Yapılan o konuşma, arkamıza bile bakmadan cumhuriyete savaş açmamızı sağlamıştı. Bu özel operasyon için Einhorn direğine bir korsan bayrağı çekmişti.
Yani şu an için hiçbir yere bağlı olmayan, kendi kafasına buyruk bir grup korsandık sadece.
Einhorn, düşmanın devasa gemisine doğru amansızca alçaldı. Ben de Arroganz'ın kokpitinde kemerlerimi bağlamış, emirler yağdırıyordum.
"Savaş yüzünüzü takının!"
Einhorn'un etrafında, havada süzülen birkaç zırh daha vardı. Luxion bunları benim için alelacele toparlamıştı. Başlarında bizim şu aptal takımı vardı ve her bir zırh kendine has özelliklere sahipti.
Julius, beyaz bir zırhın içinden seslendi. "Bir gün hava korsanı olup bir prensesi kurtaracağım hiç aklıma gelmezdi."
Jilk'in yeşil zırhı, ellerinde devasa bir tüfek tutuyordu. "Doğrusu, hava korsanlığının Kont Bartfort'a son derece yakıştığını düşünüyorum."
Sinsi herifin teki olduğunu bir kez daha kanıtlıyordu.
Brad, kafası huni şeklinde olan mor bir zırha kumanda ediyordu. "Bu zırhın ayaküstü yapıldığına emin misin? Daha önce bindiklerimden fersah fersah güçlü. Sıradan hiçbir zırh bununla aşık atamaz. Eğer Arroganz da buna benziyorsa, herhalde pratik olarak yenilmez bir şeydir."
Kokpitte yanımda duran Luxion, bıkkın bir tavırla tek gözünü iki yana salladı. "Arroganz, doğrudan usta göz önüne alınarak tasarladığım bir zırh," diye açıkladı. "Performansı, kısıtlı zamanda alelacele ürettiğim bu zırhlarla kıyaslanamaz bile. Yine de her ne kadar üzerinde çok ince çalışamadığım tasarımlar olsalar da onlara dikkat etmenizi bekliyorum. Eğer onları hurdaya çevirirseniz, pişman olacağınızdan şüpheniz olmasın."
Bu iş için ürettiği tüm zırhlar sıradan modellere göre oldukça büyüktü, yine de bir Arroganz kadar heybetli durmuyorlardı.
Kırmızı zırhın başındaki Greg, düşmanın devasa gemisine yaklaşırken savaşa hazırlandı. "Vakit yaklaşıyor!"
Mavi zırhın içindeki Chris, elinde koca bir çift elli kılıçla üstüne doğru uçan düşmanları anında biçmeye başladı. "İşlerini hemen bitirelim!"
Telsizden sesleri gayet normal gelse de aslında her ikisi de kendi kokpitlerinde neredeyse çırılçıplaktı. Biri üzerinde tişört bile olmadan sadece şortla duruyor, diğeri ise hâlâ o peştamalıyla takılıyordu.
Birazcık beni de düşünseler ne olurdu sanki. Görüntülü bağlantıda onların çıplak üst bedenlerini izlemek zorunda kalıyordum.
"Usta, Louise'in tam yerini tespit edemiyorum. Ideal, taramalarımı engelliyor."
"Sıkıntı yok. İçeri bizzat dalıp onu kendimiz çıkaracağız. Sana verdiğim görevi hallet gerisi mühim değil."
"Anlaşıldı. Gemiyi yanaştırıyorum."
"Pekala çocuklar, şimdi savaş zamanı!"
Einhorn, düşman gemisini batırmamak için çok fazla baskı uygulamamaya dikkat ederek gövdeye çarptı. Çarpışmanın etkisiyle metalin metale sürtünme sesi kulakları tırmaladı. Temas noktasından kıvılcımlar saçılırken düşman gemisi sonunda tamamen durdu.
"Daha fazla ilerleyemeyeceksiniz!" diye haykırarak, elimde makineli tüfekle Arroganz'ın kokpitinden aşağı atladım. Düşman gemisinin güvertesine ayak basar basmaz içeri giden bir yol aramaya koyuldum. "Şu tarafta mı?"
Burası aslında geniş bir güverteye sahip lüks bir yolcu gemisiydi. Savaş için modifiye edilmiş olsa da bu son dakika değişiklikleri zayıf noktalarını kapatmaya yetmemişti.
İçeri açılan kapıya doğru yöneldiğim sırada iki silahlı asker aceleyle dışarı fırladı.
"G-geldi!"
"Öldürün şunu!"
Bana ateş etmeye başladıklarında hemen karşılık verdim. Kullandığım kauçuk mermiler öldürücü değildi ama canı cehennem gibi yakıyordu. İsabet alan adamlar acı içinde kıvranmaya başladı. Onları arkamda bırakıp ilerledim.
"Usta, benden istediğiniz şeyi hallettim."
"O zaman iş koyul," dedim.
Luxion yanımdan süzülüp giderken, ben de aradığım kapıyı bulup kendimi içeri attım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.