Cumhuriyetteki hayata en sonunda alışıyordum.
"Bugün de en az dün kadar yorucuydu," diye mırıldandım kendi kendime.
Tramvaya doğru yürürken önümde aniden bir araba duruverdi. Dışarıdan bakılınca oldukça pahalı, klasik bir modele benziyordu. Sürücü koltuğundan hızla inen şoför, arka kapıyı yumuşak bir hareketle açtı.
"Ha?"
Beni başkasıyla karıştırdığını sandım. En azından araçtan o kız inene kadar öyle düşünüyordum. Miss Louise, etraftaki öğrencilerin şaşkınlık dolu fısıltıları arasında araçtan bana doğru bir davet işareti yaptı.
"Kendimi size henüz düzgünce tanıtmadım," dedi. "Ben Louise Sara Rault. Sen de Leon'sun, değil mi? Değişim öğrencisi olan? Bir mahzuru yoksa sizinle biraz sohbet etmek isterim."
Kötü kadının ayağıma kadar gelip benimle iletişim kuracağı hiç aklıma gelmezdi. Benimle derdi neydi ki? Hem ilk karşılaştığımızda bana niye öyle dik dik bakmıştı? Bu soru hâlâ kafamı kurcalıyordu.
"Sohbet mi dediniz?"
"Evet, aynen öyle. Araçta bana eşlik ederseniz çok sevinirim."
Omuz silpip arabaya bindim.
Aracın içi buram buram servet kokuyordu, yumuşacık koltuklar insana tam bir soylu hissi veriyordu. Louise yanıma oturdu, şoför kapıyı kapattı ve yola koyulduk.
İlerlerken içimi garip bir özlem kapladı. Buradaki arabaların eski dünyamdakilerle aynı mantıkla çalışıp çalışmadığını bilmiyordum ama hissettirdiği şey kesinlikle aynıydı.
"Eee, Alzer'e alışabildin mi?" diye sordu Louise. Sesinde hafif bir gerginlik seziliyordu.
Lafı dolandırmaya ne gerek vardı ki? Birlikte arabayla gezme amacının bu olmadığı çok açıktı. "Sayılır."
"Bir sıkıntı yaşarsan lütfen bana haber ver. Gerekirse benim adımı bile kullanabilirsin."
Rault ailesinin prensesinin adını bir kez anmam, insanların önümde el pençe divan durmasına yeterdi herhalde. Ama dürüst olmak gerekirse böyle bir şeye kalkışamayacak kadar tırsıyordum.
"Çok naziksiniz," dedim.
"Aaa? Benden kötülük mü bekliyordun yoksa? Noelle bir şey mi söyledi?"
"Gibi gibi." Yani sonuçta bu kızla tek karşılaşmamızda Noelle'e kan kusturuyordu.
"Her zaman öyle biri değilimdir, biliyorsun değil mi?" dedi.
"Başka biri söylese inanırdım ama siz söyleyince pek inanasım gelmiyor."
Miss Louise gülümsedi. "Konuşman bile tıpkı ona benziyor..."
Açıkçası tramvay durağındaki hâlinden eser yoktu, bambaşka biri gibi davranıyordu. Yanımızda Noelle olmadığı için mi böyleydi acaba?
Bir süre havadan sudan konuştuk. O sırada şoförün dikiz aynasından bana ters ters baktığını fark ettim.
Aman, kes sesini de önüne bak be adam. Neyse, kaşlarımı çatıp Louise'e döndüm. "Şimdi, sadede gelelim. Benden ne istiyordunuz?"
Miss Louise yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı.
"Ha?"
Elini yanağıma koydu ve gözleri buğulanarak dosdoğru gözlerimin içine baktı.
"N-ne yapıyorsunuz...?" Zaten yeterince nişanlım olduğunu haykırıp kendimi arabadan dışarı atmayı düşünüyordum ki, yapmaya fırsat kalmadan ağzından hiç beklemediğim o kelimeler döküldü.
"Bana 'Abla' der misin? Sadece bir kerecik?"
"Efendim?"
Baksanıza, fıstık gibi kadın dibime kadar sokulmuş, tutku dolu gözlerle bana bakıyordu. Yani duygularını açacağını falan düşünmem son derece doğaldı. Ağzından böyle bir şey çıkaracağı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Bunu ben bile öngörememiştim.
"Şey, kusura bakmayın ama..."
"Yapamaz mısın?" diye sordu. Reddedileceğini sezmiş gibi yüzü asıldı, omuzları çöktü.
Benimle dalga geçiyor olmalıydı, değil mi? Yüzümü buruşturup ortamdaki tuhaf havayı dağıtmaya çalıştım. "Şey, öz ablamla ilgili pek iyi anılarım yok da. O yüzden böyle bir şeye karşılık vermem biraz zor."
"Öyle mi, demek bir ablan var?"
"Evet," dedim hafifçe kıkırdayarak. "Beni havaya uçurmaya çalışmıştı."
Gözleri fal taşı gibi açıldı. "B-bu gerçekten çok aşırı bir davranış. Yaralandın mı peki?"
"Yok ya, bana bir şey olmadı."
Bu muhabbet ilk dönemin sonunda o aptallar sürüsüyle yaptığım düelloyu hatırlattı. Jilk, ablamı kafalayarak Arroganz'a bomba yerleştirmesini sağlamıştı. Olaydan burnum bile kanamadan sıyrılmıştım ama ne açıdan bakarsanız bakın ablamın yaptığı tam bir şerefsizlikti. Yine de içinde bulunduğu şartları düşününce ona pek kızamıyordum. Cana geleceğine mala gelsindi.
"Ondan nefret ediyor musun?" diye sordu Miss Louise.
"Dürüst olmak gerekirse, öyle siyahla beyaz kadar net değil. Tiksiniyorum diyebilirim belki ama nefret etmek mi? Tam olarak değil."
"Çok merhametli bir gence benziyorsun."
Normalde bu sözler içimi ısıtırdı ama şu an durum acayip garipti. Miss Louise hafifçe geri çekilmişti çekilmesine ama aramızdaki mesafe hâlâ çok azdı. Bacaklarımız birbirine değiyordu ve şimdi de elimi sıkıyordu.
Bu da ne böyle?!
Araba okulun etrafında turlayıp duruyordu, yani bir yere gittiğimiz falan yoktu. Beni salmaya hiç niyeti yok muydu bu kadının?
"Neden size 'Abla' dememi istiyorsunuz ki?" diye sordum. "Bir nevi fetiş falan mı?"
"Fetiş değil! B-nasıl anlatacağımı bilmiyorum, anlatsam da inanmazsın zaten."
Pekala, tuhaf bir fetiş değilmiş demek ki. Şimdi daha da meraklanmıştım. Başka ne diye böyle bir istekte bulunsundu ki? "Peki... Neden ben?"
"Ç-çünkü sen..." Miss Louise yanakları al al olarak başını başka yöne çevirdi. Kendi kendine bir şeyler mırıldanarak durumu açıklamaya çalıştı.
Vay be. Şuna bak. Bayağı sevimliymiş aslında.
Fakat Miss Louise hakkındaki düşüncelerimi gözden geçirmek için fazla vaktim olmadı. Luxion'dan gelen aniden bir bildirim düşüncelerimi böldü. "Usta, eğlenceni böldüğüm için üzgünüm."
Hangi eğlenceden bahsettiğini sorup çıkışmak istedim ama Miss Louise hemen yanımda olduğu için laflarımı sineye çekmek zorunda kaldım.
Luxion sessizliğimi onay olarak kabul etti. "Akademide bir sorun var."
Ha?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.