Gölgelerin Arasında

Ders bitiminde profesörlerden biri Jean’in yanına gelip bir konuda yardımını istemişti. Jean eşyalarını toplamak için sınıfa döndüğünde vakit epey geç olmuştu.

"Noelle acıkmıştır herhalde." Aklındaki sınıf arkadaşı değil, yaşlı köpeğiydi.

Jean çantasını kapıp kapıya doğru yürüdü. Hava kararmaya başlamıştı. Tam çıkacakken eşikte dikilen bir çocuk yolunu kesti. Jean onu görür görmez tanıdı. Pierre, gittiği her yere uğursuz dedikoduları da beraberinde taşıyan türden biriydi. Daha da kötüsü, yalakalarından oluşan çetesi de arkasındaydı.

"Şey, buyrun?"

Öteki çocuklar sırıtınca Jean ne yapacağını bilemedi, kafa karışıklığıyla öylece yüzlerine baktı. Pierre ve çevresindekilerden her zaman uzak durmaya özen gösterirdi oysa.

"Şu mü hisse öğrencilerine göz kulak olma işi sende, değil mi?" diye sordu Pierre. "Cık cık cık. Pek de beceremiyorsun sanki, ha?"

"G-göz kulak olmak mı? Şey, hayır, sadece bir şeye ihtiyaçları olursa yardım etmem söylendi..."

Pierre’in yalakaları çemberi daraltıp etrafını sarıverdi. Pierre yanına doğru süzülürken Jean çantasını göğsüne bastırdı, içini kaplayan korkuyla tir tir titremeye başladı.

"Aman, her neyse. Çok uzattın. O tipler gözüme batıyor, ee onlardan da sen sorumlusun. Yanlış mıyım?"

"H-hayır, dedim ya..." Jean bu çocuğun bela aradığını çok iyi biliyordu. Pierre’in kendisinden ne isteyebileceğini düşündükçe sırtından aşağı soğuk terler dökülüyordu.

En hafif tabirle Pierre, akademinin yüz karasıydı. Büyük Hanedanlardan birinin ikinci oğluydu. Soylu sınıfının en üst kademesindekiler gibi onun da sağ elinde Kutsal Ağaç'ın kutsama nişanesi duruyordu. Etrafındaki çocukların ellerinde de benzer işaretler vardı fakat onlarınki daha alt seviye bir lütfun simgesiydi. Yine de hepsinin damarlarında soylu kanı akıyordu.

Pierre pişkin pişkin sırıttı. "Düş önümüze. Sana biraz çeki düzen verelim. Benim gibi ulu birinin sana terbiye vermek için vakit ayırmasına duacı olmalısın."

Pierre gibi bir soylunun, halktan biri olan birini aşağılaması şaşılacak şey değildi. Bütün cumhuriyet, Kutsal Ağaç’ın ilahi korumasına mazhar olanlar ve olamayanlar diye ikiye bölünmüştü. Eli nişanesiz kim varsa doğuştan eksikli sayılırdı. Açıkçası aristokrasinin gözünde, elinde nişane taşımıyorsan cumhuriyet vatandaşı olman ya da dışarıdan gelmen bir şey değiştirmezdi; aşağılık bir mahluktun, o kadar.

"Hadi bakalım," diye mırıldandı Pierre. "Arka bahçeye geçiyoruz."

Pierre, Jean’i yakaladığı gibi sürüklemeye başladı. Çantası elinden kayıp yere düşen Jean, çocukların maskarası olarak sınıftan çıkarıldı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.