Kutsal Ağacın Tuzağı

Marie koşturarak ön girişe geldi. Üzerinde hâlâ mutfak önlüğü vardı, saçlarını da yemek yaparken rahat etmek için arkada toplamıştı. Brad’i gördüğü anda gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Ne oldu böyle?!”

Adamı elini kolunu bağlayıp yere yatırmışlardı. Üstünde ise akademiden bir öğrenci oturuyordu.

“Selamün aleyküm üçüncü sınıf soylular. Umarım akşamınız güzel geçiyordur. Bendeniz Feivel Hanedanı'ndan Lord Pierre.”

Marie, Brad’in morarmış yüzüne bakakaldı. Yanına koşmaya yeltendi ama Julius onu omzundan yakaladı. “Ne yapıyorsun Julius? Bırak beni!”

“Sakin ol Marie. Brad yaşııyor. Şimdilik daha acil bir meselemiz var… Üstünde oturan adam ve yanındaki it sürüsü.”

Pierre’in etrafı kendi adamlarıyla sarılıydı. Sokağa birkaç araba park edilmişti. Hepsi modifiyeli, lüks modellerdi.

Pierre, dişlerini göstererek sırıttı ve doğrudan Julius’un gözlerinin içine baktı. “Demek Holfort Krallığı’nın eski veliaht prensi sensin. Gözden düşen şu meşhur tip. Şu an ne kadar zavallı göründüğünün farkındasın, değil mi?”

Marie’nin tepesi attı. Bu pislik de nereden çıktı şimdi?! Julius’la nasıl böyle konuşabilir? Tipine bakmadan bir de laf ediyor, çirkin şey!

“Brad’i bu hale getiren siz misiniz?” diye sordu Julius sakince. Ses tonu buz gibiydi.

Pierre ukala bir tavırla gülümsedi. “Aynen öyle. Amma ezikti ama. Hiç karşı bile koyamadı. Hepiniz eziksiniz. Memleketinize dönmenize az kaldı, ha?”

Jilk, elini silahına uzatmaya hazır bir halde Julius ile Marie’nin arkasında duruyordu. Greg kendini tutmak için zorlarken alnındaki damarlar fırlamıştı. Chris ise daha birkaç an önce antrenman yaparken kullandığı kılıcı hâlâ elinde tutuyordu. Kyle ve Carla arkalarında saklanıyordu ancak Julius en öne geçip grubu adına konuşmaya başladı.

“Brad’i bize teslim etmenizi rica ediyorum.”

“Tabii. Onu buraya kadar sürüklememin sebebi de buydu zaten. Ha, bu arada, sizinle çözmem gereken küçük bir hesabım var. Benimle biraz oynamaya ne dersiniz?”

Marie’nin içine doğan his hiç iyi değildi. Eyvah. Çok önemli bir şeyi unutuyormuşum gibi geliyor. Neydi o?

Pierre, Brad’in üstünden kalktı. “Sizi düelloya davet ediyorum. Kazansanız da kaybetseniz de arkadaşınızı alabilirsiniz. Ama ben kazanırsam, geminizi bana vereceksiniz. Rahat edecekseniz Kutsal Ağaç üzerine yemin bile ederim. Reddederseniz, arkadaşınızı rüyanızda görürsünüz.”

Gemi mi? Einhorn’dan mı bahsediyordu bu adam?

Ama… o abimin gemisi. Onun üzerine bahis oynayamayız ki! Bir de Kutsal Ağaç üzerine yemin etmekle ilgili bir şey yok muydu?

Julius, Marie’yi rahatlatan şu sözleri söyledi: “Kabul edemeyiz. O geminin sahibi Bartfort. Üzerinde hiçbir hakkım yok.”

“Öyle mi? O zaman ben de bu arkadaşınızı öldürmek zorunda kalırım.” Pierre, Brad’in saçlarını kavrayıp kafasını yerden kaldırdı.

“Dur!” diye ağzından kaçırdı Julius. “Kabul ediyorum ama gemiyi bahse koyamam—”

Pierre sadece kaçıkça dişlerini göstererek sırıttı. Elinin sırtındaki damga parıldamaya başladı. “Kabul ettiğini söyledin! Kutsal Ağaç üzerine yemin ettin!”

Pierre sanki zaten kazanmış gibi ellerini havaya kaldırıp kahkahalar atmaya başladı.

Julius huzursuz bir edayla, “N-ne saçmalıyorsun sen?” diye sordu.

Marie aniden ne olduğunu hatırladı. “H-hayır! Bu maçı kabul edemezsin!”

Ancak Pierre’in ayaklarının altında çoktan bir büyü çemberi belirmiş ve hepsini içine alana kadar genişlemişti. Marie büyü çemberine bakarken yüzündeki bütün kan çekildi.

Şimdi hatırladım. Oyunda bu pislik, ana karaktere sarmak için saçma sarak bir bahane uyduruyordu ve sonra…

Pierre alaycı bir tavırla, “Kabul ettiğin an Kutsal Ağaç’la bir biat yapmış oldun,” dedi. “Artık geri dönüşü yok! Ağaç üzerine edilen hiçbir yemin bozulamaz. Sözünü tutmazsan ölürsün!” Bir deli gibi bağırarak parmağıyla Julius’u işaret etti. “Dövüşün kuralları basit: Sen ve arkadaşların aranızda tek bir kişi ayakta kalana kadar birbirinizi öldüreceksiniz.”

Bu bardakı taşıran son damla oldu.

“Saçmalıklarına bir son ver artık!” Jilk tabancasını çekmeye yeltendi ama çemberden çıkan ince kökler ve sarmaşıklar fırlayıp hepsini hapsetti.

Marie boynuna dolanan sarmaşıklardan kurtulmaya çalıştı ama gücü yetmedi.

Pierre ellerini ceplerine sokup kıkırdadı. “Sizsiniz saçmalayan. Maçımı kabul edeceğinize dair Kutsal Ağaç’a yemin ettiniz. Şimdi çabuk olun da birbirinizi öldürmeye başlayın, yoksa şimdiden kaybettiniz demektir!”

Marie dişlerini sıktı. Nesi var bu adamın? Oyunda da aşağılık ve sinsinin tekiydi ama bu kadarı da fazla! Ayrıca bize zorla yaptırdığı şu bahis…

Einhorn Leon’a aitti. Eğer çalınırsa Marie’nin başı büyük belaya girerdi.

Abisinin sabrını zorlamayı geç, adamı çıldırtırlardı!

Julius gözlerini Pierre’e dikti. “Birbirimizi öldüremeyiz. Ayrıca bu mantıksız şartların geçerli olması imkânsız!”

“Burası Holfort gibi üçüncü dünya ülkesi değil. Alzer hiç yenilgi yüzü görmedi. Burada size adil davranılacağını sandıysanız fazla safmışsınız.”

Pierre, Alzer’in başarıları konusunda haklıydı. Julius ve diğerleri öfkeden köpürürken boyunlarına keskin bir acı saplandı.

Greg boynundaki sarmaşıkları söküp atarken nefes nefese, “N-ne oluyor lan?!” dedi. Sarmaşıklar cildinde tasma gibi duran mürekkep rengi bir iz bırakmıştı.

Chris, “Greg, boynunda bir şey var,” dedi.

“Senin de!”

Hepsine tasma benzeri bu garip dövmeler işlenmişti.

Büyü çemberi kaybolunca kökler ve sarmaşıklar da hareket etmeyi bıraktı.

Pierre, “Dediğim gibi, ağaç üzerine edilen yemin bozulamaz,” diye açıkladı. “Ağaç, kendisine karşı gelmeye cüret eden aşağılıklara cezasını kendi keser. Sözünüzü tutmazsanız kelleyi verirsiniz.”

Julius’un gözleri yuvalarından fırladı. Çocuklar arkalarını dönüp Marie’ye baktı. Tıpkı onlar gibi onun da cildine bir damga kazınmıştı. Çocuklar bunu görünce çılgına döndü ama ellerinden bir şey gelmiyordu.

Pierre bekleyen araçlardan birine doğru yürüdü. “Gidip üçüncü dünya ülkesinden gelen şu gemi nasıl bir şeymiş bakayım. Ne de olsa artık benim.”

O ve adamları giderken Julius, sesinde derin bir endişeyle Marie’ye doğru koştu. “İyi misin?!”

“Haber…”

“Ne?”

“Leon’a ne olduğunu haber verin. Hemen! Ve ne yaparsanız yapın, onu sinirlendirmeyin, tamam mı? Durumu anladığından emin olun yeter. Eğer… eğer onu hemen bilgilendirmezsek büyük bir felaket kopacak!”

“Ş-şey, tamam! Hemen haber veriyorum.”

Marie’nin çocukları, kızın bu kadar dehşete düşmüş olmasından ötürü neye uğradıklarını şaşırdı. Chris, durumu Leon’a aktarmak için hemen oradan uzaklaştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.