Veda Vakti

Serge'in darbe girişiminin üzerinden neredeyse bir ay geçmişti. Bu süre zarfında cumhuriyet, nispeten de olsa sükûnetine kavuşmuştu. Lespinasse ailesinin eski bölgesi devasa kayıplara uğramış, Altı Büyük Hanedan'ın mülkü olan diğer altı bölge ise bu yıkımdan hiç yara almadan kurtulmuştu.

Asıl büyük mesele, soyluların amblemlerini kaybetmesiydi. Bu amblemler olmadan askeri teçhizatlarını kullanamıyorlardı. İşi biraz olsun kurtaran tek şey, yeni Kutsal Ağaç'ın sunduğu enerjinin ucundan kıyısından yetiyor oluşuydu.

Cumhuriyet, Bay Albergue'in önderliğinde yeni bir yönetim sistemi kurma telaşındaydı. Bize gelince, Holfort Krallığı'na dönmemiz için emir çoktan gelmişti. Yeniden yapılanma çalışmalarına destek olmak için her türlü angarya işe koşturmuştuk fakat ayrılışımızla birlikte buradaki mesaimiz de nihayete erecekti.

Biz Einhorn'u dönüş yolculuğu için hazırlarken, kocaman bir kalabalık bizi uğurlamaya geldi. Julius, tezgâhında çalıştığı yaşlı adamla samimi bir şekilde el sıkışıyor, Brad ise sahne aldığı tiyatronun yöneticileriyle neşeli bir sohbetin belini kırıyordu. Chris'in etrafını happi ceketli, peştemallı adamlar sarmış bağıra çağıra bir şeyler söylüyordu ama ne dediklerinden tek bir kelime bile anlamıyordum. Greg ise kendisi gibi kas meraklısı bir grubun arasına karışmış, hâlinden gayet memnun görünüyordu.

Etrafta tek bir kadın bile yoktu... Ama bizim çocukların keyfi yerindeydi işte.

Jilk'e gelince, bir sürü zengin başına üşüşmüş el üstünde tutuyordu herifi. Milletin parasını çarçur etmeye çalışırken tesadüfen antik sanata ait özgün ve nadide eserlerden oluşan bir hazine bulmuş, bu sayede hepsinin saygısını kazanmıştı. Gerçek bir sahtekâr olduğu düşünülünce, kaderin cilvesi dedikleri şey tam olarak buydu herhâlde.

Bir de ben vardım tabii. Buraya geldikten sonra edindiğim arkadaşım Jean, bana hediye etmek için bir uğur getirmişti. "Lütfen bunu kabul edin, Kont Hazretleri. Memleketimden getirmiştim."

Desenli iplerin birbirine örülmesiyle yapılmış, dostluk bilekliğini andıran bir şeydi. Sol bileğime bağladım. "Teşekkür ederim," dedim.

"Akademideki diğerleri de gelip sizi uğurlamak istiyordu ama ortalık şu an öyle yoğun ki... Onların temsilcisi olarak ben geldim."

Başımı salladım. "Anlıyorum. Eminim hepsinin başından aşkın işi vardır."

"Şey... Kont Hazretleri, tüm bunlar bittiğine göre muhtemelen sizin de yüzleşmeniz gereken kendi sıkıntılarınız olacaktır. Umarım dik durursunuz!"

Cumhuriyet'te böyle iyi bir dost edinmiş olmak içimi rahatlatmıştı. İkimiz bir süre lafladık, derken Lelia göründü; Clement da hemen arkasından geliyordu. Kalabalığın arasından fısıltılar yükseldi, Lelia doğrudan yanıma gelebilsin diye bir yol açıldı. Jean bize yer açmak adına nezaketle geri çekildi.

Omuzlarım çöktü. "Bir rahibenin böyle curcunalı bir kalabalığın arasına karışması doğru mu ki?"

Lelia, sağ elinin sırtındaki amblemle birlikte artık Cumhuriyet'in Rahibesi'ydi. Onların yeni umut sembolüydü.

"Tam da bu yüzden buradayım. Kurtarıcıma minnetimi sunmaya geldim." Bir an duraksadıktan sonra devam etti: "Aslında, biraz konuşabilir miyiz? Marie ile de görüşmek istiyorum."

"Öyleyse geminin içine geçelim, ne dersin?" diyerek içeriye buyur ettim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.