Sürgün Adasında İlk Adımlar

Yere indiğimiz an, gemideki kızlar emirler yağdırmaya, erkekler ise onların valizlerini taşımaya başladı.

"Hey, sen! Eşyalarımı hırpalama!"

"Ü-üzgünüm..."

Kızların çoğunun aslında bu işleri yapması gereken uşakları vardı ama bu uşaklar aynı zamanda kızların sevgilileriydi. Erkekler, uşaklara emir vermeye kalkarlarsa başlarına sadece bela alacaklarını bildikleri için seslerini çıkarmadan denileni yapıyorlardı.

Bu sırada benim de başa çıkmam gereken kendi baş ağrısı sebebim vardı.

"Komutan, bu bavulu taşımamı ister misin?" diye sordu Greg. Son zamanlarda benimle iyice samimi, neredeyse arkadaşça bir tavırla konuşmaya başlamıştı.

"Bana öyle seslenme. Bunu hâlâ kabul etmiş değilim."

"Hadi ama, onun kişisel muhafız birliğine liderlik ediyorsan, bu seni bizim de komutanımız yapar. En azından benim gözümde öyle." Sırttı. "Seninle çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum, Komutan."

Bu durum gerçekten berbattı.

Bayan Hertrude, kendisine eşlik etmesi için görevlendirilen öğrencilerin arasında durmuş, biraz öteden bu atışmamızı izliyordu. "Krallık gerçekten de çok acımasız bir yer," diye mırıldandı.

Cinsiyetler arasındaki bu adaletsiz uçurumdan bahsettiğini tahmin ettim. "Prensliğin sınırlarında durum farklı mı?" diye sordum.

"Ha, benim ülkem asla böyle pespaye bir şeye müsaade etmez."

Eğer bu doğruysa, Holfort Krallığı'nı satıp Fanoss Prensliği'ne sığınma fikri kulağa hiç de fena gelmiyordu. Tabii bunu gerçekten yapmam mümkün değildi.

"Ama prenslik de eskiden krallığın bir parçasıydı, değil mi? Nasıl oldu da bu kadar farklılaştı?"

Bağımsızlığını savaşarak kazanmıştı. İki ulus arasında süregelen düşmanlık, bizi bugünkü çıkmaza sürükleyen şeyin ta kendisiydi.

"Sadece krallık halkı için üzülüyorum," dedi Bayan Hertrude. "Özellikle de senin için, Vikont Bartfort. İşin çok zor. Evleneceğin kadın her kim olursa olsun, yarı insan sevgilisini herkesin gözü önünde gezdirecektir. Biz prenslikte böyle ahlaksızlıklara izin vermeyiz. Eğer taraf değiştirmeyi kabul edersen, sana bir kahraman gibi davranılacağını garanti ederim."

Etrafta bizi izleyen kaç kişi var haberin var mı senin? Bunu burada ulu orta konuşma! Sadakatimi sorgulamama sebep olacaksın.

Mesela Greg, gözlerini öfke ile kısarak konuşulanları can kulağıyla dinliyordu.

Tam o sırada Marie yanımıza yaklaştı. "Hey, hazine arama işine ne oldu? Bir an önce yola koyulmak istiyorum."

Prenses gözlerini devirdi. "Azizsin, değil mi? Paraya bu kadar kafayı takmış olman ne garip."

Sanki mayına basmıştı.

"Sen ne anlarsın be?!" diye tükürürcesine konuştu Marie. "Ailem beni zerre umursamadan gırtlağına kadar borca battı!"

Marie'den gerçekten nefret etsem de en azından tek bir konuda ona acıyordum: Ailesi harbiden tam bir baş belasıydı. Onun adına o kadar borç yaptıklarını duymuştum. Ne aşağılık heriflerdi ama. Neredeyse kıza üzülecektim. Neredeyse.

Greg onu teselli etmeye çalıştı. "Merak etme, Marie. Julius ve diğerleri ailenin borçlarını ödemek için canla başla çalışıyor."

Böylece o aptal çetesinin beşte üçünün nereye kaybolduğu gizemi de çözülmüş oldu.

Marie'nin yüzüne karanlık bir gölge çöktü. "Paran olmayınca hayat çok zor... Canının çektiği hiçbir şeyi alamıyorsun. Ayakkabın delik deşik olsa bile yenisini bulamıyorsun. Yaşam masraflarımı olabildiğince kıstım ama yine de yetmiyor. Elime ne kalıyor, onu bile bilmiyorum artık."

Yahu, bu kız gerçekten lanetlenmiş olabilir miydi?

"Burada keselim, olur mu?" dedim. "Bayan Hertrude bile huzursuz oldu."

Marie ayakkabı deliklerinden bahsetmeye başladığı sırada prenses çoktan pişman olup kısık sesle özür dilemişti.

Herkesin gemiden iniş telaşını izlerken etrafıma bakındım. "Harabelere gitmeden önce yerel halkı ziyaret edip onlarla konuşmalıyız. Tek sorun elf köyünü nasıl bulacağımız..."

Bu adanın coğrafyası hakkında hiçbir şey bilmiyorduk.

Kyle elini hızla havaya kaldırdı. "Sizi oraya götürebilirim. Ben burada doğdum."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.