Gökyüzündeki Liman

Liman, kıtanın tam ucundaydı. İnsanın buna sahil limanı diyesi geliyordu ama kara parçası havada süzüldüğü için ortada ne bir kumsal ne de bir kıyı şeridi vardı. Yine de her liman gibi burası da arı kovanı gibi kaynıyordu.

"Sınırı geçtikten sonra buraya ulaşmamız nasıl bu kadar uzun sürdü ki?" diye söylendim.

İniş rampasından aşağı yürürken, asırlar sonra ilk kez ayağımın sağlam bir zemine basmasının keyfini çıkardım.

Marie, iki kucağı dolusu bagajla arkamdan bocalayarak inerken kan ter içinde kalmıştı. "Hem üstümüzde hem altımızda kara parçaları görürken havada seyahat etmek çok garipti… Ah, bittim ben."

Artık etrafı altı farklı bölgeyle çevrili, devasa cumhuriyetin merkez kıtasındaydık. Bu topraklar eskiden, nesiller boyu Kutsal Rahipeler yetiştirmiş olan Lespinasse Hanedanı tarafından yönetilirdi. Soyları tükendiğinden beri ülkenin yönetim meclisini diğer Altı Büyük Hanedan dolduruyordu.

Süzülen karalar arasında yol almış, sonunda başkente, yani okuyacağımız akademiye ev sahipliği yapan yere varmıştık.

Kyle ile Carla ellerinde bagajlarıyla arkamızdan süzüldü.

"Kont Bartfort, cidden yanınıza pek bir şey almamışsınız," dedi elf.

Carla onu bilgilendirdi. "Erkekler asla kadınlar kadar eşyaya ihtiyaç duymaz. Ah, nasıl imreniyorum bir bilsen."

İkisi de elimdeki tek çantaya hasetle baktı.

"Ne var?" diye sordum. "Yok canım, bagajımın çoğunu Luxion taşıyor. Bu sadece en temel ihtiyaçlar."

Çoğunlukla günlük eşyalarımı getirmiştim. Tabii bir de gözümden sakındığım en değerli varlığımı: çay takımımı. Luxion’ın ona ekstra gözü gibi bakmasını tembihlemiştim.

Marie çantalarını yere bırakıp hışımla Luxion’a döndü. "Eşyalarımızı taşıyabileceğini bize söylemedin!"

"Sormadınız, ben de durum hakkında bilgi verme gereği duymadım," dedi kızıl göz.

"Gerçekten çok odunsun."

"Gözleminiz oldukça isabetli," dedi Luxion kestirip atarak. "Bu durumdan bir rahatsızlığınız mı var?"

Marie afalladı, ne diyeceğini bilemedi. "Ha? Şey, yani… sanırım yok."

İşin aslı, Luxion yine halden anlıyordu. Şikayet eden Julius olsaydı, çok daha aşağılayıcı bir karşılık verirdi.

Aptal patron ve onun dört budala yalakasına gelince, koca koca valizleriyle yanımıza doğru ağır ağır geliyorlardı. Amma da eşya yüklenmişlerdi. İlk çantaları yere koyar koymaz daha fazlasını almak için gemiye geri döndüler.

"Usta, bizi karşılamak için bir grup geldi," dedi Luxion.

Arkamı döndüğümde, hepsi şık takım elbiseler giymiş bir dizi Holfort Krallığı görevlisinin bizi beklediğini gördüm. Bunlar krallığın cumhuriyetteki elçileri olmalıydı. Julius ve kafadarlarının kendi bagajlarını rampadan aşağı taşıdığını gören her bir elçinin şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.