Yabancı Diyarlarda İlk Adımlar

Elçilik limandan pek uzak sayılmazdı. Yakınlarda başka konsolosluklar da vardı ve mahalle farklı ülkelerden gelen insanlarla kaynıyordu. Hatta Holfort mutfağından yemekler sunan bir lokanta bile göze çarpıyordu.

Şehir beklediğimden daha sıkış tıkış olsa da, cidden başka bir ülkeye adım atmışız gibi hissettiriyordu. Ucuz bir Çin lokantasının hemen yanında üst kalite bir Fransız restoranı yükseliyordu. Her milletten insan sokakları doldurmuştu. Sanki her şeyi bu küçücük alana tıkıştırmışlar gibiydi.

Arabamızın penceresinden dışarıyı seyrederken diplomatlardan biriyle laflıyordum.

“Burada ne kadar çok elçilik var böyle.”

“Alzer Cumhuriyeti birçok ülkeye büyü taşı ihraç ediyor. O yüzden pek çoğunun başkentte konsolosluğu bulunuyor. Şurada Rachel Kutsal Krallığı'nın elçiliğini görebilirsiniz, ancak mesafe koymanızı tavsiye ederim.”

Rachel Kutsal Krallığı, Holfort Krallığı ile Bayan Mylene’in küçük memleketinin tam ortasında yer alıyordu. Bayan Mylene, ittifakı güçlendirmek ve Rachel’ı dizginlemek amacıyla Holfort kraliyet ailesine gelin gitmişti.

“Burada da mı başınızı ağrıtıyorlar?” diye sordum.

Rachel ile Holfort düşmandı, bu yüzden her yerde aralarının bozuk olması doğaldı ancak diplomat sadece omuz silkmekle yetindi.

“Çekilmez bir güruh oldukları doğru ama asıl belalı olan cumhuriyetin kendisi. Garnizonlarındaki askerler size nasıl davrandı?”

“Berbat.”

“Gayet doğal. Şimdiye kadar hiçbir savunma savaşını kaybetmediler, bu da kibratörlerini tavan yaptırdı. Üstelik büyü taşı ihracatından devasa bir servet kırıyorlar, dolayısıyla büyük bir refah içindeler. Başınızı belaya sokmadığınız sürece burada gül gibi geçinip gidersiniz. İnsan kıskançlıktan çatlamadan edemiyor.”

Yol boyunca kırsal alanın bir kısmını görmüştüm, adam haklıydı. Ağaçlar ve çimenler fışkırıyor, tarlalar bereketten yıkılıyordu. Cumhuriyet sadece cansız kaynaklar açısından zengin değildi, toprağı da son derece verimliydi. Hangi hükümdar olsa böyle bir bölgeyi ele geçirmek için canını dişine takardı.

“Son zamanlarda imalata da el attılar,” dedi diplomat. “Güçlerini sergilemek için akla gelebilecek her yolu deniyorlar.”

“Aklın yolu bir. Kaynağı elinde tutan güç sahibi olur.”

“Vaziyeti kavramış olmanıza sevindim ama sizden istirham ediyorum, lütfen onlarla bir hırgür çıkarmayın.” Diplomat endişeyle kaşlarını çattı. “Gönülden söylüyorum, lütfen çok dikkatli olun.”

Görünüşe göre beni yanlış tanımıştı. Başımı iki yana salladım. “Lütfen öyle konuşmayın. Her önüme gelenle kavga edecek değilim ya.”

“Altesleri ile yaptığınız düelloları düşününce, sözünüze güvenmekte biraz tereddüt etmemi bağışlayın.”

“Pekala, orada bir dur bakalım. O düellolar—”

Fakat durumumu izah edemeden arabamız yeni kalacağım evin önünde durdu. Marie ve diğerlerini taşıyan diğer arabanın ortalıkta görünmediğini işte o an fark ettim.

Aşağı inip çevremi süzdüm. Bölge, mütevazı bahçelere sahip malikanelerle dolu, elit ve şehirli bir havaya sahipti. Karşımdaki ev de diğerlerinden aşağı kalmıyordu. Yan binalarla arasında pek mesafe olmasa da tam üç katlı bir yapıydı.

“Burada mı kalacağım?” diye sordum.

“Evet. Normalde size lüks bir daire tahsis ederdik ancak gelişiniz son anda bildirildiği için vaktinde bir yer ayarlayamadık.”

Yakınlardaki rayların üzerinde takır tukur ilerleyen bir tramvay belirdi. Diplomat, daha önce hiç görmediğimi varsayarak hemen açıklamaya girişti.

“Bu küçük araç karada seyahat eder. Cumhuriyet genelde hava ulaşımına izin vermediği için kendilerine has böyle tuhaf bir ulaşım şekli geliştirmişler.”

“Tamam, anladım. Peki Marie ve diğerleri nerede?”

“Prens Julius ve arkadaşları köklü soylu ailelerden geliyor. Onlar için elimizdeki en büyük ikametgahı hazırladık.”

“Ne yani, ben üvey evlat mıyım?” Hepsi bir tür lüks daireye yerleştiyse bana verecek bir boş odaları da mı yoktu sanki? Hem havalı bir yerde kalmak eğlenceli olurdu.

Diplomat yüzünü ekşitip yanağını kaşıdı. “Ş-şey, Leydi Marie ve yanındakiler pek meşhurdur, bilirsiniz. Başlarına bir şey gelirse halimiz harap olur.”

Demek bu yüzden bu kadar huzursuzdu! Diğerleri gibi benim de Marie’nin tuzaklarına düştüğümü sanıyordu. Bunun asla ve asla gerçekleşmeyeceğini tam olarak açıklayamazdım ama en azından derdini anlamıştım. Hem zaten ben nişanlı bir adamdım. Düşününce, Marie ile aynı evde kalmam hoş kaçmazdı.

“Tamam, anladım. Onlarla aynı çatı altında kalmamı istemiyorsunuz.”

“Anlayışınız için minnettarım. Ayrıca üzülerek belirtmeliyim ki henüz size hizmetçi temin edemedik.”

Yurt dışında okumaya son anda karar verdiğim için gelişime hazırlanacak vakitleri olmamıştı. Buna içerleyemezdim. “Dert etmeyin,” dedim. “Zaten size pek zaman tanımadım. Önceliği Julius ve diğerlerine verebilirsiniz.”

“Anlayışınız için çok teşekkür ederim.”

Diplomat, kısa süre sonra bir rehberin gelip bana etrafı gezdireceğini bildirdi. Ardından müsaade isteyip ayrıldı. O gittikten sonra yeni evime doğru süzüldüm ve durup binayı yukarıdan aşağıya süzdüm.

“Bizim ikinci kadın kahraman, erkekleri ağına düşürme işini kitabına uygun şekilde hallediyor mudur acaba?”

“Lafı edepsizce dolandırma şekliniz gerçekten takdire şayan,” diye mırıldandı Luxion, çantamdan kafasını çıkararak.

Ustasına çöp muamelesi yapan bir yapay zekaya denk gelmiştim. Şansıma tüküreyim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.