Göklerdeki Hesaplaşma

Devasa hava gemisi havalanırken, ona eşlik eden çok sayıda askeri savaş gemisi de peşinden süzüldü. Filoya liderlik eden Fernand en arkadaki yerini almıştı. Rotaları Kutsal Ağaç'ın en tepesiydi.

Aralarında Serge'in de bulunduğu Altı Büyük Hanedan'ın temsilcileri, Louise'in tutulduğu odaya yakın bir kamarada bekliyordu. Bir sandalyeye yayılan Serge, Ideal'in kendisine sağladığı silahları inceliyordu.

Hughes merakla başını uzattı. "Epey sıra dışı teçhizatlar bunlar. Maceralarından birinde mi buldun?"

Herkes Serge'in maceracılık merakını bilirdi. Haliyle bu silahların da yol üstünde bulduğu kayıp eşyalar olduğunu varsaymışlardı.

Narcisse birkaç adım yaklaştı. Serge'ten onay aldıktan sonra incelemek için mızraklardan birini eline aldı. "İnanılmaz, tüy gibi hafif! Bu kadar büyük bir şey nasıl bu kadar hafif olabilir?"

"Hafiftir ama bir o kadar da dayanıklıdır."

Mızrağın ucundaki namlu, kullanıcısına hem saplama hem de kesme imkanı tanıyordu. Ideal, Serge'e ayrıca tuhaf tasarımlı bir tüfek de vermişti.

"Sizin için de fazlasıyla hazırladım," dedi Serge. "İstediğinizi alıp kullanın."

Hughes kendisi için bir tüfek seçti ancak Leon ve ekibine karşı duyduğu korku henüz tamamen geçmiş sayılmazdı. "Bunlarla onu gerçekten alt edebileceğimizi mi sanıyorsun? Kahretsin! Aklı başında olan herkes ondan uzak durur. O neden durmuyor?!" Bir soylu olarak, Leon'un Louise'i kurtarmak adına neden bu kadar ileri gittiğini anlamakta zorlanıyordu.

Narcisse ise silahlardan hiçbirini yanına almayı kabul etmedi. "O çocuklarla zindan görevine gittim ben, ne kadar deli olduklarını çok iyi bilirim. Ne zaman ne yapacaklarını kestirememek tam bir kabustu. Gerçek birer barbar onlar." Leon ve diğer Holfort öğrencileriyle çıktığı maceralar zihninde canlanınca Narcisse ürperdi. Karşılarına çıkmaya hiç niyeti yoktu. "Çok yetenekliler. Hem birer maceracı hem de savaşçı olarak."

Hughes burnundan solusa da titremesine engel olamadı. "Öyle ama Kutsal Ağaç'ın ilahi koruması karşısında güçleri bir hiç. Burada çekinmemiz gereken tek kişi Kont Bartfort. Bana katılıyor olmalısın Loic? Onun ne kadar tehlikeli olduğunu buradaki herkesten iyi bilirsin." Eski dostuyla alay eden Hughes, tüfeğini kılıfına yerleştirdi.

Loic evden getirdiği kendi silahını kuşanmıştı, bu yüzden Serge'in sunduğu teçhizatlara dönüp bakmadı bile. "Evet, sanırım biliyorum."

"Kont Bartfort'un Muhafız'ın Nişanı'nı taşıdığını unutmayın," diyerek onları uyardı Emile. "Onu veya yanındakileri hafife almak büyük bir hata olur. Karşımızdaki kim olursa olsun tetikte olmalıyız."

Narcisse başını sallayarak onayladı. "Haklı olabilirsin. Yine de onun veya arkadaşlarının buraya geleceğini hiç sanmıyorum. Louise'i kurtararak elde edecekleri hiçbir şey yok."

Gençler sessizce ona baktı.

Sırtını arkaya yaslayan Serge burnundan güldü. "Kesinlikle gelecek. Geldiğinde de onu bizzat ben karşılayacağım." Leon'un araya gireceğinden o kadar emindi ki Hughes'un endişesi her geçen saniye daha da katlandı.

"Ben gelmemesini tercih ederim. Hem neden her şeye burnunu sokmak zorunda ki? Louise ile hiçbir bağı bile yok."

"Bu kadar korkmanıza gerek yok. O herif sadece o gemisi ve zırhı sayesinde güçlü. Silahsız yakaladığında sıradan bir insandan farkı kalmaz. Hem ben herkesten daha güçlüyüm. Bunu siz de biliyorsunuz. Değil mi Loic?"

Loic, Leon'a yenilmişti ama Serge kendisinin aynı kaderi paylaşmayacağından emindi. Her gün yaptığı idmanlar bu özgüvenine katkı sağlıyordu elbette ama Serge zaten doğuştan gururlu biriydi. Geçmişte ölen Leon ile kıyaslanmaktan o kadar nefret etmişti ki kendini her alanda geliştirmek için sınırlarını zorlamıştı. Başarıları hiçbir zaman takdir görmediği için de tüm engellemelere rağmen inatla maceracılığa devam etmişti. Ağzından kan gelene kadar çalışmış, ölümün kıyısına gelse bile zindan keşiflerini asla yarıda bırakmamıştı. Ona göre, zindanların ve maceracıların ana vatanı Holfort olsa bile, kimseye yenilecek değildi.

Louise'in odasında pencere yok. Onu uzaktan tespit edemezse, gemiye bizzat sızıp aramak zorunda kalacak, değil mi? Harika. Seni bekliyorum Bartfort.

Ideal, Luxion'a karşı savunma önlemleri almış, Louise'in yerinin taranmasını engelleyecek bir sinyal karıştırıcı hazırlamıştı. Bu da demek oluyordu ki Leon ve arkadaşlarının kadını kurtarmak için gemiye sızmaktan başka çaresi yoktu. Bu dar alanlarda zırhlarını kullanamayacaklardı. Yumruk yumruğa dövüşmek zorunda kalacaklardı.

Aynı isim, aynı yüz. Yani bu Leon ile ölen o piç aslında tamamen aynı kişi. Onu öldürmek bu yüzden çok daha keyifli olacak.

Serge'in yüzüne sinsice bir tebessüm yayıldı. Bunu gören Hughes korkuyla ona baktı.

"Zırhı ya da gemisi olmadığında onu kolayca yenebileceğini sanıyorsun ama bence yanılıyorsun," dedi Emile.

"Sen ne dedin?"

"Diyorum ki, Pierre ve Loic de onu hafife alma hatasına düştü. Kendinin bir istisna olduğundan gerçekten bu kadar emin misin?"

"Benimle ukala ukala konuşma, seni işe yaramaz zayıf herif!" Serge oturduğu yerden fırlayıp Emile'e sert bir yumruk indirdi. Genç adam darbenin etkisiyle yere serildi.

Narcisse hemen araya girdi. "Serge, kes şunu!"

"Senin o suratını görmek bile asabımı bozuyor," diye gürledi Serge, Narcisse'i umursamadan yerde yatan Emile'e bakarak. "Çelimsiz, zavallı tekinin tekisin. Lelia'yı asla mutlu edemezsin. Ondan ayrılarak ona en büyük iyiliği yapmış olursun."

Emile dişlerini sıkarak bakışlarını yerde sabitledi. Serge tam ona laf yetiştirmeye devam edecekti ki kulakları tırmalayan bir siren sesi sözünü kesti.

"D-düşman saldırısı! Düşman saldırısı! Yukarıdan bir korsan gemisi yaklaşıyor! Herkes savaş pozisyonuna geçsin!" Hoparlörlerden yükselen panik dolu ses daha sözünü bitiremeden, içinde bulundukları gemi büyük bir gürültüyle sarsıldı.

Narcisse ve Hughes dengesini kaybedip yere düşerken, Serge dizlerini kırarak ayakta kalmaya çalıştı. Loic ise sendeleyerek pencereye ulaşmayı başardı.

"Neler oluyor?" diye mırıldandı Loic. "Hava korsanları mı? Bir hava korsanı Kutsal Ağaç'a neden bu kadar yaklaşır ki?"

Normalde askeri gemiler ağacın çevresinde öyle sıkı nöbet tutardı ki korsanların buraya yaklaşması imkansızdı. Şimdi ortaya çıkmaları hiç normal değildi.

"Selam Alzer halkı! Ben geldim!" Leon'un sesi odanın içinde yankılandı. Neşeli ve alaycı başlayan ses tonu, bir anda buz gibi ve tehditkar bir hal aldı.

Hughes'un dudakları titredi. "O-o geldi! Bartfort buradasıııın!"

Leon'un ani gelişiyle sarsılan tek kişi o değildi. Gemideki şövalyelerin ve askerlerin de yüzünü çoktan büyük bir korku kaplamıştı.

"Burada ne işimiz olduğunu merak ediyorsunuzdur şimdi," diye devam etti Leon. "Tüm bunların bizimle hiçbir alakası olmadığını düşünüyorsunuzdur, değil mi? Yanıldığınız noktayı hemen açıklayayım. En başta, o Serge piçi bana yumruk atmıştı. Louise Hanım'ın kurban edilme tantanası yüzünden intikamımı alamamıştım ama bu içimde ukde kaldı. Ben de gelip borcumu tahsil etmeye karar verdim."

Narcisse'in alnından soğuk terler süzüldü. "Çıldırmış bu. Sırf bunun için mi geldi?!"

Sanki bu sözleri duymuş gibi, hoparlörden Leon'un sesi tekrar yükseldi: "Şimdi içinizden, 'Gerçekten bu kadar basit bir şey için mi geldi?' diye geçiriyorsunuzdur. Evet, eminim birçok kişi bu yüzden beni küçük görecektir. Ama ne yaparsınız, o piçi iyice benzetmeden geceleri gözüme uyku girmiyor. Şimdi, eğlence başlasın!"

Bu sözlerin ardından düşman yayını kesildi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.