Aygıtımdaki rotayı takip ederek uçuruma benzeyen bir kayalığın dibine vardık. Yolumuzu devasa bir ağaç kökü kesiyordu; öylesine heybetliydi ki tepesini görebilmek için başını iyice geriye eğmen gerekiyordu. Böyle bir şeye tırmanmak pek kolay olmayacaktı.
"Başka bir rota seçmeliyiz," dedi Narcisse.
Öyle yaparsak vakit kaybederdik. Bakışlarımı Chris'e çevirdim, ne demek istediğimi anında kavramıştı.
"Sanırım sahneye çıkma sıram geldi." Eşyalarını bir kenara bırakıp sırt çantasından bir halat çıkardı. "Bir an sonra dönerim."
"Şansın bol olsun!" diye seslendim arkasından.
Chris sırıttı ve kayalığa tırmanmaya başladı.
Profesör Narcisse artık şaşırmayı çoktan bırakmıştı. Şaşkınlığın yerini bıkkın bir kabulleniş almıştı. "Siz çocukların yapabileceklerinin gerçekten bir sınırı yok."
Julius çenesini dikleştirdi. "Holfort'ta bu, temel bir beceri kabul edilir. Bartfort bile yapabilir."
Pekala, seni çöp Prens... Bizi kıyaslayacak başka adam mı bulamadı zihnin? Her neyse. Bakışlarımı Narcisse'e çevirdim. "Buradaki öğrenciler tırmanamıyor mu?"
"Müfredatımız farklı, bu yüzden kıyaslamak imkansız. Yine de bizim öğrencilerimiz sizinkiler kadar zinde değil. Gerçek bir zindan keşfinde temponuzu yakalayabilecek çok az kişi çıkar."
Biz sohbet ederken Chris zirveye ulaşmıştı bile. Yukarıdan bize el salladı. Tırmanmak için ortam güvenli görünüyordu.
"Pekala, tırmanma vakti."
Tepeden aştığımızda hedefimize epey yaklaşmış olacaktık. Yine de bu anahtar eşya, elde etmesi son derece zahmetli bir şeydi.
Tablet ekranına bakarak mırıldandım. "Ortalıkta amma çok canavar var."
Jilk başını uzatıp baktı. "O şeyle yerlerini tespit edebiliyor musun? Hem sen onu ne zaman aldın?"
"Çok olmadı, yakın zamanda."
"Öyle mi? Peki buraya gelirken kullandığımız o küçük gemi neydi? Onu nereden buldun?"
"Einhorn'un deposundaydı, geçenlerde kullanıp geri koymamıştım. Şansımız varmış ki yanımızdaymış, yoksa buraya kadar gelemezdik." Haritada uygun yerler ararken cevapları geçiştirmeyi seçtim. "Güzel, şimdi birkaç tuzak kurma vakti."
Narcisse pes etmiş bir edayla sordu. "Demek gerçekten tuzak kullanacaksınız? İşimizi bitirince onları geri toplayın bari."
Yaratıkları rahatça avlayabilmek için darboğaz oluşturabileceğimiz bir alan bulmamız şarttı. Stratejik noktalara yerleştirilecek tuzaklar da sayılarını azaltacaktı. Böyle sinsi planlar tam da Jilk'in uzmanlık alanıydı.
Tuzakları yerleştirmeye koyulduğumuz sırada Jilk adeta gözleriyle beni delip geçerek konuştu. "Neden hakkımda pek de hoş olmayan şeyler düşündüğün hissine kapılıyorum?"
Nezaket gösterisi yapacak hâlim yoktu. Kurduğu tuzakların tadına daha önce ben de bakmıştım. "Sadece bu tarz işlerin senin o pis karakterine çok yakıştığını düşünüyordum. Kız kardeşimi kullanıp zırhıma patlayıcı yerleştirmekteki ustalığını hatırlarsın."
"Öğğ! Bu konuda hiçbir savunma yapamayacağım."
"Aman, her neyse. İşine bak sen."
Şimdi bize yem olacak biri lazımdı...
Elimi Julius'un omzuna pat pat vurdum. "Bu görevi emanet edebileceğim tek kişi sensin."
"Nihayet yeteneklerimi takdir edebildin Bartfort. Çok güzel. Ne yapmam gerektiğini söyle yeter, hallolmuş bil."
Bunu duyduğuma sevindim. Sonunda bir işime yarayacaksın Julius.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.