Noelle ile Louise arasındaki o zahmetli gerilimden sıyrılıp eve dönmeyi bir şekilde başarmıştım.
Ağlama krizine girmemek için kendimi zor tutuyordum, bu aniden başlayan popülerliğimin sebebi neydi böyle? Holfort’ta zaten dünya güzeli iki kadınla nişanlanacak kadar şanslıydım. Buraya gelip iki kadının daha maskarası olacağımı kim tahmin edebilirdi ki?
“Ne diyorsun kızım? Bayağı inanılmaz bir durum, değil mi?”
Daha kapıdan adımımı atar atmaz Elle’i şımartmaya başlamıştım.
Bayan Louise’in davetini geri çevirmek zorunda kalmış, Noelle ile de başka bir gün buluşmaya karar vermiştik.
Luxion’un Elle için hazırladığı akşam yemeği bana resmen lapa gibi görünüyordu ama bizimki tabağını silip süpürdü. Sonra ona serdiğim battaniyenin üzerine kıvrıldı, başını kaldırıp bana baktı ve neşeyle solumaya başladı.
Atlayıp zıplarken kalçalarını fazla zorlamasın diye ona küçük bir bebek yatağı hazırlamıştık. İşe yarayacağını biliyordum ama sonucu düşündüğümden bile harika olmuştu.
“Vay canına, yemeğinin hepsini bitirmişsin.”
Bugün keyfi de sağlığı da gayet yerinde görünüyordu. Onu izlerken Luxion yanıma süzüldü.
“Ne var?” diye sordum.
“İhtiyaç duyduğu besin oranını ve yemesi gereken adedi milimetrik olarak hesapladım. Hepsini tüketmiş olmasına şaşırmamak gerek. Her şeyi kusursuz planladım.”
Onu Loic’e fırlattığım için hâlâ bana kırgın mıydı bu? Gerçekten çok sinir bozucu bir yapay zekaydı.
“Bir derdin mi var senin?”
“Cevabın son derece açık olduğunu düşünüyordum ama tane tane anlatmam gerekiyorsa, evet. Bir derdim var.”
“Ustana böyle davranmak yakışıyor mu hiç?”
“Doğrusunu isterseniz, sizi en başta ustam olarak tanıdığım için pişmanım.”
“Öyle mi? E, senin adına üzüldüm o zaman.”
Somurtkan ortağımla atışırken Elle aniden başını kaldırdı. Kulakları, sanki dışarıdaki bir sesi yakalamış gibi dikleşti. Az sonra kapı hırsla yumruklanmaya başladı.
“Gecenin bu saatinde kim olabilir ki?” diye mırıldandım.
“Usta, sözümü bitirmedim. Geleceğimiz hakkında ciddi bir konuşma yapmamız gerekiyor.”
“Tamam, tamam, onu sonra hallederiz.”
Oradan çıkıp giriş kapısına doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda Chris’i vahşi bir hayvan gibi kapıyı yumruklarken buldum. Nefes nefese kalmıştı. Lüks dairelerinden buraya kadar koşarak mı gelmişti yani?
“Ne oldu, ne bu halin?”
“Bartfort, çok özür dilerim!”
“Ne için?”
Kapıyı sonuna kadar açıp onu içeri buyur ettim. Bu da neydi böyle, kesinlikle öğrenmem gerekiyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.