gereği bir anda baron hanesinin varisi olmuş bir adamdı.
Akademide adamakıllı bir eğitim görmemiş, babasına yardım ederken işleri yeni yeni öğrenmeye çalışan biriydi.
Gerçek bir soylu hanımefendi olan Dorothea’nın kendisiyle evlenmeyi kabul etmesi hayal dahi edilemezdi.
Statü farkı bir yana, şehir hayatına alışmış bir hanımefendinin taşrada yaşayabileceğine ihtimal vermiyordu.
"Bartfort hanesi şehre kıyasla tam bir taşradır. Hatta taşranın dibidir. Dorothea-san, siz gerçekten burada yaşamak istiyor musunuz?"
Nix’in dünkünden farklı olan bu konuşma tarzı Dorothea’nın kafasını karıştırmıştı.
"Eğer gelin gelmeye karar verdiysem, her neresi olursa olsun orada yaşarım. B-Böyle olması yanlış mı?"
Dün "Evcil hayvanım olmaya hazır mısın?" diye soran kadının bu munis tavrı karşısında Nix ne yapacağını şaşırdı.
"Y-Yanlış değil ama... Yine de iyi düşünmelisin. Şehir hayatına alışmış biri için burası çok sıkıcı gelebilir."
"Şey, ımm..."
Her iki taraf da ne diyeceğini bilemez haldeydi.
Nix yerine oturup sustuğunda, araya yine o sessizlik ve boşluk girdi.
Bu sefer hamle sırası Dorothea’daydı.
"Şey... Benim de size söylemek istediğim bir şey var."
Masaya güm diye bırakılan şey, ucu zincirli bir tasmaydı.
Nix bir an için dün o tasmayı orada unuttuğunu sandı ama sonra Dorothea’nın elinde bir tasma olmasının saçmalığını fark etti.
"Ha?"
'Bu kadında neden tasma var? Dün tasmayı görünce odadan fırlayıp gitmişti, bir daha da malikaneye dönmemişti. Üstelik... Bu Leon’un hazırladığı tasmadan farklı!?'
Masadaki tasmada, zincirin her iki ucunda da birer halka bulunuyordu.
Dorothea bu iki halkadan birini kendi boynuna geçirdi.
Ardından diğer ucu Nix’e doğru uzattı.
'Bu da ne? Gerçekten de ne bu!? Ha, ne demek istiyor şimdi? Yoksa bu, şehirli tarzı bir şaka falan mı!?'
Kafası allak bullak olan Nix’in karşısında Dorothea, yüzü kızarsa da gülümsüyordu.
"Dün kaçtığım için özür dilerim. Ben hep bekliyordum... Boynuma tasmayı geçirecek o kişiyi."
"Ha? Şey... Ama iki tane tasma var?"
Tasmayı teslim alan ve şaşkınlıktan düzgün bir cevap bile veremeyen Nix’e, Dorothea devam etti:
"Dürüst olmak gerekirse, sadece bir evcil hayvanla yetinecek erkeklerle ilgilenmişim yoktur. Benim arzuladığım, taraflardan birinin dizginleri ele alacağı ana kadar kıyasıya rekabet edebileceğim bir rakip. İtaat mi edeceksin, yoksa itaat mi ettireceksin? Benim aradığım erkek, sonuna kadar yarışabileceğim bir rakiptir. Nix-sama, bana o meydan okumayı fırlattığınızda, bunun kader olduğunu hissettim."
Nix’in yüzündeki tüm ifade silindi.
Ve o an acı gerçeği fark etti.
'Bu kız tam bir bela. Elinde tasmayla neşeyle gelmesinden belliydi zaten ama evlenince eşiyle iktidar savaşına girmek istemesini aklım almıyor. Benim tek istediğim, annemle babam gibi geçimli bir çift olmaktı. Bu istediğimin tam zıttı değil mi ya!'
Nix’in idealleri, Dorothea’nınkilerle taban tabana zıttı.
Bu işin asla yürümeyeceğini anlayan Nix, bir şekilde reddetmek için binbir türlü yol düşündü. Ancak Leon’un sırıtan yüzü bir türlü gözünün önünden gitmiyordu.
'Bu tuhaf duruma düşmemin tek suçlusu Leon! O gereksiz şeyi yapmasaydı, bu kız bana asla vurulmayacaktı!'
Nedense Dorothea ona aşık olmuştu.
Güzel bir kadının ilgisini çekmek Nix’i de mutlu ederdi ama ne yönden bakarsa baksın asla uyuşamayacağı biriydi bu.
Yine de karşısındaki kendisinden üst mertebede bir hanımefendiydi.
Ortamı germeden reddetmek için kelimelerini seçmeye çalışırken, Dorothea elini uzattı.
Nix’in tuttuğu tasmayı alıp doğrudan adamın boynuna takıverdi.
Zincir aracılığıyla her iki tasma da birbirine bağlanmış, ortaya tarifi zor bir manzara çıkmıştı.
"Bir kez olsun, hayalimdeki erkekle böyle bağlanmayı çok istemiştim."
Vecd içinde bu sözleri söyleyen Dorothea’nın önünde Nix’in soğuk terleri bir türlü durmak bilmiyordu.
'Bu kesinlikle olmaması gereken biri yaaa!!'
İçinden Leon’a bildiği tüm küfürleri savuran Nix, bir yandan da bu durumdan kurtulmanın yollarını hararetle arıyordu.
"İmkansız! Kesinlikle imkansız!"
İkinci görüşmeyi bitiren Nix, benimle bir strateji toplantısı yapıyordu.
Hedef, Dorothea-san ile olan bu evlilik işini kazasız belasız reddetmekti.
Dorothea-san’ın Nix’e bakışları tutku doluydu; sanki bir avcı gibi avına kilitlenmişti.
Onu asla elinden kaçırmayacağına dair güçlü bir irade hissediliyordu.
"Karşılıklı tasma takıp, o gerilimi canlı tutan bir çift olmak mı? Tam senin idealinin tersiymiş abi. Artık pes etsen mi?"
Yumruğunu havaya kaldıran Nix’in karşısında ellerimi kaldırıp teslim olma pozu verdim.
"Tamam, gel konuşalım. Bu noktada soylu cemiyetini iyi bilen Angelica’nın yardımına ihtiyacımız var."
Angelica’ya döndüğümde, Nix’e karşı biraz mahcup görünüyordu.
"Ben de işin bu kadar iyi gideceğini tahmin etmemiştim. Yardım etmek isterim ama konu bu kadar dallanıp budaklanınca toparlaması zorlaşıyor. Nix-dono, aslında Dorothea ile evlenme seçeneğini de bir düşünsen mi?"
Nix kafasını defalarca sağa sola sallayarak sertçe reddetti.
"İmkansız!"
"Dorothea bu kadar hevesli olmasaydı reddedebilirdik tabii."
Angelica’nın ilk planına göre, bu sadece bir tanışma görüşmesi olduğu için reddetmekte sorun yoktu. Nix istemediği sürece geri çevirebilirdi.
Ancak Dorothea-san bu işe yüreğini koymuştu bir kere.
"Sıkıntılı bir durum. Dorothea, ailesinin gücünü kullanarak resmen görücü usulü evlilik teklifinde bulunacaktır. Roseblade ailesi bir kez ciddileşirse, kaçacak delik bırakmazlar."
Kızları Dorothea-san’ı evlendirmek için bir Kont ailesi tüm gücünü seferber edecekti.
Ağzımdan asıl düşüncem kaçıverdi:
"Tüm gücünü kullanan bir Kont ailesi mi? Korkunç..."
Bunu duyan Nix, gözleri dolu dolu yakama yapıştı.
"Hepsi senin suçun! Neden ben bir Kont ailesinin hedefi haline gelmek zorundayım!?"
"Hedef alınan canın değil, namusun canım."
Güzel bir kadının namusuna göz dikmesi büyük ödül sayılır diye başparmağımı kaldırınca, sessizce boğazıma sarıldı.
Biz kardeşlerin bu atışmasını izleyen Livia, elini alnına koyup iç çekti.
"İşler iyice karıştı, değil mi?"
Angelica da pişman olmuş gibiydi.
"Müdahale etmesem de kendi kendine çözülür diye boş bıraktım, hataydı. Fakat bu evlilik aslında kötü bir teklif değil."
Angelica’nın sözlerini duyan Nix duraksadı ve ben de serbest kaldım.
Boğazımı tutup öksürürken Luxion yanıma yaklaştı.
'Bunu hak ettiniz.'
"Sadece küçük bir şaka yapayım demiştim. Ondan ziyade, kötü bir teklif değil derken neyi kastediyorsun? Abim için tam bir felaket gibi görünüyor ama?"
Sessizce defalarca kafa sallayan Nix’e, Angelica biraz sıkıntıyla açıkladı:
"Bireysel fikirleri bir kenara bırakırsak, ailelerin birleşmesi açısından fena sayılmaz. Roseblade ailesi köklülerin en köklüsüdür. Hem maddi güçleri hem de otoriteleri var. Böyle bir aileyle bağ kurarsan, gereksiz pek çok dertten kurtulursun. Tabii beraberinde getireceği kendi dertleri de olacaktır ama..."
Angelica’nın bahsettiği o "gereksiz dertler", gelecekte Bartfalt ailesinin etrafına üşüşecek olan çıkarcı insanlardı.
Böyle bir durumda Roseblade ailesinin ismi, kötü niyetli kişilere karşı bir kalkan görevi görecekti.
Nix bu sözleri duyunca düşüncelere daldı.
"Ailem için iyi mi olur dersiniz? Hayır, ama... Sırf bunun için evlenmeye karar vermek biraz..."
Ailesini korumak için evliliği düşünse de, taşra soyluları soylu cemiyetine iyi ya da kötü yönden uzaktı.
Asgari kurallara uydukları sürece özgürce yaşayabiliyorlardı.
Güç savaşlarından tamamen azade sayılmazlardı ama asıl kurtlar sofrasındaki soylularla kıyaslandığında oldukça huzurlu bir ortamdaydılar.
Ailesi için evlenmeyi düşünüyordu ama kendi mutluluğu da önemliydi... Diye düşünürken Nix şaşırttı:
"Ona aşık olan kişi ben değilim, o bir sahteye aşık oldu. Benimle evlense bile sonunda kandırıldığını düşünecek. Ailenin çıkarı için evlenip, sevgisiz bir yalanın içinde kalması çok acımasızca değil mi? Sırf ailemin menfaati için ona bunu yaşatamam."
Nix’in asıl derdi, anlaşılan Dorothea-san’ın iyiliğiydi.
"Abi..."
Karşı tarafı bu kadar düşüneceğini tahmin etmemiştim.
Luxion bana seslendi.
'Erkişi bir ağabeyiniz var. Oysa efendim, siz gereksiz işler peşinde koşup onu zor duruma düşürdünüz. Her iki tarafa da saygısızlık ettiniz. Belki biraz pişmanlık duyarsınız?'
"Zayıf noktamdan vurmasana! Tamam, kabul ediyorum, pişmanım işte."
Karşı taraf ondan nefret etsin diye geçilmemesi gereken o sınırı geçtiğim bir gerçekti.
Nix derin bir nefes alıp bize zoraki bir gülümsedi.
"Sizi de zahmete soktum. Gidip özür dileyeceğim. Birkaç yumruk yemeyi göze aldım, en azından öfkesini sadece benden çıkarmasını rica ederim."
"Abi, ben de gelip özür dileyeyim."
"Sen gelirsen işler daha da sarpa sarar, kalsın. Yine de benim için çabaladığın bir gerçek. Ama bundan ders çıkaracaksın! Anlaştık mı?"
Ne derse desin, gerçekten nazik biri.
Aile olmak gerçekten harika bir şey.
Tabii kız kardeşler hariç.
Akşamüstü, bahçede.
"Sonuçta abime bela olmaktan başka bir işe yaramadım."
Derin bir iç çeken benim yanımda, Luxion ve tekerlekli sandalyesindeki Noel vardı.
Anjel ve Livia, Nix'e eşlik ediyorlardı.
Görünüşe göre, Dorothea-san'dan özür dilerken Anjel yanlarında olursa, karşı tarafın aşırıya kaçan bir tepki veremeyeceğini düşünmüşlerdi.
Anjel'e bile arkamı toplattırmış oldum.
İşler sarpa sararsa ondan yardım istemeyi planlıyordum ama durum gerçekten buraya varınca insan ister istemez üzerine çokça düşünüyor.
Luxion, bu yıkılmış halime hayretle bakıyordu.
'Bu kadar dert edecekseniz en başından yapmasaydınız ya. Dışarıya karşı dişli bir tavır sergileyip, aslında bir sorun çıktığında böyle kararacak mısınız? Gerçekten çekilmez birisiniz.'
"Benim de bir vicdanım var, pişmanlık duyabiliyorum herhalde."
'Biraz daha sağduyulu hareket etmenizi dilerdim.'
"Aptal birinden imkansız şeyler istiyorsun. Zaten bunu yapabilseydim şu an bu kadar uğraşıyor olmazdım."
Bahçedeki çiçekliğin kenarına ilişmiş Luxion ile konuşurken, Noel beni neşelendirmeye çalıştı.
"Deirdre-san seni affettiğine göre artık bu kadar üzülmene gerek yok, değil mi?"
"Onu kırdım ama."
Olaydan hemen sonra Deirdre Senpai'ye durumu anlatmıştım.
Tasmalı o halimin gerçek kişiliğim olmadığını, bunun sadece bir görücü usulü buluşma olduğunu sanıp işi berbat etmek istediğimi söylemiştim.
Deirdre Senpai ise, "Böyle beceriksizce bir oyun sergilemek yerine dürüstçe söylemenizi tercih ederdim," dedi.
Özürlerimi kabul etti etmesine ama yüzünde o kederli ifade kalmıştı.
Deirdre Senpai'ye önceden bir açıklama yapmalıydım.
Anjel ise bana, "Bu başarısızlığı bir sonraki sefer için ders olarak kullan," dedi.
Zaten en başından beri başarısız olacağımı biliyormuş.
Bana bir başarısızlık tecrübe ettirirse, bunun canımı yakacağını ve bir dahaki sefere daha dikkatli olacağımı düşünmüş.
Bir bakıma, karşımızdaki kişi tanıdık olan Deirdre Senpai olduğu için yapılabilecek bir hamleydi bu.
Ancak bundan sonra onlarla normal bir ilişki kurabileceğimi sanmıyorum.
Dorothea-san'a karşı çok büyük saygısızlık ettim.
Gerçi Deirdre Senpai, her iki tarafın da hatalı olduğunu, bu yüzden olanları unutacağını söylemişti ama yine de içim rahat değil.
Beni teselli etmek için durmadan konuşan Noel'in yanına, malikaneden Collin geldi.
"Noel abla! Akşam oldu, hava soğuyacak. Hadi artık odaya dönelim."
Collin hemen Noel'in arkasına geçip tekerlekli sandalyeyi itmeye başladı.
"Biraz bekle. Leon ile hala konuşacaklarım var."
Noel, Collin'den beklemesini istese de hava gerçekten serinlemeye başlamıştı.
Güneş battıktan sonra hava keskinleştiği için Noel'in içeri girmesinin daha iyi olacağına karar verdim.
"Sorun değil. Collin, Noel'e eşlik et."
"Sen bana bırak!"
Tekerlekli sandalyeyi iten Collin, Noel'e karşı oldukça nazikti.
"Hadi gidelim Noel abla."
"Seni de hep yoruyorum, kusura bakma Collin."
"Yo, hayır! Be-ben de istediğim için yapıyorum, o yüzden sorun yok."
İkisinin gidişini izlerken, Collin'in eskisinden daha da serpildiğini fark ettim.
"Collin de büyüyor."
'Hem fiziksel hem de zihinsel olarak sağlıklı bir şekilde geliştiği kanaatindeyim. Siz de biraz büyümeye ne dersiniz Efendim?'
"Büyümek sadece istemekle olsaydı, kimse zorluk çekmezdi."
Ertesi gün limanda tuhaf bir atmosfer vardı.
"Her şey için teşekkürler. Sonucun böyle bitmesi beni üzdü."
Dorothea-san ailemize karşı selam verip eğildikten sonra Roseblade ailesinin uçan gemisine doğru yöneldi.
Bakışlarını yere indirmiş, gözleri yaşlı bir halde, etrafındaki hizmetçilerin eşliğinde yüzümüze bile bakmadan gemiye bindi.
Nix ona gerçeği söylediğinde, Dorothea-san gözyaşlarına boğulmuş.
Onun o bitkin hali içimi parçaladı.
Roseblade ailesinin hizmetçileri ve şövalyelerinin Nix'e attığı bakışlar ise oldukça sertti.
Nix'in yanında dururken kısık sesle konuştum.
"Neden benim adımı vermedin ki?"
"Abinin de bir onuru var. Senin arkana saklanmak çok acınası olurdu, değil mi?"
Bunu söyleyen Nix, Dorothea-san'ı yolcu ettikten sonra limandan ayrıldı.
Onun yerine yanıma Anjel yaklaştı.
"Söylediklerini harfiyen ciddiye alma. Nix-dono, senin başını ağrıtmamak için planından bahsetmemiş. Deirdre de bunu duyunca sessiz kalmayı seçmiş."
"Benim için mi?"
"Nazik bir abin var. İstesen de bulamayacağın türden biri. Leon, ailene sahip çık."
Roseblade ailesinin uçan gemisi limandan ayrılıp uzaklaştı.
Deirdre Senpai de sonuç olarak benimle tek kelime etmemişti.
"Çok şey kaybettim..."
Düşüncesizce hareket etmemin bedeli olarak çok şey yitirmiştim.
Anjel araya girdi:
"Zaten reddetseydin de aranız açılacaktı. Karşı taraf da bunu göze almış olmalıydı."
Roseblade ailesinin uçan gemisi.
Gemi içindeki bir odada Deirdre, Dorothea'yı teselli ediyordu.
"Tesadüfler ne kadar korkunç olabiliyor, değil mi?"
"Öyle..."
"Şu an sana 'takma kafana' dememin bir faydası olmayacak sanırım."
"Öyle..."
"Erkek dediğin gökteki yıldızlar kadar çoktur. Belki de onların arasında hayallerindeki o beyefendi vardır."
"Yeter artık..."
Yatağa uzanmış, yastığına sarılmış olan Dorothea, sırtını Deirdre'ye dönmüştü.
Sonra içindekileri döktü:
"Artık hayallerin peşinden koşmayı bırakacağım. Eve dönünce babama söyle; beni istediği gibi siyasi bir evlilik için kullanabilir. İstediğim şeyi elde edemeyeceksem, hiçbir şeyin olmaması daha iyi."
Deirdre, ablasının bu halini görünce durumun ciddi olduğunu anlayıp iç çekti.
'Sadece düzgünce reddetseydi ne kadar iyi olurdu.'
Leon'un o tuhaf planı yüzünden işler iyice kördüğüm olmuştu.
Deirdre, artık Bartfalt ve Roseblade aileleri arasında bir bağ kurulmasının imkansız olduğunu düşünüyordu.
'Ama bu onlarla düşman olacağımız anlamına da gelmez... Gerçekten başımıza iş açtın.'
Şu anki Roseblade ailesinin, Bartfalt ailesinden intikam alma gibi bir niyeti yoktu.
Leon'un arkasında Dük Redgrave'in olması bir dertti ama asıl sorun Leon'un kendisiydi.
'Babama bir süre ablamın üzerine gitmemesini söylesem iyi olacak.'
Deirdre odadan çıkmak üzereyken, bir şövalye telaşla içeri daldı.
Normalde bu büyük bir nezaketsizlikti ancak şövalyenin o halinden Deirdre bir acil durum olduğunu sezdi.
"Neler oluyor?"
"Hava korsanları! On gemiden fazlası üzerimize geliyor!"
"On gemi mi? Nasıl olur da bu kadar çok korsan burada olabilir?!"
Üzerinde Roseblade hanedan armasını taşıyan uçan gemi, hava korsanlarının saldırısı altındaydı.
"Leon-sama, lütfen artık kendinize gelin."
Yolcu etme işini bitirdikten sonra oturma odasındaki koltuğa uzanmış, kara kara düşünüyordum.
Hizmetçi kıyafeti içindeki Yumeria-san, bu çökmüş halimi görünce endişelenmişti.
Noel de tekerlekli sandalyesinde oturuyordu; kucağında ise saksısından çıkarılmış kutsal ağacın fidanı, Fidancık duruyordu.
Görünüşe göre biraz temiz hava alması için onu gezdiriyordu.
"Kendi içinde kurup durmanı anlıyorum ama artık şu tavrını değiştirsen iyi olur. Angelica-san senin için endişeleniyordu. 'Acaba üzerine çok mu gittim' diye."
Yıkılmış halimi gören Angelica bile aşırıya kaçtığını düşünüp pişmanlık duyuyormuş.
Bana deneyim kazandırmak için beni kollayan Angelica'yı endişelendirmek hiç istemediğim bir şeydi.
"Endişelenmesine gerek yoktu aslında."
"Olur mu öyle şey, tabii ki endişelenir. Madem öyle, neden bu ufaklığın güneş banyosuna eşlik etmiyorsun?"
Noel, Fidancık'ı iki eliyle tutarak bana doğru uzattı.
"Fidancık'ın mı?"
Yumeria-san ellerini kenetleyip gülümseyerek araya girdi.
"Evet! Bu ufaklık için aslında dışarısı çok daha iyi. Fakat her yere dikilemeyeceği için şimdilik onu böyle ara ara dışarı çıkarıyoruz."
Fidancık kutsal bir ağaç olduğu için öyle rastgele bir yere dikilemezdi.
Çalınmasından korkulması bir yana, dikildiği yere göre gelecekte mülkiyet ve hak iddiaları gibi sorunlar doğurabilirdi.
Bu yüzden şimdilik bu dar saksıda sabretmek zorundaydı.
"Fidancık'ı dikecek bir yer mi arasam acaba?"
Boş vaktim olduğu için Luxion'u da yanıma alıp aramaya çıkmayı düşünürken, malikanenin içi bir anda hareketlenmeye başladı.
"Ne oluyor?"
Ayağa kalkıp koridora çıktığımda, normalde limanda olması gereken memurlarımızdan birini gördüm.
Evrak işlerinden sorumlu bir memur gibi görünüyordu; eski dünyamdaki ofis çalışanlarını andıran, beyaz gömlek üzerine siyah kolluk takmış bir adamdı.
Zayıf yapılı, gözlüklü ve pek de güçlü kuvvetli olmayan biriydi.
Böyle bir adam telaşla malikaneye dalmıştı.
Şu an girişte babamla konuşuyordu.
"Hava korsanlarının sayısı on gemiden fazla mı dedin?! Roseblade ailesinin hava gemisi güvende mi?"
"E-evet! Roseblade ailesinin şövalyelerinden biri zırhıyla limana acil iniş yaptı. On gemiden fazla korsan tarafından kovalanıyorlarmış, yardım istiyorlar!"
Memurun üstüne yürüyen babam, duydukları karşısında yüzünü ekşitti.
Bizimki gibi taşradaki baron hanelerinin savaş gemisi sayısı oldukça azdır.
Tek bir geminin bile bakım masrafları devasa boyutlardadır.
Ancak son zamanlarda para kazanmaya başlayan Bartfalt hanesi, filosunu genişleterek askeri gücünü artırmıştı.
Yine de elimizde sadece üç gemi vardı.
Kendi sayımızın üç katından fazla düşmana meydan okumak düpedüz delilikti ama yardım isteyen Roseblade ailesiydi.
Onları burada görmezden gelmek büyük hata olurdu.
Babam bu zor kararı vermeye çalışırken yanına yaklaşıp söze girdim.
"Bana koordinatları verin, Einhorn ile yardıma giderim."
Aniden sesimi duyan babam, sadece vücudunun üst kısmını döndürerek şaşkınlıkla bana baktı.
"Leon? Hayır, ama sen gidersen sorun olmaz mı?"
Babam Einhorn'un hızını biliyordu.
Yine de bir sebepten ötürü tereddüt ediyordu.
"Hayır, olmaz. Her neyse, hemen adamları toplayın ve kalkış hazırlıklarını yapın!"
"Emredersiniz!"
Memur hızla dışarı fırlarken babamın önünü kestim.
"Neden baba? Benim gitmem çok daha hızlı olur!"
"Sen biraz çevrene baksan nasıl olur?"
Babam malikaneden çıkarken bakışlarını arkama yöneltti.
Döndüğümde orada duran kişi Livia'ydı.
"Yine mi savaşacaksınız?"
Livia, aşırı endişeli bir ifadeyle başını öne eğmişti.
"Livia? Merak etme, bir şey olmayacak. Luxion yanımda, Einhorn ile o korsanları darmadağın ederim. Arroganz da yanımda, o yüzden rahat ol."
Livia başını kaldırdı ama yüzündeki bulutlar dağılmamıştı.
"Artık dinleneceğinizi söylemiştiniz, değil mi?"
"Ama Deirdre Senpai tehlikede..."
Birkaç kişinin ayak sesleri duyuldu; Luxion ile birlikte Angelica ve diğerleri gelmişti.
Clarice Senpai de oradaydı.
Angelica aceleyle gelmiş olmalı ki nefesi biraz düzensizdi.
"Leon, sen gitme. Limanda bizim ve Atree ailesinin hava gemileri var. Toplamda dört gemimiz var ama Baron'un kuvvetleri de eklenirse bir çaresine bakılır."
Beni göndermek istemeyen sadece Angelica değildi, Clarice Senpai de aynı fikirde görünüyordu.
"Roseblade ailesi güçlüdür. Korsanlara öyle kolayca yenilmezler. Atree ailesi de yardım edecek, o yüzden sen dinlen Leon-kun."
"Hayır, gideceğim. Böylesi daha çabuk biter."
Redgrave hanesi, Atree hanesi ve şu an korsanlarla savaşan Roseblade hanesi... Hepsi de Holfort Krallığı'nın köklü aileleriydi.
Askeri güçlerine önem verdikleri ve güvenilir oldukları bir gerçekti.
Ancak ben gidersem bu iş çok daha kolay çözülürdü.
"Deirdre Senpai ve diğerlerini çok uğraştırdım. Hem bu vesileyle onlardan özür de dilemiş olurum."
"Bekle seni dik kafalı!"
Angelica elimi tutmaya yeltenirken, koridoru koşa koşa geçen Ni克斯 yakamı kavrayıp beni duvara yapıştırdı.
"Abi?"
Nix, kaşlarını çatarak bana dik dik baktı.
"Leon, yardım et. Gücüne ihtiyacım var."
"Ha? Şey, zaten şimdi çıkacaktım."
"Onu ben kurtaracağım. Dorothea Hanım'ın meselesini ben halledeceğim. Senin hava gemini ödünç almak istiyorum."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.