Sırların Çözüldüğü An

Serge’ün cumhuriyet üzerinde hükümdarlığını ilan etmesinin üzerinden birkaç saat geçmişti. Marie, Lelia ve diğerlerini güvenli lüks daire çatısı altında ağırlamıştı; şimdi herkes mutfakta toplanmıştı. Eve yerleşir yerleşmez Marie’nin öfke patlaması yaşaması bir oldu. "Siz aptallar ne bok yediğinizi sanıyorsunuz, ha?! Serge dışarıda bu ülkenin yeni kralı olacağını ilan ediyor! Unuttuysanız hatırlatayım, planımız kesinlikle bu değildi!"

"L-lütfen sakin olun, Leydi Marie," diye araya girdi Carla.

"Üst üste geliyor her şey! Durum neden her seferinde daha da kötüye gidiyor? Ayrıca baştan anlaşalım, bu kez benim hiçbir suçum yok!" Marie elleriyle yüzünü kapayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Lelia öfkeyle onun üzerine yürüyüp çıkıştı: "Ben de en az senin kadar şaşkınım! Hem siz en başında buraya gelmeseydiniz—"

"Lelia, sen de sakin olmalısın," dedi Emile yumuşak bir ses tonuyla.

Lelia’nın omuzları aldığı her hızlı nefesle inip kalkıyordu. Gözleriyle odayı taradı, o an birinin yokluğunu fark etti.

"Leon nerede?" diye sordu ters bir sesle.

Marie, Carla ve bitkin görünen Kyle buradaydı. Beş aptal da oradaydı; gerçi Jilk ortalıkta olmadığı için aslında dört kişiydiler. Noelle, özel kutusunda duran fidanına sıkı sıkı sarılmıştı. Cordelia onlara çay hazırlamak için kısa süreliğine yanlarından ayrılmıştı ama o da lüks daire sınırları içindeydi.

Lelia’nın sorusuyla merakı uyanan Emile, Marie’ye döndü. "Kusura bakmayın, Kont Bartfort şu an başka bir yerde mi?"

Buraya geldiklerinden beri onun ne izine rastlamışlardı ne de sesine. Garip olan şuydu ki, Leon ortalıkta yokken Luxion buradaydı.

"Luxion," dedi Ideal. Sesi her zamanki neşeli ve arkadaş canlısı tonundan çok uzaktı. "Ustan nerede?"

Bu asık suratlı tepki Lelia’yı şaşırttı. Bu yapay zekanın sesini en son bu kadar alçalttığını duyduğunda, ona yalancı demişti. Karakteri tamamen değişmiş gibiydi ve bu durum onu tedirgin ediyordu. "Ideal, neyin var senin? Leon’un burada olmaması o kadar da büyük bir mesele değil."

"Leon’un buradan ayrılması normalde dikkatimi bile çekmezdi. Sorun şu ki, onun nerede olduğunu tespit edemiyorum. Bildiğim kadarıyla hâlâ buradaydı." Ideal henüz bir an önce ona Kont Bartfort diye hitap ediyordu ama şimdi tüm resmiyeti bir kenara bırakmıştı.

Grup bakışlarını Luxion’a çevirdi. Yapay zeka, "Ustam dışarı çıktı. Zaten yakında döner," diye yanıtladı.

Sanki bu sözleri bekliyormuş gibi, Leon’un umursamaz sesi ana girişten yankılandı. "Ben geldiiim!" Yanında Louise ile birlikte mutfağın kapısında belirdi.

Ideal hemen tekrar Luxion’a döndü. "Leon’un yanında neden Louise var?" Gözü parıldadı. Sesi, mümkünse bir an öncesine göre daha da gergindi. Louise’in orada bulunmasının bir şekilde işleri zorlaştırdığı iması, Lelia’nın kafasını daha da karıştırdı.

"Sorun ne, Ideal?"

Ideal onu tamamen görmezden geldi; gözünü Luxion’a dikmişti. Luxion da aynı şekilde onu tınlamayarak süzülüp Leon’un yanına gitti. "Şey... Ustamı ikna edebildiğim takdirde iş birliği yapacağımı söylememiş miydim? Onun ağzının iyi laf yaptığını konusunda seni uyardığımı sanıyordum. Onu kendi tarafıma çekmeyi başaramadım. Büyük yazık oldu, değil mi Ideal?"

Leon başparmağını kaldırdı. "İşte böyle. Senin adına üzüldüm, Ideal!"

Leon kıs kıs gülerken Ideal bir sonraki hamlesini yapmaya yeltendi. Neyse ki Noelle kelimenin tam anlamıyla ileri atıldı ve Lelia’yı yere fırlatıp üstüne kapandı.

"A-Abla?!"

Kızın şaşkınlık çığlığıyla birlikte odada bir silah sesi yankılandı. Kurşun, odanın açık penceresinden içeri süzülüp tam Ideal’ın gövdesinin ortasına isabet etti. Gövdesinden kıvılcımlar saçılırken yere yığıldı.

"Bana... ihanet ettin..." diye fısıldayabildi güçlükle.

"İhanet mi?" Luxion alay etti. "En başından beri ustamın emirlerine uyuyordum. Yumeria ortadan kaybolduğu andan itibaren bundan senin sorumlu olduğundan şüpheleniyordu."

"Hey, hey. Beni her şeyden nem kapıp komplo teorileri üreten bir zavallı gibi gösterme," diye söylendi Leon. "Ama yiğidi öldür hakkını yeme: O noktada Luxion’ı zekasıyla alt edebilecek tek kişi sendin. Doğal olarak baş şüphem haline geldin."

Ideal bunu duyduğuna şaşırsa da taşların yerine ne kadar güzel oturduğunu görebiliyordu. "Yani... En başından beri benimle oynuyor muydunuz? Aranızdaki o atışmalar ve dostluğunuzun bozulması bile oyun muydu?"

Luxion gövdesini iki yana salladı. "Maalesef bu tür atışmalar bizim günlük rutincimiz."

Ideal karşı tarafın cevabının devamını dinleme fırsatı bulamadı. Gövdesinin ortasındaki mercekten yayılan ışık söndü.

Lelia ve Emile, az önce yaşananları idrak edemeyerek dilleri tutulmuş halde kalakaldılar. Lelia sonunda kendini toparlayıp pencereden dışarı baktığında, elinde tüfekle duran Jilk’i gördü. En başından beri orada mevzilenmiş, Ideal’ı vurmak için pusuda beklemişti. Marie ve diğer aptallar onun bu rolüne hiç şaşırmış gibi görünmüyorlardı.

"Demek... Gerçekten işin içindesiniz..." diye mırıldandı Lelia.

Emile, Leon’a dönüp bağırdı: "Kendini açıkla! Ideal’a neden böyle saldırdınız?!"

Leon gözlerini kısarak yerde yatan Ideal’a baktı. "Bu işi başlatan oydu."

Noelle sonunda Lelia’nın üzerinden kalktı. Lelia ancak o zaman, kız kardeşinin onu kurşunun hedefi olmaktan kurtarmak için yere fırlattığını anladı. Noelle araya girmeseydi, kurşunun yoluna çıkabilirdi. Noelle ayağa kalktıktan sonra elini uzatarak Lelia’nın da kalkmasına yardım etti.

Lelia öfkeyle Marie ve diğerlerine dikti gözlerini. "Neden böyle bir şey yaptınız?!"

Leon cevap vermek için kılını kıpırdatmadı, Marie’nin de bir açıklama yapmaya niyeti yok gibi görünüyordu; muhtemelse o da durumun detaylarından habersizdi. Ancak hiçbirinin bir şey söylemesine gerek kalmadı. Dışarıda kopan gürültü, cevabın zaten yakında kendiliğinden ortaya çıkacağını gösteriyordu.

Jilk aceleyle odaya geri döndü. "Altesleri, dışarıda askerler toplanıyor. Üzerlerindeki ekipman bakılırsa Rachel Kutsal Krallığı’na aitler."

Julius kollarını göğsünde kavuşturdu. Bunun bir aldatmaca olabileceği şüphesiyle kaşlarını çattı. Bu askerler, Rachel Kutsal Krallığı’nın üniformalarını giymiş isyancılar olamaz mıydı? "Onlar olduğundan emin misin?"

"Evet. İsyancı ordudan da askerler vardı ama ayrı duruyorlardı. Güçlerini birleştirmiş gibi görünüyorlar."

Emile elini ağzına götürerek kendi kendine mırıldandı: "Evet, düşününce... Son zamanlarda depo bölgesinde Rachel insanlarının görüldüğüne dair söylentiler vardı. Limana sık sık askeri gemilerin yanaşıp ayrıldığı da söyleniyordu..."

Clement bunu duyunca öfkeyle kaslarını gerdi. Göğsü öyle bir şişti ki, gömleğinin iki düğmesi kopup fırladı ve biçimli göğüs kasları açığa çıktı. "Ne dedin sen?! Onların harekete geçtiğini biliyorduk da cumhuriyet buna müdahale etmek için hiçbir şey yapmadı mı?!"

"Durumu hafife aldıklarını tahmin ediyorum."

Lelia tüm bu konuşmaları dinlerken, kendi bilgisi dışında arkasından bu kadar iş dönmüş olmasını bir türlü hazmedemiyordu.

Lüks daire dışında askerler uyarı ateşi açmaya başlamıştı. Kurşunlar binanın duvarlarına isabet ediyordu.

"Herkes yere yatsın!" diye kükredi Greg. Grup aceleyle başını eğdi.

Chris daha önceden hazırladıkları silahları çıkarıp herkese dağıttı. "Zaten Holfort’un düşmanı olan Rachel askerleriyle yüzleşmek kolay olmayacak. Eğer ellerine düşerseniz kaderinizin ne olacağını kimse bilemez."

"Endişelenmeyin. O Rachel’lı aptallara bir daha böyle şakalar yapmamaları gerektiğini kesin olarak öğreteceğim," dedi Leon. Her zamankinden daha istekli görünüyordu; muhtemelen onlarla görülecek kişisel bir hesabı vardı.

"Bayağı hırslanmışsın... Bu hiç sana göre değil." Chris’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bu tepkiyi veren tek kişi o değildi; grubun geri kalanı da Leon’un bu neşeli ve istekli haline şüpheyle bakıyordu.

Luxion durumu açıklamaktan geri durmadı: "Rachel Kutsal Krallığı, Mylene’in memleketi olan Lepart Birleşik Krallığı’nın düşmanıdır. Bunu Mylene için yapıyor."

"Luxion!" diye çıkıştı Leon, yüzünü ekşiterek. "Beni böyle hemen ele verme."

Julius emekleyerek Leon’un yanına geldi ve kaşlarını çattı. "Bartfort, bir sınıf arkadaşının annene romantik duygular beslemesini izlemenin nasıl bir şey olduğunu hiç hayal ettin mi? Sayende benim hayal etmeme gerek kalmadı ve inan bana, hiç hoş bir duygu değil."

"Buna romantik duygular beslemek demeyelim, olur mu? Bu tamamen ülkeye hizmet için yapılan samimi bir eylem. Hepsi bu," diye güvence verdi Leon.

"İçindeki gizli niyetler yüzünden pek de samimi sayılmaz," diye hatırlattı Luxion. "Üstelik 'Eğer bu durum Roland’ın midesine birkaç ülser daha oturtacaksa, yapmak için bir nedenim daha var demektir!' diyen sendin."

"Luxion, kapa çeneni artık."

"Nasıl isterseniz, usta."

İkili, üzerlerine yağan kurşun yağmurunun altında şakalaşmaya devam ediyordu. Lelia ise bu sırada başını ellerinin arasına almış, korkuyla titriyordu.

Bu ikisinin nesi var böyle?! Bu tür konuşmaların sırası mı şimdi?!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.