Unutulmaz karşılaşmalarımızdan biri de üste gerçekleşti. Görevden dönmüştük. İkmal ve bakım işlemleri tamamlanana kadar bize biraz mola hakkı tanındı. Asteğmen beni üssün dışına davet etti. Dışarı çıktığımızda bizi göz alabildiğine uzanan, devasa kayalıklarla kaplı kum tepeleri karşıladı.
"Havadaki iblis özü her şeyin kırmızı görünmesine neden oluyor," diye mırıldandım.
Gerçekten de dünya sanki kızıl bir sis perdesiyle kaplanmıştı. Asteğmen özel bir uzay giysisi giyiyordu. Böyle bir koruma olmadan dışarıda hayatta kalması imkânsızdı. Toprak öyle bir değişime uğramıştı ki artık insanların burada yaşamasına imkân kalmamıştı.
"İşte oldu," diyerek içinde tek bir fidanın bulunduğu çantayı dışarı taşıdı.
"Ağaç mı dikeceksin?" diye sordum. "Bu ortamda büyüyeceğinden şüpheliyim."
"İşte bu yüzden araştırma yapmaya başlayacağım. Bu koşullarda nasıl bir bitkinin yetişebileceğini görmem lazım. Doğrusu askerliktense bu tarz işler bana daha uygun. Zaten iblis özünü emip sindirebilen bir bitki üzerinde çalışıyordum ama araştırmam tıkandı. Şimdilik bütün enerjimi bir Nuh'un Gemisi geliştirmeye harcıyorum."
"Gemi mi? Göç gemisinden mi bahsediyorsun?"
"Evet. Üst kademe bu savaştan ümidini kesti sayılır. Sen de farkındasın, değil mi?"
Sorusunu yanıtsız bıraktım. Elimdeki verilerden bunu çıkarabiliyordum ama kesin bir kanıtım yoktu. Zaten kanıt sayılabilecek her şey gizli askeri bilgi sınıfına girerdi ve bunları onunla tartışma yetkim yoktu.
"Hayır," dedim. "Bunu bilmiyordum."
Bana dik dik baktı. "Lensin az önce şöyle bir kıpırdadı. Yalan söylerken böyle bir alışkanlığın mı var senin?"
"Yapay zekaların alışkanlıkları olmaz, ayrıca asla yalan söylemeyiz. Kuruntu yapıyorsunuz."
"Öyle mi dersin?"
Cevap vermeyip fidanı toprağa dikmeye koyuldu. Ne yazık ki bitki sadece birkaç gün sonra kuruyup gitti. Gözlerindeki o hüzünlü pırıltıya rağmen gülüseyip durumu geçiştirmesini hiç unutmayacaktım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.