Çıkmaz Rota

Öğle arası gelmişti. Yemekhaneden kaptığım aromalı çöreği atıştırarak Marie ile buluşmak üzere okulun sessiz bir köşesine doğru ilerledim. Öğrendiklerimi ona da anlatmam gerekiyordu. Duyduklarımız ikimizin de kafasını iyice karıştırmıştı.

"Yani şimdi Noelle, Jean’dan hoşlanıyor... Loic etrafında pervane olsa bile kızın hiç umurunda değil, öyle mi?" Marie olduğu yere çömeldi, başını ellerinin arasına alıp inledi.

"Aynen öyle görünüyor. Jean ile evleri yakınmış, her şeyi konuşuyorlarmış. Hatta evde yemek fazla pişince gidip Jean’la paylaşıyormuş. Aralarındaki samimiyeti sen hesap et artık."

Vay be, kıskanmamak elde değildi. Bu bir light novel olsaydı, şu an ana karakter kesinlikle Jean olurdu.

Ama çocuk bir otome oyununun figüranından başka bir şey değildi. Ana karakterin ona tutulması, dünyalara bedel bir güzelliğin sıradan bir adama vurulması gibiydi. Çapkın görüntüsünün aksine Noelle gayet temiz kalpli, tatlı bir kızdı. Bizim oradaki kızlara kıyasla biraz kaba saba veya hanımefendilikten uzak kalabilirdi belki ama buradaki diğer tüm kızlar gayet normaldi. Bütün bu ortamın bana kendi okul yıllarımı hatırlatması, buradaki kızları gözümde daha da çekici kılıyordu. Cumhuriyet bu kadar baskıcı ve zalim olmasaydı her şey mükemmel oturacaktı.

Marie ise çaresizlikten ne yapacağını şaşırmıştı. "Peki, Lelia Kolay-Yem’i kaptı, Noelle’in peşinde de Loic var. Ama kötü kadın Noelle’e kan kusturuyor ve..." Gözleri fırfır döndü, ellerini saçlarının arasına daldırıp bağırdı. "Biri bana söylesin, biz bu işin içinden nasıl çıkacağız?!"

Ambalajındaki ikinci aromalı çöreği kemirmeye başladım. O sırada Luxion, son istihbarat görevinden dönmüş, yanımda süzülüyordu.

"Diğer öğrencilerin Lelia ve Emile’i bir çift olarak gördüğü doğru," dedi.

"İyi de bu çocuk Altı Büyük Hanedan’dan birinin ikinci oğlu değil mi? Gerçekten halktan biriyle sevgili olmasına göz yumuyorlar mı?"

Luxion’ın kırmızı, gözü andıran merceği hafifçe kaydı. "Muhtemelen gençlik cehaleti olarak bakıyorlardır. Zamanla olgunlaşıp vazgeçeceğini düşünüyor olabilirler. Ya da belki de kızı müstakbel bir eş değil, geçici bir heves olarak görüyorlardır?"

"Oyun kuralı öyle işlemiyor ama," dedi Marie. "Ana karakter Kutsal Fide’nin rahibesi seçildiği an resmi olarak çıkmaya başlayabiliyorlar. Düğünlü möğünlü mutlu sona ulaşıyorlar yani."

"Yani kız, Alzer’in Holfort Azize’si versiyonu, öyle mi?"

İki oyunun mantığı aynıydı. Olivia Azize unvanını aldığı an, koskoca bir hanedan mirasçısı ya da Prens Julius’un kendisi fark etmeksizin toplum onun seçtiği erkeği kabul etmek zorunda kalıyordu. Görünüşe göre bu devam oyununun ana karakteri de rahibe olunca benzer bir ayrıcalık kazanıyordu.

"Usta, Noelle hedefindeki erkeklerden biriyle bağ kurduğu sürece ortada bir sorun kalmayacağını tahmin ediyorum."

"İyi hoş da sorun zaten Noelle’in Loic’e zerre ilgi duymaması. Diğer adaylar hâlâ geçerli mi?"

Marie parmaklarıyla saymaya başladı. "Klasik-Prens Loic var, Kolay-Yem Emile var, Çürük-Profesör Narcisse, Abim-De-Abim Hugues, bir de gizli karakter olan Büyük Abi Fernand. Ha, bir de ezeli rakip Serge var tabii."

Alzer’i yöneten Altı Büyük Hanedan’ın her birinden birer aday.

Asıl mesele, bu lakaplara gerçekten gerek var mıydı?

"Şu 'Büyük Abi' olayı da neyin nesi?"

"Fernand, Hugues’un öz ağabeyi. Yaşı genç ama Druille Hanedanı’nın başında şu an. Altı Büyük Hanedan meclislerine bile katılıyor."

Luxion havada süzülerek onaylarcasına bir kavis çizdi. "Nüfuzlu biri desene. Şu anki imkânlarımla bu Fernand hakkında daha fazla bilgi toplayamıyorum."

"E, ana karakter bu gizli karakterle ne zaman tanışıyordu peki?"

"Önce Hugues ile yakınlaşması lazım," dedi Marie. "Çocuk genç, adalet duygusu tavan yapmış durumda, bir de üstüne üstlük acayip yakışıklı! Şu an başımda belada olan tiplerdense onunla uğraşmayı yeğlerdim."

Bu sinir bozucu itirafını bir kenara bırakıp Noelle’i kiminle baş göz edeceğimize odaklanmalıydık.

"Sanırım en mantıklı seçenekler Narcisse veya Hugues. Fernand da fena durmuyor ama hakkında yeterince bilgiye sahip değiliz."

Serge akademiye devam etmiyordu. Noelle de Loic’ten nefret ettiğini açıkça belirttiğine göre o ikisi baştan eleniyordu.

Marie yüzünü buruşturdu. "Oyunda bir öğretmenle yakınlaşmak sorun değil belki ama gerçek hayatta? Bayağı mide bulandırıcı duruyor. Çöpçatanlık yapacaksan Hugues en güvenli liman gibi. Gel gelelim çocuk üçüncü sınıf ve çekilecek gibi bir kişiliği yok. Hmm... Aaa!"

"Ne oldu?"

Marie’nin yüzü aniden aydınlandı. Bir şey hatırlamış olmalıydı. "Şey... kem küm... Oyunda Hugues ile ilk sınıftayken belirli bir olayı tetiklemezsen tren kaçıyordu."

"Tren kaçıyordu derken?"

"İlk yıl onunla samimi olamazsan o rotaya bir daha giremiyorsun. A, dur! Narcisse için de bir ön şart vardı galiba. Onun dersini almamız gerekiyordu sanırım."

Yani adamın gönlünü çalmak için özel dersine kaydolmak gerekiyordu. Marie’nin anlattığına göre Narcisse, zindanlardaki kadim kalıntıları araştıran bir akademisyendi. Gözüm Luxion’a kaydı.

"Ne Noelle ne de Lelia, Narcisse’in dersini seçmiş durumda," dedi. "Zaten ders hiç popüler değil. Alan öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor."

Anlaşılan öğrenciler her eğitim yılının başında bazı seçmeli dersleri kendileri belirliyordu.

"Hâlâ vakit var! İkinci sınıfa geçmeden önce dersini seçerse rotaya girebilir!"

Luxion’ın tek gözü sağa sola gidip geldi; sanki olumsuz anlamda başını sallıyor gibiydi. "Ne yazık ki ikisi de zaten ikinci sınıfta ve diğer özel dersler için başvurularını çoktan tamamladılar."

Marie’nin beti bereketi attı. "Bir dakika, bir dakika... Bu doğruysa kızın elinde Loic’ten başka seçenek kalmadı demektir!"

Ve Noelle adamdan ölesiye nefret ediyordu.

"Çıkmaza mı girdik şimdi?" diye sordum.

Marie bakışlarını yere indirdi, yüzünü elleriyle kapattı. "Neden nefret ediyor ki sanki Loic’ten?! Tamam, biraz yapışkan olabilir ama zengin, yakışıklı! İleride de çok önemli bir konuma gelecek. Kızın adama kul köle olması lazımdı!"

Saha gerçeklerine bakacak olursak, adamın çekici görünmesinin tek sebebi onun bir oyun karakteri olduğunu bilmemizdi. Gerçek hayatta adamın statüsü kızın fersah fersah üstündeydi. Kızın adamı radarına bile almaması çok doğaldı.

"Noelle’in asıl ana karakter olup olmadığı bile henüz kesin değil ama işlerin nereye varacağını gerçekten merak ediyorum."

Bizim gerçekliğimiz bir oyundan ibaret değildi. Evet, belki kızı bir şekilde birinin kucağına itebilirdik ama bunun Noelle’in iyiliğine olup olmayacağını kim bilebilirdi ki?

Kafamda bu düşünceleri evirip çevirirken Marie’nin gözlerini elime diktiğini, çenesinden akan salyasını sildiğini fark ettim. Yarım bıraktığım çöreğe kilitlenip kalmıştı.

"Sen... yemek yiyorsun değil mi?" diye sordum.

Marie gözyaşlarını sildi. "Bizim oğlanlar büyüme çağında. İştahları yerinde ama günlük harcamalar için elimizde doğru dürüst para yok. Ben de öğle yemeklerinden kısmaya çalışıyorum. Günde sadece bir tane sade poğaça yiyorum."

Kuru bir poğaça mı? Ben de tutumlu adamdım ama en azından aromalı çörek alacak kadar param vardı. Bunların durumu ne kadar vahimleşmişti böyle?

"E, kendine beslenme çantası hazırlasaydın ya," dedim.

"Tek başıma yersem Julius ve diğerlerine haksızlık olur, kendilerini dışlanmış hissederler! Altı yedi kişiye yemek hazırlamak ne kadar zor, haberin var mı senin?!"

"Tamam, tamam, kızma. Al, yemek ister misin?"

Marie elimdeki çöreği sanki bir ganimetmişçesine kaptı. Japonya’daki lise yıllarının tam tersi bir manzara yaşanıyordu; orada kızlar artık yemeklerini verdiğinde erkeklerin aklı başından giderdi.

"Yaşasın! Seni çok seviyorum abican!"

Normalde "Kes çenesini, tüylerimi ürpertiyorsun!" deyip terslerdim ama haline o kadar acıdım ki ağzımı açıp tek kelime edemedim.

Luxion bile bu hale acımış gibiydi. "Demek ters harem sonuna ulaşmaya çalışmanın bedeli bu acı dolu kader..."

Çöreği hırsla ısırmasını izlerken içim sızladı. Zihnime bir şüphe düştü... Noelle o erkeklerden birinin kalbini kazanmayı başarsa bile günün sonunda gerçekten mutlu olabilecek miydi?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.