Açılış törenine katılmadık. Daha doğrusu katılamadık çünkü zamanında yetişemedik. Sınıfta temel birkaç tanıtım yapıldı yapılmasına ama yine de yeni döneme biraz buruk bir başlangıç oldu. Grubumuz bölündüğü için de hiçbir sınıfta ikiden fazla kişi olamadık.
Bu mekânda ne kadar çok vakit geçirirsem, bana eski dünyamı o kadar çok hatırlatıyordu. İlkokuldan liseye kadar sınıfların düzeni, Japonya'da hatırladığımın birebir aynısıydı.
Geliştiriciler burayı tasarlarken büyük ihtimalle Japon okullarını model almışlardı, bu yüzden şaşırmamak gerekiyordu.
Sıralar ve sandalyeler bile zihnimdekiyle tıpatıp aynıydı. Bazı ufak detaylar farklıydı belki ama giydiğimiz üniforma kesinlikle zamanda yolculuk yapmışım gibi hissettiriyordu. Kırmızıdan maviye, gökkuşağının her tonunda saç rengine sahip öğrencileri görmek bu yüzden daha da garip geliyordu. Nostalji ile huzursuzluk birbirine karışmıştı. Bazı şeyler o kadar eğreti duruyordu ki insanı sarsıyordu. Öylece boşluğa dalıp kalmış, serseme dönmüştüm.
Önümde oturan Noelle geriye doğru döndü. "Hey, gerçekten çoktan şövalye oldun mu?"
Beni merak etmişe benziyordu. Pek hanım hanımcık biri sayılmazdı ama canlıydı ve ilgisini hiç çekinmeden belli ediyordu. Bu hali onu neredeyse yerinde duramaz biri gibi gösteriyordu.
"Doğru." Cevabım biraz kısa ve kestirme olmuştu ama bu ondan hoşlanmadığımdan değil, henüz Alzer dilini konuşmaya alışamamamdan kaynaklanıyordu. Ayrıca, eğer bu kız gerçekten ikinci hikâyenin başrolüyse, onunla çok yakınlaşmayı riske atamazdım.
Marie'nin söylediğine göre, oyunun bir yerinde krallıktan gelen yabancı öğrenciler okumaya geliyordu. İlk oyunun kaydet verilerine sahipseniz, orijinal karakterlerden biri konuk oyuncu olarak görünüyordu ama sadece tek bir kişi. Şu an ise Marie ve küçük maiyetiyle birlikte beş salağın hepsi birden gelmişti.
"Gerçekten inanılmazsın, Bartfort. Bir de bir kontluğun mirasçısı olduğunu duydum, doğru mu?"
Yani, böyle bir varsayımda bulunması mantıklıydı. Benim yaşımda başka bir şey pek duyulmuş şey değildi. "Yok. Doğrudan kontun kendisiyim. Biraz sonradan görmeyim sanırım."
"Bir dakika, yani sırf üstün hizmetlerin sayesinde mi kont oldun? Hem de bu yaşta? Krallık gerçekten inanılmaz bir yer olmalı."
Dürüst olmak gerekirse Noelle benimle o kadar da ilgilenmiyordu. Her şeyden çok bana acıyor gibiydi. Acımasının sebebi mi? Şey...
"Lort Brad, lütfen bize biraz daha anlatın!"
"Aferin ama bu haksızlık! Bırakın biraz da ben konuşayım onunla!"
"Şey, acaba ne tarz kızlardan hoşlanırsınız?"
Kızların ilgisinden gururu okşanan Brad, halinden memnun bir şekilde karşılık veriyordu. Evet, tam bir narsistti. Her zamanki gibi övgü yağmurunun tadını çıkarıyordu.
"Benim tarzım mı? Hım, koruma içgüdülerimi uyandıran sessiz, minyon kızları severim. Aslında zaten bir nişanlım var. Üzgünüm ama duygularınıza karşılık veremeyeceğim."
Kızlar kulak tırmalayıcı çığlıklar attı.
"Ne? Lort Brad'in nişanlısı mı var? Üstelik eşine bu kadar sadık! Ne kadar harika bir adam!"
Sınıftaki kızların çoğu onun etrafına üşüşmüştü. Ağzını açmadığı sürece oldukça yakışıklı biri olduğunu kabul etmek gerekiyordu. Yine de sanki bir ünlü ziyarete gelmiş gibi bir hava vardı.
Noelle bana bakıp sıkıntılı bir tebessüm etti.
Bu sırada erkekler Brad'e kıskanç bakışlar fırlatıyor, hiçbiri benimle laflamaya tenezzül etmiyordu. O kadar sıradan ve siliktim ki çevrede kaybolup gidiyordum. Arka plan figüründen hiçbir farkım yoktu.
"Şey, böyle davrandıkları için kusura bakma," dedi Noelle. "Biraz heyecanlandılar da."
"Benim için endişelenmene gerek yok. Holfort Akademisi'nde de durum aynıydı."
Bu farklılık beni gerçekten rahatsız etmese de Noelle yine de benimle konuşmak için çaba harcıyordu. Biraz dikbaşlı görünüyordu ama merhametliydi. Başrol olduğundan şüphelendiğimiz düşünülürse, belki de buna şaşırmamak gerekirdi.
Hım, belki de biraz bilgi toplamaya çalışmalıydım.
"Bu arada, hiç kardeşin var mı?" diye sordum.
"Var. İkizim hatta. Kız kardeşim," dedi Noelle hevesle. "Benden çok daha hanım hanımdır, her şeyi sineye çekmesini bilir. Üstelik zekidir ve acayip güvenilirdir. Ama hevesini kırmak istemem, zaten bir erkek arkadaşı var. Yani ona asılmaya kalkma, tamam mı?"
"Öyle mi? Yazık olmuş. Ya sen, Matmazel Noelle?"
Neredeyse dilim kayıp, "Merak etme, ben zaten harika kişiliklere sahip iki seksi kadınla nişanlıyım," diye yumurtlayacaktım. Neyse ki lafımı yutmayı başardım. İki nişanlım olduğunu ulu orta itiraf etmek biraz sıkıntılı bir durumdu. İnsanlar muhtemelen beni yargılardı, bu yüzden bunu kendime saklamanın en iyisi olduğuna karar verdim.
"Şu 'Matmazel' lafını bırakabilirsin," dedi Noelle. "Ben şu an yalnızım. Anlayabileceğin üzere pek edep timsali sayılmam. Hem zaten erkekler genelde benimle uğraşmaz. Ne zaman niyetlenseler belli biri mutlaka araya girer. Ama eş arayan iyi birileri varsa başvurulara açığım."
Ounla konuşmak eğlenceliydi fakat asıl kafamı kurcalayan, her seferinde olaya kaynak yapan şu "belli biri" ve kendisinin "şu an yalnız" olmasıydı. Kız kardeşi biriyle çıkıyordu ama onun mu yoksa Noelle'in mi başrol olduğunu hâlâ çözememiştim. Yine de bu noktada küçük kız kardeş daha olası görünüyordu.
"Belli biri derken kimi kastettin?" diye sordum, merakıma yenik düşerek.
"Anlatsam da anlayacağını sanmıyorum Bartfort. Ama Rault ailesinin prensesinden bahsediyorum. Gerçekten tam bir baş belası ve benimle uğraşmayı çok seviyor."
Hayda... Rault Hanedanı bu oyunun son patronuydu ve prensesleri Noelle'e mi sarıyordu yani?
"Bana sadece Leon diyebilirsin."
Zihnim tamamen bu başrol bilmecesini çözmeye odaklandığından, Brad'in masasının etrafından yükselen o tiz çığlıkları artık duymuyordum bile.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.