Ormanın derinliklerine doğru, Kyle önden gidecek şekilde ilerlemeye karar verdik.
Her zamanki gibi dünyadan habersiz olan Marie, bu duruma gerçekten şaşırmış görünüyordu. “Aşk olsun Kyle, buranın senin memleketin olduğunu daha önce söyleseydin ya. Herkes için ufak tefek hediyeler hazırlardık.”
Muhtemelen çocuğa memleket ziyaretinde eşlik eden can yakın bir dost rolü oynamayı planlıyordu. Fakat Kyle cephesinden bakıldığında durum epey utanç verici olmalıydı; köle olarak satılmıştı ve şimdi yanındaki hanımefendi ile geri dönüyordu. Herhalde köylülerin karşısına geçip, "Selam millet, beni satın alan kız işte bu!" diyecek hali yoktu.
Kendi kendime güldüm. Onun yerinde olsam yerin dibine girerdim. Marie nasıl olmuş da buranın onun memleketi olduğunu öğrenememişti?
“Hediyeye gerek yok.” Kyle, ortağın güvertesinde tek başınayken takındığı o mesafeli ifadeyle yürümeye devam etti. Burada olmaktan zerre memnun görünmüyordu. Aksine, üzerinde ağır bir kasvet vardı.
Aşırı duyarsız Marie’nin aksine, Livia çocuğun keyifsizliğini hemen sezmişti. “Leon,” diye fısıldadı, “sence de onda bir gariplik yok mu? Sonunda evine dönüyor ama neden bu kadar hüzünlü görünüyor?”
Omuz silktim. “Belki de dönmek istememesinin ardında başka sebepler vardır.”
Angie ise bambaşka bir havadaydı.
“Demek elflerin yaşadığı orman burası, hmm? Burada bir zindan olduğunu hiç bilmiyordum. Görmek için sabırsızlanıyorum!”
Heyecandan içi içine sığmıyordu.
Bu sırada Marie, şimdiden çıkacağı maceranın getireceği başarıların hayalini kurmaya başlamıştı bile. “Her şey harika olacak. Buradan güzel bir para kırarsak bütün borçları sıfırlarım. Hatta üstüne para bile kalabilir! Belki o meşhur yemek tezgahlarından birinde karnımı doyurur, üstüne bir de tatlı ısmarlarım! Ah, bir de yeni kıyafetler almam lazım. Üzerimdekiler dikiş yerlerinden sökülmek üzere zaten.”
Onu dinlemek bile insanın içini karartıyordu. Bir insan nasıl bu kadar acınası olabilirdi? Azize ilan edilir edilmez tapınak onun günlük masraflarını karşılayacak parayı kesinlikle bağlamış olmalıydı. Ama daha o paranın tadını çıkaramadan, ailesi o canavarca borcu üzerine yıkmış olmalıydı. Geçmiş hayatında nasıl bir günah işlemişti de böyle bir cezaya çarptırılmıştı acaba?
Ön tarafta bizim küçük grup, arkada ise Jilk ve Greg olacak şekilde ormanın içinden geçen, düzgünce temizlenmiş tek bir yolda ilerliyorduk. Diğerleri ise ortada yürüyordu. Aralarında yüzünde hoşnutsuz bir ifadeyle ayaklarını sürüyerek yürüyen Bayan Hertrude de vardı. Onunla konuşmak için biraz geride kaldım.
“Gemide bekleyebilirdiniz,” dedim.
“Kendi tercihimdi. Hem buraya kadar gelmişken harabeleri kendi gözlerimle görmemek yazık olurdu.”
Onun serbestçe dolaşmasına izin veren tepedeki o aptalların akıl sağlığından şüphe etmek gerekiyordu. Biraz daha temkinli olmaları gerekmez miydi?
Luxion, tek kırmızı gözüyle yolu dikkatle inceleyerek omzumun üzerinde süzüldü. “Usta, bu ‘elfler’ tam olarak nedir?”
“Bilirsin işte, fantastik bir ırk. Hayırdır, ilgini çeken bir şey mi oldu?”
“Verilerime göre elf adında bir ırk mevcut değil. Bu da demek oluyor ki, ben bunca yıl bekleme modundayken bir anda ortaya çıkmışlar. Bu durum sizde hiç merak uyandırmıyor mu?”
Bu konuyu daha önce hiç derinlemesine düşünmediğim için hayır, uyandırmıyordu.
“İnsanlarla melezlenemiyor olmaları, buna rağmen erkeklerin…”
Bir köyün belirmesiyle birlikte onun konuşmasını kulak ardı ettim.
Kyle eliyle ileriyi işaret etti. “İşte, doğduğum yer orası.”
Marie sevinçten yerinde zıpladı. “İnanılmaz! Her yer afet kaynıyor!”
İlk bakışta burası sakin ama her türlü imkana sahip, düzenli bir yerleşimdi. Binaların çoğu ahşaptandı ve bu da köye hoş bir bütünlük katıyordu. Köylülerin hepsi de göz alıcı derecede güzeldi; fit vücutlarını saran dar kıyafetler giymişlerdi.
Jilk, bilgiçlik taslayacağı zaman yaptığı o klasik hareketle elini çenesine götürdü. “İnsanların çoğu tüm elflerin güzel olduğunu düşünür ancak onların estetik algısı bizimkinden oldukça farklıdır.”
Marie ve Greg şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Nasıl yani, gerçekten mi?”
Tabii ya, bunu bilmenizi beklemiyordum zaten. Gerçi ben de bilmiyordum.
“Kesinlikle. Onların estetik anlayışı bir kişinin sahip olduğu mana miktarına dayanır, bu yüzden bireysel dış görünüşle pek ilgilenmezler.”
Diğerleri bu bilgiyi ilgiyle dinlerken, Kyle sohbete dahil olmak için en ufak bir hamle yapmadı. Yazık; bir elf olarak bu konularda Jilk’ten çok daha fazla bilgi sahibi olmalıydı.
“Bayağıdır tuhaf davranıyorsun,” dedim ona yaklaşarak. “Nen var?”
“Lütfen benimle konuşma. Sırf kendi vicdanını rahatlatmak için bana iyi davranmaya çalışma. Ve moralim bozuk diye senden yardım fiyakası beklediğimi falan sanıp hayallere kapılma. Senin gibi pisliklerden nefret ediyorum.”
Yine tepemin tası atmıştı. “Ben de senin gibi sümüklü veletlerden nefret ediyorum. Umarım o salak hanımefendini annene takdim ederken utancından yerin dibine girersin.”
Kyle içini çekti. “Hiçbir şeyden haberin yok, değil mi? Beni iyi dinle, çünkü bunu sadece bir kez anlatacağım. Elfler için köle olmak sadece bir işten ibarettir. Bu kelime senin kulağına kötü gelebilir ama buradaki köleler son derece iyi muamele görür. Kesinlikle akademideki siz züppelerden çok daha iyi şartlardalar.”
Söylediklerinde haklılık payı vardı ama bunu onun ağzından duymak yine de sinirimi bozmuştu.
“Anlıyorum,” diye mırıldandı Luxion. “Demek elfler için bu sadece bir iş. Mantıklı.”
Kendi aramızdaki bu konuşmadan habersiz olan Jilk, dersine devam ediyordu. “Elflerin insanlardan çok daha uzun yaşadığı söylenir. Bir düzine yıl onlar için hiçbir şeydir.”
Demek zengin bir kadına hizmet etmek sadece uzun vadeli bir işti, öyle mi? Yine de Kyle’ın sözleri aklıma takılmıştı. Diğer kölelerin –ya da her ne ad veriliyorsa o hizmetkarların– da aynı şekilde hissedip hissetmediğini merak ettim. Köle kelimesi insanlar için kötü bir anlam taşıyordu ama bildiğim kadarıyla akademideki tüm hizmetkarlara ustaları tarafından oldukça iyi davranılıyordu. Hatta erkek öğrenciler onlara gıpta ediyordu.
Elflerden biri bize doğru yaklaştığımızı fark edip hızlı adımlarla o tarafa yöneldi. Yeşil saçlı, altın sarısı gözlü ve son derece sevimli yüzlü bir kadındı. Minyon fiziğine bakarak bizimle hemen hemen aynı yaşlarda olduğunu tahmin ettim. Gözlerim ister istemez kadının o devasa göğüslerine kaydı.
Ne var yani? Ben de büyüme çağında bir erkeğim neticede.
“Kyle!” Bize doğru koşarken el salladı.
Sanırım birbirlerini tanıyorlardı.
Kadın yaklaştıkça Kyle’ın duruşu kasıldı. Jilk ile sohbet etmekle meşgul olan Marie’nin yanına sokuldu. Lafı keserek, “Hanımefendi Marie,” dedi, “bu kadın benim annem. Adı Yumeria.”
Bir dakika, ne? Annesi mi?!
Elfler her zaman gerçek yaşlarından çok daha genç görünürlerdi. Hadi canım, yoksa Kyle göründüğünden çok daha mı yaşlıydı? Eğer öyleyse kader ortağı sayılabilirdik.
“Ha? Ah! Şey, memnun oldum!” Marie şaşkınlıkla kekeleyerek selam verdi.
Bayan Yumeria da benzer şekilde telaşlanıp başıyla selam verdi. Marie de aynı şekilde karşılık verince, aralarındaki bu neredeyse komik kibarlık ortamdaki gergin havayı biraz olsun dağıttı.
Ancak Kyle son derece mesafeliydi. “Yanımdaki kişiler köyümüzün harabelerine girmek istiyor. Tabii ki önce köy liderinin iznini alacağız, buraya sadece saygılarımızı sunmaya geldik. Müsaadenizle…”
“Şey,” dedi Bayan Yumeria, “eve dönmeyeli uzun zaman oldu Kyle. Bana karşı bu kadar yabancı gibi davranmak zorunda değilsin—”
“Geçmişi yad edecek vaktim yok. Çalışıyorum.” Bir hizmetkar olarak Kyle’ın takınması gereken doğru tavır belki de buydu ama yine de fazlasıyla soğuk davranıyordu.
Bayan Yumeria’nın yüzü asıldı.
“Hadi ama, annene karşı bu kadar mesafeli olma,” diye çıkıştım ona. “Uzun zaman sonra ilk kez dönüyorsun, değil mi?”
Kyle her zamankinden daha da kin dolu bir bakışla bana dik dik baktı. “Aramızda bir samimiyet varmış gibi davranma. Ben Hanımefendi Marie’nin özel hizmetkarıyım ve seninle dost olmaya hiç niyetim yok.”
Greg’in burun delikleri öfkeyle kabardı. “Hey, haddini aşıyorsun. Bartfort bizim komutanımız!”
Marie bile hizmetkarının bu tavrını biraz garip bulmuş gibiydi. “Kyle, kavga çıkarma. Bugün gerçekten çok tuhaf davranıyorsun.”
“Her zamanki halim işte. Gelin, liderin evi bu tarafta.” Annesine dönüp tek bir bakış bile atmadan öne doğru yürümeye başladı.
Livia endişeli bir tavırla Bayan Yumeria’ya döndü ve “Şey, Kyle adaya geldiğimizden beri biraz garip davranıyor. Yani, sanırım sadece keyfi yerinde değil,” dedi.
Bayan Yumeria hüzünlü bir şekilde gülümsedi. “Sorun değil. Hatalı olan benim. Bu kadar çirkin ve kirli olan benim.”
O kelime –kirli– zihnimi kurcalamaya başlamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.