Louise Hanım’a beni okulda indirmesi için yalvardım. Arka koltuktan fırlayıp doğruca ana binanın arkasına doğru deli gibi koşmaya başladım.
"Leon, bekle!" diye bağırdı Louise Hanım arkamdan inerek.
Yalvarışlarına kulak asmayıp koşmayı sürdürdüm. Luxion sağ omzumun hizasında belirdi, görünmezlik örtüsünü kaldırdı.
"Neden bunu bana daha önce söylemedin?!" diye çıkıştım.
"Jean takip ettiğimiz kişilerden biri değildi. Aksine, durumu bu kadar çabuk fark ettiğim için beni takdir etmelisin."
"Lanet olsun!"
Akademi muazzam büyüklükteydi. Sorunu kaynağında bulduğumda her şey çoktan olup bitmişti. Okulun arkasında sadece bir grup öğretmen ile henüz evine dönmemiş birkaç öğrenci birikmişti. Kalabalığın tam ortasında ise Jean duruyordu; daha doğrusu bir ağaçtan baş aşağı sallanıyordu.
Nefes nefese kaldım. Öğretmenler Jean’i aşağı indirmeye çalışırken olduğum yere çakılıp kaldım. Ortalıktaki karmaşadan yararlanan Luxion, kimse fark etmesin diye görünmezlik örtüsünü yeniden açtı.
"Şey, en azından hâlâ yaşıyor," dedi Luxion.
Profesörler bir sedye getirip Jean’i üzerine kaldırdılar.
"Bu çok korkunç," diye mırıldandı içlerinden biri.
"Acaba üzerinde sihir mi kullandılar?" diye sordu bir diğeri.
"Revir bunun altından kalkamaz. Onu hemen hastaneye kaldırmamız lazım."
Kalabalığı yararak öne atıldım. "Affedersiniz, müsaade edin." Jean’in yanına ulaştığımda kendime engel olamayıp bağırmaya başladım. "Hey, kendine gel! Kim yaptı bunu sana?!"
"Çekil oradan, yaklaşma."
Öğretmenler beni geriye çekmeye çalıştı ama başarmadan hemen önce Jean’in mırıldandığını duydum: "Noelle, özür dilerim."
Ardından öğretmenler onu taşıyıp götürdü. Arkada kalan öğrenciler ise kendi aralarında fısıldaşmaya başladı.
"Onlardı işte."
"Evet, hedefe oturmak için kesin bir şey yapmış olmalı."
"Daha ikinci sınıf değil miydi o? Yazık olmuş."
Güzel, harika. Suçlunun kim olduğunu biliyorlardı.
En yakındaki erkek öğrenciyi yakasından tuttum. "Hey, Jean’e bunu kim yaptı?"
"Ne, bilmiyor musun yani?"
Gözlerimi hırsla yüzüne diktim. Çocuk, birinin dinleyip dinlemediğini kontrol etmek için etrafa bakınıp yanıt verdi.
"Feivel Hanedanı’ndan Bay Pierre yaptı. Gözü birini tutmadı mı yandaşlarıyla birlikte adamı ağaca asıverirler. Sen de böyle burnunu sokmaya devam edersen sonun onun gibi olur."
Çocuk elimden sıyrılıp geri çekildi. Diğerleri de yavaş yavaş dağılıyordu.
Feivel Hanedanı’ndan Pierre mi? Bu isim tanıdık geliyordu.
"Yanlış hatırlamıyorsam Feivel Hanedanı, oyunun ortalarında başrolün karşısına dikilen düşmanlardı," dedi Luxion. "Bu Pierre denen şahıs, oyundaki olaylardan birinde kilit bir yere sahip. Başrol kız ile sevdiği erkeğin birbirlerine olan duygularını kesinleştirmelerine istemeden de olsa yardımcı oluyor."
Pierre tam anlamıyla klasik bir soylu pisliğiydi. Başrol kızın peşine düşer, kızın sevdiği adam da onu kurtarmaya gelirdi. Sonrasında iki âşık birbirlerine ilan-ı aşk ederdi. Yani özünde Pierre, senaryoyu ilerleten bir araçtan ibaretti.
"Eğlenmiş ama."
"Intikam planları yaptığını görebiliyorum," dedi Luxion. "Dengeyi koruma politikan göz önüne alındığında bunu kesinlikle tavsiye etmem. Pierre hikâyenin asli bir parçası. Onu yok edersen öngörülemeyen sonuçlar doğabilir."
Kısacası, senaryoya sadık kalmak istiyorsam herife dokunamazdım, öyle mi? Sinir bozucuydu ama sanırım başka çarem yoktu.
"Kötü adam rolünü pek güzel oynuyor," dedim. "Işıklarını söndürene kadar dövmek istiyorum onu."
Aptalca bir durumdu. Adamın biri Jean’e saldırmıştı ve elimden gelen tek şey elim kolum bağlı izlemekti. Aksi takdirde bütün görevi mahvetme riskini göze almam gerekecekti.
Hâlâ olduğum yerde öylece dikilirken Louise Hanım binanın arkasına doğru nefes nefese koşarak geldi.
"Leon," diye seslendi, soluk soluğa kalmıştı. "Burada… neler… oluyor?"
"Hiç. Hiçbir şey olduğu yok."
Pierre tam bir pislikti ama sırf hikâyenin akışını bozmamak için yaptıklarını görmezden geleceksem, benim de ondan aşağı kalır yanım kalmazdı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.