Güverteye çıktığımda Louise Hanım beni bekliyordu.
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu,” dedi.
“Öyle oldu.” Yaklaşık bir aydır yüzünü görmemiştim. Bu süre boyunca ikimiz de başımızı kaşıyacak vakit bulamamıştık; haftalar su gibi akıp geçmiş, tek bir kez bile denk gelememiştik. Serge ile yaşanan o nahoş mesele de tuzu biberi olmuş, aramızdaki havayı daha da germişti.
“Sana teşekkür etmeye geldim.”
“Teşekkür mü? Harika! Ödül olarak… Şöyle sizin gibi güzel bir kadından bir öpücük alsam hiç fena olmazdı hani!” Ortamı biraz yumuşatayım diye takılmıştım ama yaptığım espri karşısında sadece hüznünü gizleyemeyen mahzun bir gülümsemeyle yetindi. Şakamın boşa düştüğünü anlayınca hafifçe öksürdüm. “Öhöm. Şaka yapıyordum tabii.”
“Farkındayım. Geçen bir yıl içinde seni bayağı iyi tanıdım. Fakat zamanında sende nasıl erkek kardeşimin gölgesini görebildiğime hâlâ şaşıyorum. Benim Leon’um ayakları yere çok daha sağlam basan, beyefendi bir çocuktu.”
Aşk olsun ama! Ben de usta kabul ettiğim adam kadar kusursuz bir beyefendi olmaya çalışıyordum şurada.
“Terbiyesiz bir ailede yetiştim herhalde, kusura bakmayın,” diye mırıldandım.
“Kabahat yetiştirilme şeklinde değil, bizzat kendi mizacında bence. Oldukça huysuz, çekilmez bir kişiliğin var.”
Mizaç demek? Haklılık payı olabilir tabii. Buralardaki sıradan insanlara kıyasla hayata biraz daha bıkkın baktığımı ben de seziyordum; muhtemelen önceki hayatımın anılarıyla reenkarne olmanın getirdiği bir yan etkiydi bu. Ama altı üstü bir tık daha bıkkındım. Çok değil.
Louise Hanım bakışlarını yere indirdi. “Şey… Son bir kez daha… Bana ‘Abla’ demeni istiyorum.”
“Ha? Ben onu zaten söylememiş miydim?”
Louise Hanım başını dikleştirdi. “Söylemedin! Söylemiş olsaydın kesinlikle hatırlardım!”
Bu kadar önemli miydi yani?
Yüzüme alaycı bir gülümseme oturtup, “İçimden öyle demek gelmişti ama,” diye takıldım.
Göğsünü kabartıp yüzünü diğer tarafa çevirdi. “Çok acımasızsın. Unut gitsin. Ben gidiyorum. İyi bir hayat sürersin umarım,” diyerek hışımla arkasını döndü.
Uzaklaşan sırtına doğru elimi salladım. “Görüşürüz Abla.”
Louise Hanım olduğu yerde çakılı kaldı. Yüzü hâlâ bana dönük değildi. Vedamızı ettiğimize göre yoluma bakabilirim diye düşünüp arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Hemen arkamdan gelen ayak sesleri yankılandı. Dönüp bakmadan duraksadığım anda kollarını arkamdan boynuma doladı.
“Neden şimdi söylüyorsun ki sanki? Kendimi tutuyordum işte. Sırf ayrılmak daha da zorlaşmasın diye içime atıyordum!” Yüzünü sırtıma gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Deminden beri ne kadar da güçlü durmaya çalışıyordu oysa. Haklıydı da; bana bu kadar değer verdiğini görmek, arkamı dönüp gitmeyi katbekat zorlaştırıyordu.
Leon gibi değil de gerçek bir küçük kardeş gibi konuşabilmek için yüzümü ona dönmedim. Gözlerinin içine bakarsam yine o vurdumduymaz halime bürüneceğimi çok iyi biliyordum. “Tekrar karşılaşacağız Abla.”
“Söz ver o zaman. Eğer beni görmeye gelmezsen, yemin ederim kalkıp ben senin yanına geleceğim.”
Abla denilen yaratıkların bu kadar sevimli olabileceği kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Evdeki o kardeş kılıklı mahluku sorgulamaya başlıyordum içten içe. Belki de o tamamen farklı bir türdü? Zihnimde bu saçma düşünceleri evirip çevirirken Louise Hanım nihayet benden ayrıldı.
Tam ona doğru döndüğüm anda dudaklarıma bir öpücük kondurdu.
“Ha?” diye kalakaldım.
Louise Hanım’ın gözleri ağlamaktan kızarmış ve şişmişti ama yüzünde muzaffer bir tebessüm vardı. “İstediğin ödül buydu. Kabul etsen iyi edersin.”
Parmaklarımı dudaklarıma bastırdım. Şaşkınlıktan ne tepki vereceğimi bilemiyordum.
Louise Hanım güverteden inen rampadan yürüyüp limana doğru ilerledi. Son bir kez dönüp baktı ve neşeyle el salladı. “Bir ara mutlaka geri gel Leon!”
Ben de aynı coşkuyla el sallayarak ona karşılık verdim.
Bir ablamın olması ha? Düşünüyorum da, belki de o kadar kötü bir şey değildir.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.