Odada dört kişi birlikte oturuyorduk: Luxion, Marie, Lelia ve ben. Japonya'dan reenkarne olan biz üçlünün bir daha ne zaman böyle baş başa konuşma fırsatı bulacağını kestirmek imkansızdı. Her birimizin hesaba katması gereken kendi konumları vardı ve bu durum gelecekteki buluşmalarımızı bir hayli zorlaştıracaktı.
Lelia sahte bir gülücük kondurdu yüzüne. "Gerçekten rezil bir durum. Tüm bu hengamede en büyük yük, en gereksiz ayak bağı ben oldum. Aklamın yaraları o kadar ağır ki bir süre hareket bile edemeyecek. Bu sırada Cumhuriyet delik deşik oldu, kendini toparlamakta bile zorlanıyor."
Marie ellerini ceplerine sokup başını öteye çevirdi. Bu huysuz tavrı Lelia'ya duyduğu nefretten değil, Lelia'nın seçtiği yola karşı duyduğu hoşnutsuzluktan kaynaklanıyordu.
"Ne yani, rahibe olman için bu geçerli bir sebep mi?" diye hırladı Marie. "O makamın ne kadar baş belası bir şey olduğunu biliyordun. Niye kabul ettin ki?"
Etraflarındaki dünya paramparça olduktan sonra her şeyi yeniden toplamaya çalışanlar için rahibe, bir umut simgesiydi. Bütün bir ülkenin yüzüydü. Bu konum beraberinde muazzam bir yük getiriyordu; bu yüzden Lelia'nın kendi hür iradesiyle bunu seçmesi akıl almazdı. Onun yerinde olsam asla böyle bir şeye kalkışmazdım.
"Ablamın elinden her şeyini çaldım. En azından onun yerine rahibe olarak bunu bir nebze olsun telafi edebilirim. Hesapları kapatmamın tek yolu bu."
Marie başını iki yana salladı. "Rahibe olunca istediğin kişiyi sevebilecek özgürlüğe sahip olacağını mı sanıyorsun? Yok anacım, sen kendine bayağı berbat bir kart çekmişsin. Başka izahı yok."
Darbe girişimi ve etrafında dönen tüm o dolaplar Cumhuriyet'i dize getirmişti. Yeniden yapılanma uzun ve çetin bir yol olacaktı. Rahibe olarak Lelia'nın omuzlarına devasa bir sorumluluk binecekti. Ülkesi için çalışmak, ülkesi için evlenmek ve tüm bunları yaparken özgürlüğünün neredeyse tamamından feragat etmek zorundaydı.
"Aptalın tekisin," dedim kestirip atarak. "Fırsatın varken ülkeden kaçmalıydın."
Luxion o her zamanki soğukkanlı tonuyla söze girdi. "Herkes sizin gibi sorumluluklarından tereyağından kıl çeker gibi sıyrılamıyor usta."
"Kapa çeneni be. Ben ne zaman sorumluluktan kaçmışım?"
"Nişan töreninizi hatırlatmak isterim..."
"Bu konu burada kapanmıştır, çok teşekkürler!"
Sözünü tam orada kesmeye karar verdim. Beni çok fena köşeye sıkıştırmıştı.
Lelia gözünü ayırmadan doğrudan bana baktı. "Ablama iyi baksan iyi edersin. Bundan sonra gönlünce yaşamasını istiyorum. Önündeki yolun çetin olacağını biliyorum ama sizinle olduğu sürece içim rahat edecek."
"Emin misin?"
Seçtiği yol, dışarıdan bakanların düşündüğü gibi özenilecek bir şey değildi.
"Benim yüzümden o kadar çok insan acı ve sefalet çekti ki... Yaptıklarımın kefaretini ödemek için hiçbir şey yapmazsam gerçek bir insan müsveddesi olurum. Ablama selamlarımı ilet, olur mu? Cumhuriyet'i dert etmemesini, sadece kendi mutluluğuna odaklanmasını söyle." Lelia konuşurken yüzünde sanki bir ruhun gölgesi geziniyordu.
Marie kaşlarını çattı. Bir insanın neden böyle bir tercihte bulunacağını aklı almıyordu. "Neden Noelle adına böylesine ağır bir yükü sırtlanasın ki?"
"Bu benim lanetim."
"Lanet mi? Ne laneti?"
"Onu size başka zaman anlatırım," dedi Lelia. "Her neyse, siz gidiş hazırlıklarını tamamladınız mı?"
"Bana valizleri toplayıp defolmamı söylemene kalmamıştık zaten! Hıh." Marie duraksadı, göz ucuyla bana baktı. "Şey, abi?"
"Ha?"
"Böyle olmasından gerçekten memnun musun?"
İçindeki asıl endişeyi hissedebiliyordum. En başından beri Cumhuriyet'e gelmemizin doğru bir karar olup olmadığını sorguluyordu. Cevap vermedim, benim yerime kapsamlı açıklamayı Luxion yaptı.
"Siz ve usta burada olmasaydınız da buradaki sorunlar eninde sonunda patlak verecekti. Hatta mevcut durumun diğer seçeneğe kıyasla çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim, özellikle de hepiniz için. Mutlu bir son olmayabilir ama kötü bir sondan çok daha evladır." Normalde sadece iğneleyici laflar eden bir yapay zekaya göre oldukça nazik bir teselli cümlesiydi bu.
"Omuz silkip bunu öylece kabul etmek benim için o kadar kolay değil ama neyse." Marie tam anlamıyla tatmin olmamıştı fakat hoşnutsuzluğunu sineye çekip zihnini kurcalayan diğer meseleye odaklandı; yani her şeyden önce, darbeden hemen önceki o buz gibi Luxion ile olan ilişkime. "Bu arada, sormam lazım... Siz gerçekten en başından beri Ideal'dan şüpheleniyor muydunuz?"
"Çok fazla şüpheli hareketi vardı. Sezgilerimi hafife alma."
"Hı-hı, ya sezgilerin çuvallasaydı? O zaman ne olacaktı?"
Omuz silktim. "Hiç."
"Yani sırf bir hisse dayanarak birbirinizin boğazına sarılıyormuş gibi mi davrandınız?"
Luxion lafa karıştı. "Ideal'ın bizi dinliyor olma ihtimali vardı."
Marie öfkeyle çıkıştı. "O zaman bana daha önce haber verseydiniz ya! Ben de gerçekten kavga ediyorsunuz sandım!"
Dürüst olmak gerekirse hepsi de rol değildi. "Ben daha çaktırmadan halletmeyi planlıyordum. Ama bu kütük söylediği laflarla sürekli damarıma bastı," diye söylendim.
"Usta'ya duyduğum öfke tamamen gerçekti. Bu sefer sessiz kalmamayı seçtim ve eleştirilerimin bir kısmını dile getirdim... Şöyle bir yüzde otuzunu falan?"
Gözlerimi ona diktim. "Affedersin, ne demek oluyor o? 'Yüzde otuz' mu? Benden gerçekten nefret ediyorsun, değil mi?"
"Benim hatam. Gerçekten sizden hoşlandığım izlenimine mi kapılmıştınız? Bu kabarmış egonuz gerçekten endişe verici."
"Bana sürekli dırdır eden sensin. Bir kez olsun kendini benim yerime koysana, ha? Ya da en azından Ideal gibi temel bir nezaket kuralına uyuyormuş gibi yap!"
Luxion'ın tek gözü, sanki başını iki yana sallıyormuş gibi bir sağa bir sola kaydı. "Böylesi bir sahtekarlığa düşmeyecek kadar dürüstüm."
"Dürüst bir yapay zeka ustasına bebek gibi sürekli mızmızlanmaz!"
İkimiz atışırken Marie'nin omuzları çaresizce çöktü. "Tencere yuvarlanmış seninki kapak misali, tıpa tıp aynısınız."
"Nereden çıkarıyorsun bunu?!"
"Marie bizim hakkımızda ciddi bir yanılgı içinde gibi görünüyor. Fikrini tez vakitte revize etmesini şiddetle tavsiye ederim."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.