Louise, babasının çağrısına uyarak çalışma odasına girdi. Kapıyı kapatır kapatmaz Albergue, Pierre ile yaşanan hadise hakkında onu sorgulamaya başladı.
Neydi aklından geçen tam olarak?
Louise gözlerini ayak ucuna dikti. Babasının sesinde tam anlamıyla suçlayıcı bir ton yoktu. Muhtemelen kabahatin asıl cumhuriyette olduğunu o da biliyordu. Yine de ne olursa olsun soylu sınıfı mensubuydu ve bu fiyaskodaki rolü yüzünden Louise’i paylamak onun göreviydi.
Alzer’in esenliğini her şeyin üstünde tutmakla yükümlüsün.
Evet, diye fısıldar gibi mırıldandı Louise. Anlıyorum.
Pierre’in çizgiyi aştığının farkındayım, dedi Albergue. Fakat o yabancı, yani Holfortlu olan adam, Kutsal Ağaç’ın fidanını çaldı. Üstelik şimdi bile hâlâ elinde tutuyor. Bir de o gemi vardı, adı neydi? Einhorn mu? O gemi açık bir tehdit unsuru.
Aslında Albergue’in asıl istediği bu ganimetleri ele geçirmekti ve her ikisi de şu an Leon’un elindeydi. Leon müzakere etmeyi kabul etmiş olsa da cumhuriyetin eli açıkça zayıftı.
Louise, Leon’la şahsen tanışsanız ne demek istediğimi anlarsınız, dedi.
Albergue gözlerini kıstı. Leon öldü, diyerek sözünü kesti. Bunu sen de biliyorsun. Ondan tamamen vazgeç demiyorum ama takındığın bu tavrın Serge’i ne hale getirdiğini unutma.
Louise gözyaşları akmasın diye kendini sıkarak ellerini yumruk yaptı, alt dudağını ısırdı.
Albergue içinden, onu birine karşı bu kadar saplantılı görmek çok tuhaf, diye geçirdi.
Louise biraz hırçın bir kız olsa da yaşına göre aklı başında ve olgundu. Son birkaç gündür sergilediği davranışlar düşünülürse, belki de omuzlarında tahmin ettiğinden çok daha büyük bir yük taşıyordu.
Serge ile durumun ne aşamada olduğunu biliyorsun, dedi babası. Artık Leon hakkında konuşmayı kesmelisin.
Bunu bana açıklamanıza gerek yok.
Öyleyse çıkabilirsin.
Louise ofisten süzülerek çıkarken Albergue derin bir iç çeker. Dirseklerini masaya dayayıp çenesini kenetlediği ellerinin üzerine koydu. Bütün bunlarda şüphe uyandıran bir şeyler var.
Masasının çekmecesini kilidini açarak içindeki fotoğraf çerçevesini çıkardı. Fotoğrafta, siyah saçlı, beş yaşlarında bir erkek çocuğu kameraya gülümsüyordu. Küçük Louise ise arkasından ona sarılmıştı. Çocuğun adı Leon Sara Rault’tu ve Albergue’in öz oğluydu. Bu fotoğraf çekildikten az bir süre sonra amansız bir hastalık yüzünden hayata gözlerini yummuştu.
Eğer hâlâ bizimle olsaydın her şey bambaşka olurdu Leon, diye mırıldandı Albergue. Yaşasaydı, hemen hemen Kont Bartfort ile aynı yaşlarda olacaktı.
Fakat bu tür pişmanlık dolu düşünceler Albergue’in kendinden nefret etmesine yol açmaktan başka bir işe yaramıyordu.
Serge de biraz durulsa bari, diye söylendi. Evlatlık oğlu henüz akademiye dönmemişti.
Albergue fotoğrafı tekrar çekmeceye kaldırıp işlerinin başına döndü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.