Depo bölgesindeki binalardan birinde, Pierre’in tüccar arkadaşı duruyordu. Üzerine zevksiz, gösterişli bir takım elbise geçirmişti, ağzında da bir puro tütüyordu. Dudaklarının arasından süzülen dumanlar havaya karışırken, endişeyle Elle’e sarılmış olan Carla’ya gözlerini dikip tepeden baktı. Köpek, kızı sakinleştirmek istercesine yanağını yalıyordu.
“Şansına küs küçük kız. Yanlış insanları karşınıza aldınız. Kartlarınızı daha doğru oynasaydınız belki krallığınıza sağ salim dönebilirdiniz.”
Carla baştan aşağı titrese de cesur görünmeye çalıştı. “A-aynısını sizin için de söyleyebilirim! Kont Bartfort’u fazla hafife almıyor musunuz? O, Holfort’un kahramanı, biliyorsunuz değil mi? Ne kadar güçlü düşman varsa hepsini alt edip bütün ülkeyi kurtardı. O yaşayan bir efsane!”
Tüccar alaycı bir kahkaha patlattı, adamları da kıkırdayarak ona eşlik etti.
“Küçük kız, geldiğin o taşrada harika biri olabilir ama burası dünyanın merkezi. Senin o dağ köylüsü kahramanının burada zerre hükmü geçmez. Şu an bile pestilini çıkarıyorlardır muhtemelen.”
Carla gözlerini yere indirdi ve Elle’e daha da sıkı sarıldı.
Tüccar pis pis sırıttı. “Uslu durup söyleneni yaparsan, Mösyö Pierre belki sana biraz merhamet gösterir, hem...”
Sözünü bitiremeden deponun kapısı büyük bir gürültüyle patlayarak açıldı. İçeriye dolan ışıkla birlikte adamları hemen silahlarına sarıldı. Havada uçuşan toz bulutunun ardında puslu bir silüet belirdi.
“Ateş edin!” diye bağırdı tüccar, dehşet içinde. “Hemen vurun şunu!”
Bir süre boyunca depoda sadece peş peşe patlayan silah sesleri yankılandı. Adamlar şarjörlerini tamamen boşalttığında etrafı derin bir sessizlik kapladı. Tüccar ve adamları, karşılarındaki silüetin büyüden bir kalkan sayesinde burnu bile kanamadan öylece durduğunu görünce donakaldı. Yamulmuş mermiler etraftaki zemine saçılmıştı.
Büyü dağıldı ve elinde alışılmadık derecede devasa bir silah tutan sarışın, minyon bir kız öne çıktı.
Carla’nın yanaklarından gözyaşları süzüldü. “Marie Hanıııım!”
“Carla’yı geri veriiin!” Marie öldürücü olmayan mermilerle yaylım ateşi açtı. Tüccarın adamlarını bir bir yere sererken, adam dehşetle bakakaldı.
Bu da ne biçim bir silah böyle, diye düşündü tüccar. Hayatında böylesini görmemişti. O kadar hızlı ateş ediyordu ki aklı hayali durmuştu ama çok geçmeden silahın mermisi bitti.
“Şimdi fırsatımız varken yakalayın şu kızı! Ne yapıp edin, o silahı ele geçirin!”
Bu nadide silahı mutlaka istiyordu, üstelik ölümcül olmadığından da emindi. Mermileri yiyen adamlarından hiçbiri ölmemişti.
Adamlar üzerine çullanmaya yeltendiği sırada Marie’nin arkasında bir delikanlı belirdi ve onları savurup geriye püskürttü. İlerleyip kızın yanına geçti. Marie elindeki hafif makineli tüfeği ona uzatıp bir tabanca çıkardı.
“Kıpırdamayın! Kaçacak hiçbir yeriniz yok!”
Arka kapı büyük bir gürültüyle kırılınca tüccar omzunun üzerinden geriye baktı.
Greg elinde bir pompalı tüfekle içeri adım attı. “Dışarıdaki yalakalarınızı zaten hallettik.”
Kaçış rotası, tüccarın çağırabileceği olası destekle birlikte tamamen yok olmuştu. Çaresizlik içinde tabancasını çekip namluyu Carla’ya doğrulttu.
“Sizi gidi veletler! Küçük arkadaşınızın beynini dağıtırım yoksa... hii!”
Jilk tüccarın koluna bir el ateş etti. “Bir beyefendi, silahını asla bir hanımefendiye doğrultmaz.”
Silahını tüccardan ayırmadan gülümsedi.
Chris yerdeki ayakçıları bağlamaya koyulurken Marie koşa koşa Carla’nın yanına gidip ona sarıldı.
“İyi olmana o kadar sevindim ki!”
Carla gözyaşlarına boğuldu. “Hıııı!”
Yaralı kolunu tutan tüccarın yüzü acıyla ekşidi. “S-siz veletler bunun yanınıza kalacağını mı sanıyorsunuz?”
Julius namluyu adama doğrultarak yaklaştı. “Bunu duymaktan bıktık artık. Şu an kendi geleceğini düşünsen iyi edersin. Marie, Bartfort’a Carla’nın güvende olduğunu haber vermeliyiz.”
Julius ona baktığında Marie’nin kaşlarını çatmış, elindeki tablete dik dik baktığını gördü.
“Düello zaten başladı.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.