Küçük bir hava gemisine binip Lespinasse zindanına doğru yola çıktık. Vardığımızda kapıda girişi yasaklayan bir tabela sallanıyordu ama çekinmeden kenara ittik. Narcisse sayesinde zaten elimizde gerekli izinler vardı. Altı Büyük Hanedan’dan birine mensup olduğunu söylemek yetti, görevliler önümüzde hemen yolu açtı.
"Hava ne kadar da güzel!" diye bağırdı Julius keyifle. "Maceraya çıkmak için biçilmiş kaftan!"
Sırtındaki tüfeği kontrol eden Jilk de hemen hevesle katıldı. "Haklısınız, Altesleri!"
Narcisse sırt çantasının askılarını düzeltirken gökyüzüne bakıp kaşlarını çattı. "Saçmalamayın, bugün hava bulutlu."
Julius sırrıverdi. "Bu bir bakış açısı meselesi, Profesör."
"Hayır, efendim. Havanın durumunun bakış açısıyla falan alakası yok!"
Bu tipler durumun ciddiyetinin kesinlikle farkında değildi, resmen eğleniyorlardı.
Chris yanında getirdiği birkaç farklı kılıcı yan yana dizmiş, hangisini içeri götüreceğine karar vermeye çalışıyordu. "Şunu mu alsam acaba? Yok, bu da fena değilmiş... Ah, neyse ne! İkisini birden alıyorum!"
Bizimkiler bu zindan keşfini piknikle karıştırıyordu sanırım. Bir kere olsun kendilerini benim yerime koysalar ölürlerdi sanki. Büyük bir aptallar sürüsünün başkomutanı olmak kolay değildi.
"Eğlenceniz bittiyse," dedim soğuk bir sesle, "artık yola koyulalım."
Yanımda akıllı telefona benzeyen taşınabilir bir cihaz vardı. Haritayı açmak için ekranı kaydırdım ama görüntü karıncalandı. Kutsal Ağaç'ın yaydığı parazitler yüzündendi herhalde.
Profesör Narcisse omuzumun üstünden bakıp mırıldandı. "Aman tanrım! Krallık gerçekten de tuhaf araçlar kullanıyor."
"Ha, bu mu? Bir tür kayıp eşya. Bayağı kullanışlı bir şeydir, biraz yararlanayım dedim."
"Kayıp eşya mı?! İnanılmaz bir şey bu! Sakıncası yoksa daha yakından bakabilir miyim?"
"'Daha yakından bakmak' derken parçalarına ayırmayı kast ediyorsanız, kalsın. Tek parça kalmasını tercih ederim." Ağır çantayı ve pompalı tüfeği omuzuma astım. "Şimdi içeri giriyoruz."
Narcisse kaşlarını çattı. "Leon, patlayıcıları neden yanında getirdiğini sorabilir miyim?"
Kafamı hafifçe yana eğdim. "Bunu sormanız bile garip. İhtiyacımız olacak çünkü."
Jilk kendinden emin bir edayla söze girdi. "Barut konusunda oldukça bilgiliyimdir, içiniz rahat olsun Profesör. Hazinelere zarar vermeyiz."
"Sorun o değil! Bu zindanda antik kalıntılar var! Öyle her yeri havaya uçuramazsınız!"
Julius kahkaha attı. "Endişelenmeyin. Bir şeyi yıkmamak için elimizden geleni yaparız. Sonuçta hazineye zarar vermek değerini düşürür."
"Umarım kastettiğin şey tarihî değeridir! Buradaki kalıntıların önemini kavrayabiliyor musunuz acaba?"
Kıs kıs güldüm. "Bende o iş. Bizimkiler çizgiyi aşarsa müdahale ederim. Hem zaten hedefimiz kalıntılar değil. Başka bir şey arıyoruz."
Aradığımız o "başka şey", oyunda normalde hiçbir işe yaramayan anahtar bir eşyaydı. Hikayeyi ilerletmek dışında tamamen gereksiz bir nesneydi. Fakat burası artık bir oyun değildi. Bu da o eşyanın hayatı önem taşıdığı anlamına geliyordu.
Narcisse gözlerini süzdü. "Başka bir şey mi dedin?"
Sorgulayan bakışlarına aldırış etmeden yürümeye devam ettim. "İş zamanı! Aklınızı başınıza toplayın, millet!"
Julius, Jilk ve Chris coşkuyla bağırdı.
Narcisse başını öne eğip kendi kendine mırıldandı. "Hiç güven vermiyorlar, hiç..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.