Noelle günün olaylarını bana anlatırken bir yandan da Elle’in başını okşuyordu.
Görünüşe göre Marie’nin bana verdiği senaryodan fersah fersah uzaklaşmıştık. Loic’in Noelle ile olan konuşmaları, bir otome oyunundaki aşk rotası karakterinden bekleyeceğiniz şeylere hiç ama hiç benzemiyordu. Bir de ana karakterin peşine düşmek yerine doğrudan bizimle uğraşmaya kalkan Pierre vardı.
İşin daha da kötü yanı, Loic Noelle’in peşinde dolanıyor, Emile ise Lelia’yı koruyordu. Şu noktada ana karakterin kim olduğunu çıkarmak bile imkansızdı.
Masayı temizleyip bir mektup kaleme almaya koyuldum.
Noelle merakla sordu. “Ne yapıyorsun?”
“Memlekettekilere yazıyorum. İyice sabırsızlandılar, tutturmuşlar bir hediyelik eşya gönder diye. Bir de buralarda neler olup bittiğine dair son güncellemeleri geçmem gerek.”
O piç Roland’a cumhuriyetin bize bulaşıp durduğunu haber vermeliydim. Haberi aldığında suratının alacağı hali görmek için sabırsızlanıyordum. Noelle beklerken birkaç mektup daha karaladım.
“Tüm bu olanlar için üzgünüm,” dedi sesi mahcup bir edayla. “Üstelik buraya kadar sadece okumaya gelmişken…”
Omuz silktim. “Dert etme.”
Buraya kendi planlarım doğrultusunda gelmiştim zaten. Dünyayı tehdit edebilecek bir tehlikeyi filizlenmeden ezmek istiyordum. Üzgün hissetmesini gerektirecek bir durum yoktu.
“Holfort’a geri mi döneceksiniz?” diye sordu.
“Hayırdır? Namusumuzu iki paralık edemeyiz. Pierre gemimi geri verene kadar hiçbir yere gitmiyorum.”
“O işten vazgeçsen iyi edersin. Kutsal Ağaç önünde bir kez yemin edildi mi, onu geri almak hiç kolay değildir.”
“İyi biliyorsun bu işleri.”
Noelle bir an bocalamış gibi durdu, hemen toparlamaya çalıştı. “Ş-şey, biraz bilgim var işte.”
“Öyle arkamı dönüp kaçar gibi memlekete dönemem,” dedim kararlı bir sesle. “Bulunduğum makam buna izin vermez. Ayrıca cumhuriyet işlediği suçlar için henüz özür bile dilemedi. Bunun bedelini onlara ödetmem lazım.”
Çoğu şeyi görmezden gelebilirdim ama Pierre çizmeyi iyice aşmıştı. Şimdi sadece birazcık öfkeliydim.
Noelle’in gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ciddi misin sen?”
Başımı salladım. “Kafamdaki tek soru işareti, Pierre’i benimle bir düelloya nasıl çekeceğim. Onu herkesin gözü önünde bana meydan okumaya özendirecek şöyle okkalı bir hazine olsaydı…”
Noelle inanamıyormuş gibi başını iki yana salladı. “Krallık insanlarının cesur olduğunu duymuştum ama Pierre’e meydan okumayı düşünebileceğine ihtimal vermiyordum. Onun ilahi koruma altında olduğunu biliyorsun, değil mi?”
“Pek umurumda olduğu söylenemez.”
Alzer Cumhuriyeti kendini yenilmez sanıyordu. Luxion ile ben, ellerindeki tüm bu avantajın Kutsal Ağaç’tan kaynaklandığından şüpheleniyorduk. Şimdi bildiklerimden sonra haklı olduğumuzdan tamamen emindim.
“Öyle ya da böyle, bu plan zaman alacak,” dedim. “İstediğin kadar burada kalabilirsin.”
Noelle ağzı açık yüzüme baktı. “Ha?”
Elimi geçiştirircesine salladım. “Endişelenme, sana elimi bile sürmeyeceğim. Ama eve dönmek de pek içinden gelmiyor, değil mi?”
“Ş-şey, evet… Gelmiyor.”
Lelia ile kavga ettiği her halinden belliydi. Sebebi ne olursa olsun, bu evde bolca boş oda vardı. Bana bir yükü olmazdı; hatta Luxion’ın gözetlemesine güvenemediğim şu günlerde onu gözümün önünde tutmak çok daha kolay olacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.