Louise Hanım beni özel dersliklerin bulunduğu bir binaya götürdü. En sonunda, hazırlık odalarından birinde bir kanepeye kurulmuş olan Narcisse Calce Granze’yi bulduk. Etraf evrak yığınlarıyla doluydu, adım atacak yer yoktu.
Ortamın bu içler acısı haline canı sıkılan Louise Hanım, adamı uyandırmak için açık kapıya sertçe vurdu.
“Kalkmayacak mısınız artık, Profesör Narcisse?”
Gürültüyle birlikte adam yerinden fırladı. Narcisse’in sırtına doğru dökülen kül grisi saçları ve kirli sakallı bir yüzü vardı. Aşınmış gömleği lekeler içindeydi ama bu hırpani kıyafetlerin altında uzun boylu, hatta zayıf ve fit bir vücut saklıydı. Yüzündeki yorgunluk çizgilerine rağmen hâlâ oldukça yakışıklı görünüyordu.
Narcisse sehpadaki gözlüğüne uzandı, ardından gözlerini bize dikti. “Ah, Louise sen miydin? Seni buralarda pek görmezdik.”
Anlaşılan ikisi tanışıyordu.
“Bir misafir getirdim.”
“Misafir mi? Bana mı?”
“Tanıştığıma memnun oldum,” dedim. “Ben değişim öğrencilerinden Leon. Aslında zindanlar hakkında konuşmak için gelmiştim…”
Lafımı bitirmeme fırsat kalmadan Narcisse ayağa fırladı ve kollarıyla boynuma sarıldı. “Seni bekliyordum ben de maceracı!”
“Ne oluyor ya?”
Neye uğradığımı şaşırmıştım. Bana sarılmasıyla birlikte genzimi geniz yakan ağır bir alkol kokusu kapladı. Louise Hanım neyse ki adama müdahale edip onu üzerimden çekmeme yardım etti.
“Narcisse, ne demek oluyor bu?!” Artık adamdan profesör diye bahsetmeyi bile bırakmıştı ama adamın pek umurunda gibi durmuyordu.
“Ah, kusura bakmayın. Bu yıl değişim öğrencileri geleceğini duyduğumdan beri bu günü iple çekiyordum. Holfort’taki öğrenciler aynı zamanda birer maceracı, değil mi? Bizim zindanlardan birini keşfetmeye karar verirseniz harika işler başaracağınıza eminim.”
Amma da meraklıydı hobisine.
“Şu an önemli bir işiniz yoktu, değil mi?” diye sordum.
“Ha? Şey, sanırım yok. Bazı kalıntıları keşfetmekten daha yeni döndüm. Yakında derslere başlamazsam akademi beni fena fırçalar diye düşündüm.”
“Bu yıl dersinize tek bir kişinin bile kaydolmadığından haberiniz var mı acaba?”
“Sahi mi? Bak bu hiç iyi olmadı. Okuldan aldığım maaş, arkeolojik kazılarımı finanse edebilmemin tek yolu.”
Gerçekten çok sorumsuz bir tipti. Üstelik okuldaki durumdan da zerre kadar haberi yok gibiydi.
“Her neyse profesör,” dedim. “Lütfen beni dinler misiniz?”
“Oh, bir saniye. Biraz çay demleyeyim. Çay takımını buralarda bir yerlerde bırakmış olmalıyım…” Bir şeye takılıp sendeledi ve kağıt dağının altında kaldı. “L-lütfen kurtarın beni.”
Louise Hanım’a baktım. “Gerçekten Altı Büyük Hanedan’dan birine mi mensup bu adam?”
“Evet. Kaçık Narcisse derler ona. Genç nesil onu pek ciddiye almaz ama duyduğuma göre olağanüstü bir bilim insanıymış.”
Gömüldüğü kağıt yığınına göz attım. İnsanların bu adama neden deli gözüyle baktıklarını anlamak hiç de zor değildi. Derin bir iç çekip ikimiz de onu oradan çıkarmak için kağıtları kazımaya başladık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.