Savaşın sonu görünmüştü. Yenilgiyle mühürlenmiş bir son.
Durum ne kadar umutsuz olursa olsun, üsse hâlâ savaşçılar sevk ediliyordu. Doğrudan düşmanla çarpışmak için üretilmiş Savaşçılar.
Teğmen, kızlardan birine göz gezdirirken sorusunu yöneltti: "Bu da kim?"
Kızın uzun, narin kulakları ve büyüye karşı belirgin bir yatkınlığı vardı. Fakat bir fiyaskoydu, kusurlu bir üretim. Kendisinden beklenen güçleri sergileyemediği için ayak işlerini halletmek üzere buraya, bizim yanımıza sürülmüştü.
"Bunlara 'elf' deniyor, insan formunda tasarlanmış birer silah. Bu kız standartlara ulaşamadığı için ayak işlerine baksın diye yanıma verildi."
Kız başını hafifçe bize doğru eğdi.
Teğmen, lafın nereye gittiğini anladığında gözleri derin bir hüzünle doldu. "Anlıyorum... Demek öyle. Demek bu kadar ileri gittiler ha?"
"Aynen öyle. Yine de bu elfler cephede gayet iyi iş çıkarıyor. Zaferlerimize katkıları büyük."
"Eminim öyledir." Teğmen durumdan hiç memnun görünmüyordu. Elf kızın bize korkuyla baktığını fark edince sesi yumuşadı: "Korkmana gerek yok. Omuz omuza verip elimizden gelenin en iyisini yapacağız, tamam mı?"
"...Evet."
Elfler, doğuştan gelen bir büyü yatkınlığıyla geliştirilmişti. Yarı insan yarı canavar nesiller ise yüksek fiziksel Güç ile donatılmış, en acımasız çevre koşullarına bile uyum sağlayacak şekilde tasarlanmıştı. Her iki tür de yıllardır uzayıp giden bu savaşın birer silahı olduğundan, insanlardan çok daha uzun bir ömre sahiptiler. Cephede insanlardan daha güçlü, daha dayanıklıydılar ve bölükler halinde ön saflara sürülüyorlardı. Henüz tüm bu üstün niteliklerine rağmen, yeni insanları alt etmeyi başaramamışlardı.
Eski insanlar, geçici zaferler elde etme uğruna cepheye sürmek için bu silahlardan her geçen gün daha fazla üretti. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, insanlığın kayıpları kazançlarını günden güne gölgede bırakıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.