Sinsice Büyüyen Gölge

Dersler bitmişti bitmesine ama koridorda ilerleyen Brad'in etrafı hâlâ kızlarla doluydu. Neşeli cıvıltılar koridoru dolduruyordu.

"Brad Hazretleri, bu binada özel derslikler var."

"Müzik odası bile var!"

"Bir de ev ekonomisi dersleri için mutfak var, kızlar orada tatlı yapıyor. Laflarken unuttum, lütfen yaptığım kurabiyelerden biraz tadın!"

Birkaç kız ona okulu gezdirmek için gönüllü olmuştu. Brad de bu ilgiden pek rahatsız görünmüyordu.

"Yardımlarınız için minnettarım hanımefendiler."

Yüzüne yerleştirdiği o gülümsemeyle kızlara bakınca, hepsinin yanakları al al oldu.

O sırada yakındaki merdivenlerde oturan bir grup erkek öğrenci bu manzarayı izliyordu. Üniformalarının düğmeleri fora edilmiş, üstleri başları dökülen tekinsiz bir güruhtu bunlar. Şakalarında damar fırlamış olan liderlerinin kısa, dalgalı mor saçları ve saçlarıyla aynı renkte gözleri vardı. Brad'in saçları da tam olarak bu renkti ve kızların onun etrafında pervane olması bu adamı çileden çıkarmaya yetiyordu. Ne var ki saç rengi aynı olsa da Brad'in o çekici yakışıklılığından eser yoktu kendisinde. Çelimsizdi, teni hastalıklı bir solgunluktaydı ve yanındaki basamakta yarısı içilmiş bir içki şişesi duruyordu.

Adı Pierre Io Feivel'di. Altı Büyük Hanedan'dan biri olan Feivel ailesinin ikinci oğluydu. Mirasçı değildi belki ama yine de etrafına bir sürü yalakayı toplayacak kadar statü sahibiydi. Hepsinin sağ elinin sırtında birer damga vardı. Dövme ya da yara izi değildi bunlar; Kutsal Ağaç'ın korumasının nişanesiydi. Aralarında en farklı damga Pierre'inkiniydi. Bu lütuf sadece Altı Büyük Hanedan üyelerine bahşedilirdi. Alzerliler için bu damga, soyluluk sınıfının en büyük simgesiydi.

"Neden üçüncü sınıf bir soylunun peşinde böyle ciyaklıyorlar?" diye hırladı Pierre.

Yalakaları panikle onu yatıştırmaya çalıştı.

"Kafanıza takmaya değmez efendim, hepsi alt tabakadan."

"Aynen öyle. Zaten o kızların hepsi halktan gelme. Holfortlu soyluların bulabileceği en iyi şey de bu kadarı olur ancak."

"Evet, hiçbir şekilde sizin seviyenizde değiller Pierre Hazretleri."

Övgüler peş peşe dizilirken Pierre şişeyi kaptığı gibi kafasına dikti, son damlasına kadar içti. Çenesinden süzülen içkiyi koluyla sildi. "Biraz eğlenelim bakalım. Bayağı zaman oldu," derken yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi.

"Yine geçen seferki tiplerle mi uğraşacağız?"

"Kötü fikir değil ama Holfort'tan gelen şu heriflere eziyet etmek çok daha eğlenceli olur. Damarlarına yeterince basarsak belki bir savaş bile çıkartırız. Böylece ben de meydanlarda adımı duyurmuş olurum."

Pierre, çıkacak bir savaşta akacak kanı zerrece umursamıyordu. Zaten yalnız da değildi.

"Bana uyar. Savaş çıkarsa seninle birlikte cepheye gelmek isterim."

"Ben de! Şöyle birkaç madalya toplamak harika olurdu."

"Beni de yazın!"

Birbirlerine bakıp sırıttılar. Hiçbiri savaş düşüncesinden korkmuyordu. Aksine, bunu iple çekiyorlardı. Ellerindeki damgalar, kazanacaklarına dair sarsılmaz bir güven veriyordu onlara.

Pierre kendi eline baktı. "Evet, tadını çıkaralım. Önce kimden başlasak... Ha evet, müfrezeyle gelen değişim öğrencileriyle ilgilenenlerle başlarız." Yüzü sinsi bir gülüşle aydınlandı. "Ağırdan alalım. Acı çektirelim onlara. Delirmeden önce ne kadar dayanabileceklerini görmek çok eğlenceli olacak."

Böylece Pierre, gözünü okula yeni gelen öğrencilere dikti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.