Louise’in tutsak edildiği geminin güvertesinde, Hughes yanındaki Druille askerleri ve şövalyelerine emirler yağdırıyordu.
Şunları hemen haklayın, diye kükredi adamlarına.
Ç-çabalıyoruz ama düşman çok güçlü.
Hughes, karşı tarafın iki dişli ismiyle, Greg ve Jilk ile burun buruna gelmişti. Yarı çıplak gövdesiyle elindeki makineli tüfeğe sarılan Greg, bir köşeye sinmiş, yanındaki yoldaşıyla taktik savaşı veriyordu.
Jilk, arkamı kollamak sana düşüyor.
Oraya öyle çıplak mı dalacaksın? Kafana darbe falan mı aldın sen?
Greg şortunun içinden küçük bir cihaz çıkarıp Jilk’e gösterdi. Bu üzerimde olduğu sürece, çıplak olsam bile mermiler bana işlemez. Luxion öyle söyledi en azından.
Onu az önce nereden çıkardın sen? Lütfen benden uzak tut şunu.
Greg cihazı yeniden şortuna tıkıştırıp makineli tüfeğini sıkıca kavradı. Jilk, arkamı sana emanet ediyorum. Dalıyorum.
Öne atılmasıyla birlikte düşman saflarında panik başladı.
Bu adam neden çıplak?
O-olmuyor. Mermilerimiz ona işlemiyor.
O zaman ben de büyü yaparım... Ah.
Şövalyelerden biri büyü yapmak için yeltendiği an, Jilk onu uzak mesafeden avladı.
Askerlerinden birinin kauçuk mermiyle yere serildiğini gören Hughes sağ elini havaya kaldırdı. Krallık denilen yerin barbarları, gerçekten de yapabileceğinizi mi...
Şunu ye bakalım.
Greg, Kutsal Ağaç’ın ilahi korumasının başlarına ne kadar bela açabileceğini deneyimleriyle çoktan öğrenmişti. Tam da bu yüzden buna bir karşı saldırı hazırlamıştı. Hughes’un göğsüne indirdiği tekme, adamı havada savurup yere serdi.
S-sen nasıl cüret...
Hughes acıyla doğrulmaya çalıştı ama Greg’in silahının namlusu çoktan alnına dayanmıştı.
Oyun bitti. Kutsal Ağaç’ın gücüyle baş etmenin en kolay yolu, sen daha kullanamadan seni indirmektir. Çocuk oyuncağı.
Greg, sanki düşmanın zayıf noktasını dâhice bir fikirle bulmuş gibi gururla konuşuyordu ama aslında yaptığı tamamen kaba kuvvete dayalı bir çözümdü.
Arkadaki Jilk sakince yaklaştı, tabancasını çekip Hughes’a ateş etti.
Yandım anam.
Hughes ellerini yüzüne siper edip acı içinde yerde kıvranmaya başladı.
Jilk hiç istifini bozmadan cebinden kelepçeleri çıkardı. Düşmanın karşısına geçip ne böbürleniyorsun? Lafı uzatmanın alemi yoktu, doğrudan vurup geçmeliydin. Şimdi çabuk ol da şunu bağla.
Luxion’un özel olarak hazırladığı bu kelepçeler öyle kolay kolay kırılacak cinsten değildi. Altı Büyük Hanedan’dan birinin armasını taşıyan biri bile bundan kurtulamazdı.
Kolları arkadan bağlanıp yanağı morarmaya başladığında bile Hughes hâlâ öfkeyle debeleniyordu. Kiminle uğraştığınızın farkında değilsiniz. Böyle bir şeyi ancak tam bir budala yapar. Amacınız gerçekten Louise’i kurtarmak mı bilmiyorum ama bunu yaparsanız cumhuriyet bunu yanınıza bırakmaz. Yüzlerinizi de asla unutmayacağım. Bedelini çok ağır ödeyeceksiniz.
Greg ve Jilk birbirlerine bakıp kahkahayı bastı.
Duydun mu? Greg başparmağıyla arkasını işaret etti. Aslında haklı sayılır. Bartfort bu işin sonunu hiç düşünmemiş, değil mi?
E ne de olsa o bir aptal. Hem iyi anlamda hem kötü anlamda. İşte tam da bu yüzden bu herifin savurduğu tehditleri dinlemek tamamen zaman kaybı. Tabii ortada gerçekten bir tehdit varsa.
Hughes’u arkalarında bırakıp koridorda ilerlemeye başladılar.
H-hey. Bekleyin bir dakika. Beni gerçekten burada böyle bağlı mı bırakacaksınız? Ben Altı Büyük Hanedan’dan biriyim. Adım Hughes. Beni hiç duymadınız mı siz?
Greg dönüp omzunun üzerinden adama baktı. Çok da umurumuzdaydı. Kendini tanıtmayı çok istiyorsan bunu sonra yaparsın. Ama madem tanışıyoruz, benim adım Greg.
Benimki de Jilk. Jilk hafifçe el salladı. İleride bir gün birlikte çay içmeyi umut ediyorum.
Hughes şaşkınlıktan donakalmıştı. N-ne...?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.