Partner’ın güvertesinde dikilmiş, Marie ve peşindeki dalkavuk sürüsünü izliyordum.
"Sıkıcı iş."
Luxion yanımda süzüldü. "Hayattan bu kadar keyif alabilmesi de bir nevi yetenek herhalde. O bir yana, onun için neden Partner’ı çıkarmak zorunda kaldık?"
Partner, Luxion’ın asıl gövdesini oluşturan uzay gemisinin daha küçük bir kopyasıydı. Gerçek gemiyi gizli tutarken, bunu herkese gerçek bir gizli eşya gibi yutturuyorduk. Ancak Luxion bu gemiyi kendi elleriyle yarattığı için ona adeta üstüne titrediği bir evladı gibi davranıyordu.
Marie, maiyetiyle birlikte bir maceraya atılmayı kafaya koymuştu. Bu da yolculuk için bir hava gemisine ihtiyacı olduğu anlamına geliyordu. Tabii ki ilk çaldığı kapı da benimki olmuştu.
"Ona gemisini ödünç verecek başka kimse yoktu, ben de mecbur kaldım. Gerçekten berbat bir durum. Onun emirlerine uymak zorunda olmak tüylerimi ürpertiyor."
Bana fena halde önceki hayatımdaki kız kardeşimi hatırlatıyordu. Tam bir baş belasıydı; gerçi bu dünyadaki kız kardeşlerimin de ondan kalır yanı yoktu.
"Marie’nin kişisel muhafız birliğinin lideri olduğuna inanmak gerçekten güç," diye mırıldandı Luxion.
"Söyleme şunu! Zaten durumu kabullenmekte yeterince zorlanıyorum."
Diğer soylular ne düşünüyordu acaba? Beni onun kişisel muhafızlığına atarken akılları neredeydi? Hepsi geri zekalı mıydı bunların?
Marie’nin keyfi yerindeydi, etrafındakiler ona yaltaklandıkça kıkır kıkır gülüyordu. İşin garibi, Carla da onun peşine takılmıştı ama benim dikkatimi daha çok başka biri çekiyordu: Marie’nin kişisel uşağı Kyle.
Kısa sarı saçları, uzun ve ince kulakları vardı. Henüz ortaokul çağında gösteriyordu. Ukala bir konuşma tarzı olsa da yaşına göre epey lakayıt bir tavrı vardı. Kalabalığın gerisinde durmuş, güvertenin korkuluklarına tutunarak gökyüzünü izliyordu.
Yanına yaklaştım. "Hayırdır? Hanımefendinin dalkavukları seni pabucunu dama mı attı?"
Bana şöyle bir baktı. "Benimle konuşmazsan sevinirim. Bilmiyorsan söyleyeyim, senden nefret ediyorum."
Bunu bu kadar pat diye söylemesi canımı sıktı. Pek sabırlı biri sayılmazdım. "Harika! Madem benden bu kadar nefret ediyorsun, seni gemiden aşağı atayım da bir daha yüzümü görmek zorunda kalma, ne dersin?"
Gökyüzünde süzüldüğümüz için onu suya değil, doğrudan boşluğa fırlatmış olacaktım.
Kyle burun kıvırdı. "Bunun sana ne faydası olacak? Sizin gibiler kâr zarar hesabı yapmadan kılını bile kıpırdatmaz."
Kansız herif tamamen haklıydı ve bu beni daha da çileden çıkardı. Tamam, onu gerçekten aşağı atacak değildim. Ama oyundayken ne kadar ukala bir velet olduğunu düşünüyorsam, kanlı canlı karşıma çıktığında çok daha çekilmez biri olduğunu anlamıştım.
"Tch, bunu unutmayacağım," diyerek oradan uzaklaştım.
"Vay canına," diye seslendi arkamdan küçük pislik. "Kuyruğunu kıstırıp kaçan sokak serserilerine benziyorsun."
Öfkem tepeme fırlamak üzereyken Luxion araya girdi. "Usta, Olivia ve Angelica bu tarafa geliyor."
Livia neşeyle gülümsüyor, Angie ise sabırsızlıktan yerinde duramıyordu.
"Leon, hedefimiz şimdiden göründü!" Livia gülümsedi. Onun heyecanı tamamen tarihi merakından geliyordu; tek istediği kalıntıları görmekti.
Angie ise tam aksine, maceracı bir soydan gelmenin verdiği heyecanla yanıp tutuşuyordu. Gezi ve kalıntılar kelimelerini duyar duymaz hazine hayalleri kurmaya başlamıştı. İçindeki endişe ve heyecanı bastırmakta zorlanıyordu. "Hemen iniş yapmalıyız. Kalıntıların yakınına kampı kurup diğerlerinden önce hazineyi bulmalıyız!"
Kafamı yana eğdim. "Angie, sen zaten yeterince zengin değil misin?"
"Öyle ama onu bizzat bulmanın tadı bambaşka. Dün gece heyecandan gözüme uyku girmedi." Normalde çok olgun davranırdı. Bir şeye karşı böyle çocuksu bir heyecan beslediğini görmek nadir anlardandı.
"Benim de!" dedi Livia. "Bu kalıntıları araştırmak için sabırsızlanıyorum. Kadim insanların nasıl yaşadığını hep merak etmişimdir." Merakı gözlerinden okunuyordu.
Onların bu neşesi, bu gezinin tek teselli kaynağıydı. Doğrusu, Angie ve Livia gelmek istemeseydi Marie’nin bu ricasını çoktan reddetmiş olurdum.
"Siz ikiniz keyif alıyorsanız, Partner’ı getirdiğime değdi demektir."
"Minnettarım," dedi Angie. "Başkentte bir zindan var elbette ama bilinmeyeni keşfetmedikten sonra macera yarım kalır."
Biz sohbet ederken Marie, kibirli bir prenses gibi çalım satarak yanımıza geldi. Rüzgarda savrulan saçlarını eliyle bastırdı. "Hey, baksana, ada göründü. İniş hazırlıklarına başla. Hazineyi bir an önce toplamak istiyorum."
Öfkeyle hırlayarak ona ters ters baktım.
Marie hemen sindi ve bakışlarını kaçırdı. Korkmuş küçük bir hayvan gibi davranması, bana yine önceki hayatımdaki kız kardeşimi hatırlattı.
Sinir bozucu şey.
"Şey, yani... İniş hazırlığı yapsak çok iyi olurdu aslında, o yüzden..." Etrafında dalkavukları olmayınca nasıl da pısırıklaşıyordu. Zaten o dalkavuklar da Angie’nin korkusundan yanımıza yaklaşamıyordu.
Angie, öfkesini gizleme gereği duymadan Marie’ye dik dik baktı. "Partner Leon’un gemisi. İşleri nasıl yürüteceğine karışmak senin haddine mi?" diyerek bir adım öne çıktı.
Marie panikle geri kaçtı, gerçi kaçmasına da pek gerek kalmadı; tam o sırada Jilk Fia Marmoria ve Greg Fou Seberg yanımızda bitti. Diğer üç oğlan herhalde meşguldü.
Jilk, Angie ile Marie’nin arasına girdi. Uzun, yeşil saçları vardı ve o sakin, kibar tavrının altında sinsi bir çakal yatıyordu. Prens Julius’un sütkardeşi olarak, bir zamanlar prensin kişisel muhafızlarının başıydı. Daha doğrusu, eskidendi. Julius gözden düşüp sürgün edildiğinde Jilk’i de beraberinde sürüklemişti ve çocuk hala ailesi tarafından reddedilmiş durumdaydı.
"Bayan Angelica, Bayan Marie’ye ne yapmayı planlıyordunuz acaba?" diye sordu.
"Hiçbir şey. Sadece onu uyarıyordum." Angie geri adım attı, bu da beni son derece rahatlattı.
"Sızlanmayı kes," dedim Marie’ye. "Gemiyi indireceğim ve hazırlıkları başlatacağım."
"P-peki..." diye kabul etti Marie. Ama yüz ifadesinden hala durumdan hoşnut olmadığı okunuyordu.
Onu bir kitap gibi okuyabilmekten nefret ediyordum.
Bu küçük arbede, gemideki bir başka misafirin de dikkatini çekmişti. Uzun siyah saçlı, soluk tenli ve kırmızı gözlü narin bir kız güvertede süzülerek bize doğru yaklaştı: Prenses Hertrude Sera Fanoss. Krallık yetkilileri, prenslik prensesini akademimizde eğitim görmeye adeta zorlamıştı.
"Ah, herkes buradaymış," dedi. "Ben de sizi arıyordum."
Angie burnunu kıvırıp mırıldandı. "Onun da bizimle geleceğinden haberim yoktu."
Luxion yanıma süzülüp fısıldadı. "Geldiğimizden beri gemiyi köşe bucak inceliyor."
"Saray yetkilileri ne düşünüyor gerçekten merak ediyorum, başıma bir de yabancı ülkenin prensesini sardılar." İçimi çektim.
Bayan Hertrude bize gülümsedi ama buna dostane bir gülümseme demek imkansızdı. Tabii bunda benim de payım büyüktü. Okul gezisi sırasında Fanoss ordusunu darmadağın ettikten sonra onlarla alay etmiş, "Söylesenize, nasıl bir his? Bir avuç velete yenilmek diyorum, gerçekten merak ediyorum da," gibisinden laflar etmiştim. Üstelik prensesi de esir almıştım. Bunların pek yardımı dokunmamıştı haliyle.
Yani, şimdi gözlerimin içine bakarak öyle ışıl ışıl gülümsemesi içimi ürpertiyordu. "Vikont Bartfort, hava geminiz o kadar devasa ki içinde kayboldum."
"Ah, üzüldüm. Korumalarınız nerede? Lütfen tek başınıza etrafta dolanmayın."
"Yollarımız ayrıldı." Prenses omuz silkti. "Bunun için beni suçlayamazsınız herhalde."
Onu gözlemekle görevli birkaç akademi öğrencisi vardı ama ortalıkta görünmüyorlardı. Ya onları atlatmıştı ya da gemiden aşağı fırlatmıştı.
Luxion kulağıma fısıldadı: "Aslında onu bilerek yalnız bıraktılar."
Yaa. Onu dikkatle inceledim. Bu sinsi kız yenilgiyi ne zaman kabul edeceğini bilmiyordu, bunu hissedebiliyordum. Ne planlıyordu acaba?
Prenses kafasını çevirdi. "Bana öyle arsız gözlerle bakmazsanız sevinirim."
Durumu da amma yanlış anlamıştı. İlgimi çekmiyordu bile, sağ olsun. Göğüsleri Marie ile düzlük yarışına girecek kadar ufaktı. Kafamı salladım. "Kusura bakmayın."
"N-neden bana öyle acıyan gözlerle bakıyorsunuz? Ne demek oluyor bu?" Yanakları kızardı.
Angie öne atıldı. "Bu kadar laklak yeter. İniş hazırlıklarına başlasak iyi olur."
Partner, elflerin yaşadığı adaya varmıştı. Limanları bizim gemiyi alacak kadar büyük olmadığından başka bir yere yanaşmak zorunda kaldık. Luxion iniş hazırlıklarına başlarken biz de hazırlanmaya koyulduk.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.