Bahar tatili geldiğinden cumhuriyetin akademisi sessizliğe bürünmüştü. Her sınıf döneme göre ayrılmıştı ve boş dersliklerin her biri otuz öğrenciyi rahatça alacak genişlikteydi. Holfort Akademisi bir üniversiteyi andırıyorsa, Alzer’inki daha çok bir liseyi çağrıştırıyordu. Hem halktan kişilerin hem de soylu sınıfının devam edebilmesi sayesinde burada çok daha samimi, sıcak bir hava hakimdi.
Okul üniformalı birkaç öğrenci sessiz koridorlarda ağır adımlarla yürüyordu. Aralarından biri, Jean adında son derece sıradan görünüşlü bir çocuktu. Anne babası köylü olduğu için bir soyadı yoktu. İkinci sınıf öğrencisiydi, dersleri mükemmeldi ve arkadaşları arasında epey sevilirdi.
Jean sıkıntılı bir ifadeyle gülümsedi. Yanındaki kıza dönüp, "Değişim öğrencilerine göz kulak olmamı istemeni anlıyorum," dedi. "Ama bu kadarı da fazla. Çocuklar bayağı yüksek tabakadan. Benim gibi birinin onlarla ilgilenmesine öfkelenmezler mi sanıyorsun?"
Kız onun sırtına sertçe bir tokat patlattı. Saçlarını yandan at kuyruğu yapmıştı; doğal sarı buklelerinin uçlarına doğru tatlı bir pembe tonda açılıyordu. Uzun kol ve bacakları, sıkı karnıyla tam bir model fiziğine sahipti. Erkeksi tavırlarıyla mükemmel bir uyum yakalayan kehribar gözlerinde tatlı bir güç okunuyordu.
"Hadi ama, kendini hemen ezme," dedi içten bir tavırla. "Bizi temsil edeceksin orada. Dik dur! Sana tepeden bakıp kasılmaya kalkarlarsa da patlat suratlarının ortasına bir tane."
"Şey, bahsettiğimiz kişinin bir prens olduğunun farkındasın, değil mi?!"
"İşte tam da bu yüzden dik durman gerekiyor. Hem bu durum, onların da kendi ülkelerini temsil ettiği anlamına gelmez mi? Bizim aksimize... öyle saçma sapan şeyler yapamazlar."
Jean kızın şaka yaptığını düşündü ama yüzündeki ifade son derece ciddiydi. Bu sözlerin üzerine ne diyeceğini bilemedi. "Şey, yani..."
"Erkeksin sen!" diyerek genişçe sırıttı ve çocuğun sırtına bir tokat daha indirdi. "Kendine güven biraz, göster günlerini!"
Kızın adı Noelle Beltre'ydi. Akademideki herkes onu düşmüş bir şövalyenin kızı olarak bilirdi. Noelle ellerini ceplerine daldırdı. Normalde cıvıl cıvıl olan koridorlar şimdi o kadar sakindi ki bu sessizlik insana neredeyse tekinsiz geliyordu.
Holfort Krallığı'ndan gelen öğrenciler ha? Umarım şu cumhuriyetin aristokratlarından daha düzgün tiplerdir. Noelle'in soylular hakkında pek iyi hisler beslediği söylenemezdi.
"Şey, Noelle Hanım... Onlara sizin de rehberlik edeceğinizi unutmadınız, değil mi?" dedi Jean, endişeden alnı kırış kırış olmuştu. "Lütfen her zamanki gibi bir patırtı koparmayın."
Noelle'in gözleri yuvasından fırladı. "Ne? Ben o kadar güvenilmez biri miyim gerçekten?"
"Güvenilmez değilsiniz. Sadece soylu sınıfı söz konusu olduğunda lafınızı hiç esirgemiyorsunuz. Biliyorsunuz, durduk yere kavga çıkarmak iyi bir şey değil."
Noelle sanki utanmış gibi saçlarıyla oynamaya başladı. Ne demek istediğini anlıyorum ama valla onların suçu. Kavgayı her zaman ilk onlar başlatıyor.
Yine de Jean gerçekten endişeli görünüyordu. "Bu yıl Altı Büyük Hanedan ile bağlantısı olan bir sürü öğrenci var. Üstelik kutsal korumaya sahip kişilerin sayısı da az değil."
"Tamam, tamam, duyduk herhalde. Akıllı duracağım."
Kutsal koruma, Kutsal Ağaç tarafından kabul gören kişilere bahşedilen bir ayrıcalıktı. Altı Büyük Hanedan bu özel güce sahip olduğu için devrilme korkusu yaşamadan cumhuriyeti yönetebiliyordu. Halkın eğitim almasına ses çıkarmamalarının sebebi de buydu zaten. Bir isyandan korkmalarına gerek yoktu. Köylüler ayaklanmaya kalksa bile ağacın gücü sayesinde soylular mutlak bir güce sahipti.
Noelle ile Jean koridorda ilerlerken bir kız grubuyla karşılaştılar. Grubun başındaki mor gözlü bir üçüncü sınıf öğrencisi, Noelle'e doğrulup öfkeyle baktı. Dudaklarında bir gülümseme vardı ama gözleri buzul kadar soğuktu. Omuzlarına dökülen buğday sarısı yumuşacık saçları ve kıvrımlı vücuduyla dikkat çekiyordu; göğüsleri Noelle'inkilerden bariz şekilde büyüktü.
Louise Sara Rault ilk bakışta nazik ve cana yakın biri gibi görünse de Noelle'i gördüğü an dudakları soğuk bir tebessümle kıvrıldı. "Bak sen, bahar tatilinde seninle karşılaşacağım hiç aklıma gelmezdi."
Louise'in peşindeki yalakalar bir an ne yapacağını bilemeyip donakaldı, ardından hemen liderlerinin arkasına sindiler. Louise kollarını göğsünün altında birleştirip kibirle dikildi.
"Sadece bir profesör çağırdı diye buradayım," dedi Noelle, ellerini ceplerinden çıkarmadan.
Jean, Noelle'in bu soylu genç kadınla böyle lafını sakınmadan konuşması karşısında dehşete düşmüştü. "N-Noelle Hanım?!"
Louise, Jean'ı tamamen görmezden geldi, eğlendiğini gizlemek istercesine elini ağzına kapattı. "Yine başın belada galiba?"
Noelle burnundan soludu. "Affedersiniz? Beni bir tür serseri falan mı sanıyorsunuz? Buraya yabancı öğrenciler geliyor, hocalar da okulu gezdirip gezdiremeyeceğimi sordu. O yüzden bana bir iyilik yapın da bundan sonra koridorda karşılaştığımızda beni görmezden gelin."
Louise Sara Rault, Altı Büyük Hanedan'dan biri olan Rault Ailesi'nin en büyük kızıydı. Lespinasse Hanedanı'nı deviren de tam olarak bu aileydi. Bu olayın ardından meclis başkanlığını Raultlar devralmıştı. Bu durum Louise'i neredeyse bir prenses yapıyordu. İşin daha da kötü yanı, ailesinin Noelle'in ailesiyle geçmişten gelen bir husumeti vardı.
Noelle ile Jean arkalarını dönüp gitmeye yeltendiğinde Louise yollarını kesti. Yüzünü Noelle'e iyice yaklaştırdı, kızın at kuyruğunu kavrayıp sıktı. "Beni gerçekten çıldırtıyorsun."
Jean'ın elinden hiçbir şey gelmiyordu. Louise ve etrafındakiler cumhuriyetin en nüfuzlu soylularıyla bağlantılıydı. Ama Noelle bunu hiç umursamadı. Hiç tereddüt etmeden Louise'in elini tersiyle kenara itti.
"Yeter artık. Benden büyük olabilirsin ama bu durum hemen böbürlenmene yetmesin."
Louise birkaç adım geriledi, umursamazca omuz silkti. "Aman ne korktum, dizlerimin bağı çözüldü. Ama bence burada fazla böbürlenen biri varsa o da sensin."
Arkasını dönüp uzaklaşırken yalakaları da hemen peşine takıldı. Koridoru kaplayan o boğucu hava nihayet dağılmaya başlamıştı.
Onlar gözden kaybolunca Jean derin bir nefes verdi. Gözlerinde gözyaşları birikmişti. "Daha yeni kavga çıkarmayın demedim mi ben size?" dedi çaresizce. "Gidip gidip koskoca prensesi öfkelendirmek zorunda mıydınız?"
Noelle başını kaşıdı. "Benim hatam. Bir dahakine daha dikkatli olurum."
"Umarım bir dahaki sefer diye bir şey olmaz," dedi Jean, hiç de umutlu görünmüyordu.
Birlikte yürürlerken Noelle havadaki gerginliği dağıtmak için ona dişlerini göstererek gülümsedi. "Hey, boş ver şimdi onu da—"
Ancak cümlesini tamamlayamadan, ikinci sınıflardan bir çocuk hışımla üzerlerine doğru yürüdü. Noelle ile aynı kehribar gözlere sahipti ama koyu kızıl saçları dik dikti. Yakışıklı bir yüzü vardı fakat gözleri her an öfkeyle bakıyormuş gibi kısıktı.
"Siz ikiniz ne ara bu kadar samimi oldunuz?" diye sordu öfkeyle.
Uzun boylu ve kaslı bir fiziğe sahip olsa da, o çekici yüzü kıskançlıktan bir hayli asılmıştı.
"Şey, yani..." diye kekeledi Jean.
Noelle onun sözünü kesti. "Hoca değişim öğrencileriyle ilgilenmemizi istedi. Tanıtım için öğretmenler odasından yeni çıktık, eve dönüyorduk."
Bu açıklama çocuğun öfkesini dindirmeye yetmedi. "Beni kandırmadığınızdan nasıl emin olacağım?"
Onun bu şüpheci tavrı Noelle'i çileden çıkardı. "Beni sorgulamaya ne hakkın var senin? Yürü Jean, gidiyoruz."
"N-Noelle Hanım?! Ama o..."
"Sanki çok da umurumdaydı!"
Arkayı dönüp uzaklaşırlarken çocuk arkalarından gürledi: "Noelle! Henüz vazgeçmiş değilim! Benim kadınımsın sen, duydun mu?!"
"Buna sen karar veremezsin!"
Adı Loic Leta Barielle'di ve Barielle Hanedanı'nın tek mirasçısıydı.
Noelle arkasına dönüp Loic'e baktı, dilini çıkardı. "Salak, fazla havalara girme."
Jean ise çaresizlik içinde iki eliyle yüzünü kapattı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.