Güneş ışığı akademinin ana binasının arkasına ulaşmıyordu. Orası karanlık ve dondurucu derecede soğuktu. Kimseciklerin uğramadığı bu yer, gizli bir buluşma için biçilmiş kaftandı. Okul çıkışında Gerçek Kötü Kadın’ın kim olduğunu çözebilmek adına Marie’yi buraya çağırmıştım. Fakat ne yazık ki Marie yorgunluktan bitap düşmüştü ve ben daha konuya giremeden şikayet etmeye başladı.
“Onlara söylemiştim biliyor musun? ‘Her şeyi bir gün öncesinden hazırlayın’ dedim! Peki neden bütün ihale bana kaldı? Neden günah keçisi ben oluyorum? Ben yanlış bir şey yapmadım ki!”
Bugünün ders programı pek yoğun sayılmazdı. Sadece birinci sınıflar için oryantasyon ve dönemin ilk günü vesilesiyle düzenlenen açılış töreni vardı. Saat henüz öğleyi yeni geçmişti, güneş hâlâ tepedeydi.
Holfort Akademisi’nden farklı olarak dikkatimi çeken şeylerden biri de öğrenci yurtlarının olmamasıydı. Bu yüzden okul biter bitmez kampüsteki kalabalık kaşla göz arasında dağılıp gidiyordu.
“Cır cır ötmeyi kes artık,” diye çıkıştım. “Söyle bana, bu kızlardan hangisi başrol?”
“Bildiğim her şeyi anlattım zaten!”
“Şuna bir baksana sen.”
Marie, Luxion’ın yansıttığı görüntüye yakından baktı. Gözleri fal taşı gibi açıldı, ellerini kafasına götürdü. “Nasıl yani, neden ikiz bunlar?! Oyunda böyle bir şey yoktu ki!”
“Ben de sana onu diyorum ya, başımız belada. İkisinden biri kesinlikle ana karakter. Kişiliği hakkında anlattıklarına bakılırsa Noelle biçilmiş kaftan gibi duruyor ama sevgilisi olan taraf Lelia.”
Noelle’den birkaç parça bilgi koparmayı başarmıştım fakat kesin bir kanıya varmak için henüz erkendi.
Marie derin düşüncelere dalarak iki kızın fotoğrafları arasında mekik dokudu. “Saçını değiştireceği kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Seçmek gerçekten çok zor. Oyunda kızın yüzünü doğru düzgün gösteren sahne bile yoktu. Ah, bir dakika! Şık bir elbise giydiği ve saçlarını tek bir tarafa topladığı bir sahne vardı sanırım.”
Luxion söze girdi. “Gerçeklik zaten oyundan sapmış durumda. Üstelik bu ‘başrol’ saç modelini bile değiştirdiğine göre, başka birçok farklılığın ortaya çıkmış olması da muhtemel.”
Belki de saç şeklinin hiçbir hükmü yoktu. Her neyse, tek istediğim bir an önce esas kızı bulup onu doğru erkekle baş başa bırakmaktı. Daha ayağımızın tozuyla böyle bir pürüzle karşılaşacağımız ölsem aklıma gelmezdi.
“Lelia’nın sevgilisi var demiştin. Hikayenin bu kadar başında birileriyle çıkmaya başlaması garip değil mi?”
Devam oyununu oynamadığım için olayların ne hızla geliştiğini bilmiyordum.
Marie düşünceli bir tavırla çenesini okşadı. “Normalde ikinci yılın ortalarına doğru çıkmaya başlarlar. Aralarındaki samimiyet ilerleyince diğer öğrenciler arkalarından dedikodu yapmaya falan başlar… Ah, dur bir saniye. Başka bir oyunla karıştırıyor olabilirim.”
Bulanık hafızasını zorlarken kaşlarını çattı. “Bir düello mevzusu döndüğüne eminim. Kız için öne atılan çocuk onun sevgilisi oluyordu. Eğer birden fazla erkek olaya dahil olursa, kız aralarından birini seçiyordu. Yani, sanırım öyleydi.”
“Harika. Yine mi düello?” İlk oyunda da bir düello vardı. Erkeklerin kendileri için kapışması bu kızların çok mu hoşuna gidiyordu nedir?
“Lelia’nın sevgilisinin fotoğrafı var mı?” diye sordu Marie.
Luxion yarım saat önce kaydettiği bir görüntüyü ekrana yansıttı. “Bunu az önce çektim.”
Ekranda beliren kız Noelle’e inanılmaz derecede benziyordu.
Bu Lelia olmalıydı.
Saçları koyu pembe tondaydı ve omuzlarına dümdüz iniyordu. En az ablası kadar dikbaşlı görünüyordu ama sanki onda daha kural tanımaz, ele avuca sığmaz bir hava vardı. Yanındaki erkek ise mavi saçları omuzlarına kadar dökülen bir çocuktu. Yeşil gözlüydü, bizim yaştaki erkeklere göre biraz kısa boyluydu ve o kadar çelimsizdi ki kas namına hiçbir şey taşımadığına kalıbımı basabilirdim. Yine de etrafına yumuşak, sevecen bir enerji yayıyordu.
Marie pat diye ağzından kaçırdı. “Aaa, bu Emile! Lokum Avı Emile!”
“O nasıl bir lakap öyle?”
Anlaşılan tam adı Emile Laz Pleven’di. Altı Büyük Hanedan’dan biri olan Pleven ailesinin ikinci oğluydu. Aynı zamanda tavlanabilir erkek karakterlerden biriydi. Marie’nin söylediğine göre, oyunun hayran kitlesi arasında kendisine ne yazık ki ‘Lokum Avı’ gibi acımasız bir lakap takılmıştı.
“Çünkü onun rotasını tamamlamak çocuk oyuncağı,” diye açıkladı Marie. “İşleri eline yüzüne bulaştırıp diğer erkeklerden hiçbirini kapamasan bile, yolun yarısında Emile’i seçersen oyunu tereyağından kıl çeker gibi bitirebiliyorsun.”
Onların konuşmasını dinlerken bir yandan da yayını izlemeye devam ettim.
“Lelia, şe-şey… Önümüzdeki hafta sonu benimle randevuya çıkmak ister misin?” Emile’in yanakları al al olmuştu. Epey masum ve tatlı bir hali vardı ama Lelia bu tarz ilgilere alışkın gibi rahat davranıyordu.
“Olur ama beni sakın bir sanat müzesine götürmeye kalkma. Alışverişe gitmek istiyorum.”
“S-sanat müzesi istemiyor musun? Gerçekten mi?”
“Geçen defa da ondan önceki defa da müze gezdik. Bir kere de başka bir yere gidelim, olmaz mı?”
“E-evet. Haklısın galiba.”
Marie ikilinin arasındaki diyaloğa kapılmış, gözünü kırpmadan izliyordu.
“Onları böyle gizli gizli izlemek biraz utanç verici,” dedim. “Sence Lelia bizim esas kız olabilir mi?”
Marie ciddiyetle başını salladı. “Öyle görünüyor. Bu konuşmayı daha önce bir yerden hatırlıyor gibiyim. Üstelik Emile onun rotasındaki erkeklerden biri. Aralarının bu kadar erken ısınması garip ama oyunda da tam olarak böyle bir kimyaları vardı.”
Ayrıntıları net hatırlayamasa da Marie artık emin olduğunu belirtiyordu.
Luxion görüntüyü kapattı. “O halde Lelia’nın başrol olduğunu varsayabilir miyiz?”
Marie kollarını kavuşturdu. “Klasik Tip Loic’in peşinden koşacağına emindim aslında. Emile ile birlikte olmasına biraz şaşırdım.”
Klasik Tip Loic mi? Omuz silktim. “Şahsen ben bu kadar sıradan bir kız olmasına şaşırdım. Kişilik bakımından Noelle bana başrol olmaya daha yatkın geldi.”
İkiz olabilirlerdi ama karakter olarak geceyle gündüz kadar farklıydılar.
“Gerçekten mi?” dedi Marie. “Ama Lelia, Emile ile çıkıyor. Başrol o olmak zorunda. Ah, keşke Kötü Kadın ortaya çıkıp ona zorbalık etmeye başlasa! İşte o zaman kesin olarak anlardık.”
Kötü Kadın mı? Yani ilk oyundaki Angie gibi bu devam oyununda da bir rakip var mıydı? “Devam oyununda da mı var?”
“Onlarınki sadece bir erkek kapışması değil. Bu Kötü Kadın, başrolün ailesiyle siyasi olarak düşman olan Rault Hanedanı’nın kızı. Bizim kızdan bir yaş büyük ve sürekli onun üstüne oynayıp duruyor.”
“Kaç yaş büyüktü dedin? Bir dakika dur orada.”
“Ne oldu?”
Noelle ile yaptığım konuşmayı hatırladım. “Sanırım Noelle o bahsettiğin kızın zorbalığına uğruyor.”
Üstelik kız kardeşinin de benzer bir muameleye maruz kaldığından hiç bahsetmemişti.
Marie’nin yüzü buruştu, ellerini başının üstünde birleştirip feryat etti. “Öğğ! Hiçbir şey anlamıyorum artık!”
Bu oyunun derdi neydi böyle?
Luxion düşünceli bir şekilde havada hafifçe sallandı. “Elimizdeki bilgiler ışığında, başrolün gücünü Rahibe soyundan aldığı sonucuna varabiliriz. Eğer bu doğruysa, iki kızdan herhangi biri aradığımız kişi olabilir.”
“Ç-çok doğru!” Marie başını dikleştirdi. “Oyunda Lespinasse ailesinden hayatta kalan tek kişi o kıştı ve Rahibe kanı taşıyordu. İkisi de bu tanıma uyduğuna göre ikisinden biri pekala başrol olabilir!”
“İkiz olduklarına göre belki de orijinal rolden birer parça pay almışlardır?” diye ortaya bir fikir attım. “Böylece birinin sevgilisi olurken, diğeri de Kötü Kadın’ın hedefi haline gelmiştir.”
“O kadarını bilemeyecem,” dedi Marie.
İşin içinden çıkamamıştık ama durumun daha da kötüleşebileceğini düşünürsek buna da şükür demek gerekiyordu.
“Her iki ihtimale karşı ikisini de mercek altına almamız lazım.”
“Haklısınız,” dedi Luxion. “Toplayabildiğim kadar istihbarat toplamaya devam edeceğim.”
Esas kızın kim olduğunu hâlâ kesinleştirememiş olsak da henüz ümidimizi kesecek bir noktada değildik.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.