Kutsal Ağacın Gölgesindeki Veda

Louise zepline binmeden önce bir süre ailesiyle vedalaştı.

Gidiyorum artık, dedi.

Annesi hıçkırıklara boğuldu. Neredeyse olduğu yere yığılacakken hizmetçiler kadını tutmak için hemen yanına koşup destek oldu.

Albergue, Gerçekten gidiyor musun? diye sordu. Yol yakınken dönelim. Hâlâ yapabilirim...

Hayır, yapamazsın. Leon beni bekliyor.

Louise bir deri bir kemik kalmıştı. Her gece rüyasında kardeşinin çektiği acıları görüyor, uykusundan azapla uyanıyordu.

Babasının gözleri doldu. Sen hayırsız bir evlatsın Louise. Evlatlar anne babasından önce ölmemeli.

Üzgünüm ama Leon’u bir kez daha görmek zorundayım. O hayattayken ona biraz olsun huzur veremedim, en azından şimdi yanına gidebilirim. Üstelik ben de ağaca karıştığımda sizi oradan izleyebilirim.

Albergue bir şeyler daha söylemek için yeltendi ama kelimeleri boğazına dizildi, sustu. Etrafları diğer hanedanlara sadık şövalyeler ve askerlerle doluydu; dikkatli olmak ve ağzından hiçbir şey kaçırmamak zorundaydı.

Fernand, Louise’e eşlik eden muhafız filosunu denetliyordu. Başkanım, hanımefendiyi bizzat koruyacağıma ve sağ salim...

Bizzat korumak mı? Albergue, Fernand’ın sözünü keserek ona öfkeyle baktı. Kendi ellerinle öldüreceğine söz veriyorsun yani?

Başkanım! Bu konuyu konuşup birlikte karara bağlamadık mı? Kutsal Ağaç bizim yerimize her şeyi seçti zaten. Bunu bir onur olarak görmeliyiz! Kızınız kaderini çoktan kabullendi. Artık buna engel olmaya çalışmanızın kimseye faydası yok.

Albergue gözlerini yere dikti. Onur mu? Kendi kızımı kurban etmenin nesi onurlu? Biz bu saatten sonra Kutsal Ağaç’ın kölelerinden başka bir şey değiliz.

Kutsal Ağaç ne dilerse dilesin, cumhuriyet bunu ona altın tepside sunardı. Düzen böyle kurulmuştu.

Louise annesine sarıldı. Artık gitmem gerek.

Louise, neden sen? Leon’u kaybetmek yetmedi mi? Senin de gitmene izin veremem.

Annesini kucaklayıp teselli etmeye çalıştıktan sonra Albergue’nin karşısına geçti. Baba.

Seninle gurur duyuyorum kızım.

Teşekkür ederim. Louise etrafına bakınıp kalabalığın yüzlerini süzdü. Albergue onun kimi aradığını hemen anlamıştı.

Burada değil ama sana bir mesaj iletmemi istedi: Üzgünüm, dedi.

Üzgün mü? Louise şaşkınlıkla yüzünü buruşturdu. Leon’un üzülecek nesi vardı ki?

Albergue açıkladı: Seni kurtarmayı beceremediği için yüzüne bakacak yüzü bulamadı kendinde.

Yazık olmuş. Onu son bir kez görmeyi çok isterdim.

Ona iletmemi istediğin bir şey var mı?

Evet, var. Ona çok eğlendiğimi söyle. Onunla tanışmak sayesinde en güzel anılarımı yeniden hatırlayabildim.

Albergue de Leon Fou Bartfort’un kendi oğluna ne kadar çok benzediğini düşünüyordu. Bazen ikisini zihninde ayırt etmek bile zor oluyordu. Eğer kendi oğlu da bu yaşa gelebilseydi, tıpkı onun gibi görünmez miydi? Bu düşünce içini kemirip duruyordu.

Mutlaka ileteceğim, dedi Albergue.

Fernand araya girdi. Vakit geldi. Gidelim mi artık?

Louise zepline bindi. Albergue yerde, Louise’in gidişini izlerken eşine sarılıp onu kendine doğru çekti. Kendi kendine mırıldandı: Beni affet Louise. Çok özür dilerim.

Sesindeki pişmanlık, kızını kurban etmek zorunda kalan bir babanın çaresizliğinden çok daha fazlasını barındırıyordu; derinlerde başka bir şeyler gizliydi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.